Aikidoyu Sevmek

BowingAikido’ya başlayalı tam altı ay oldu.

İnsan hafızası oyunlar oynar insana; anımsadıkları ile geçmişi yeniden yaratır; unuttukları ise hiç yaşanmamıştır. Yaşamımıza bir anlam vermek isterken zamanı da yıllara, aylara böler anılarla kurgulamaya çalışırız.

Aikido’yu düşünürken ise yaşananların tek başına bir anlamı olmadığını görüyorum, hatta silindiğini.. Yükselen bir yapı düşünün; tuğlalar tek başına ne kadar anlamlıdır ki? Gelinen nokta bile yalnızca bir sonraki adımın basamağıdır.

Biraz kendimi yinelemekten çekindiğim için, biraz da yeni bilgilere duyduğum açlıktan güncelere ara vermiş; çevirilere başlamıştım. Burada paylaşılan dışında sanırım yedi makale çevirim daha oldu. Değerli literatürler olmasa bile duygularımı dengeleyecek düşünsel altyapıyı kurmamda yardımcı oluyorlar. Zira gittikçe daha fazla Aikido’nun bir okul özelliği taşıdığını düşünüyorum.

İki kesit olarak karşılaştırırsam. Altı ay önce sürekli masa başında oturmaktan bunalmıştım ve hantal hissediyordum. Görsellikten başlarsak bedenim kendine geldi; dört-beş kilo verdim. Ama asıl değişiklik içimdeki sıkıntının yok olmasıyla kendini gösterdi. Sıkıntı hiçbir zaman dile getirmediğim ve kabul edilemez bir sözcüktür; o yüzden itiraf olarak yazıyorum. Çünkü sıkılan insan aslında yaşamayı beceremeyen bir insandır. Üzülürsün, acı çekersin, savaşırsın, kahkaha atarsın, kitap okursun, sohbet edersin.. ama sıkılmazsın.. yaşamaktasındır. Kendine acımak kadar korkunç bir duygudur sıkılmak.. Eşiktir.. Tad duyularının körelmesidir. Tek çözümü vardır aslında; kendini ruhen ve bedenen zorlamak.. Bakmadığın yeri görmek.. Bazen neye inanıyorsan tersine yürümek..

Aikido beni o kadar zorladı ki önceleri.. ne bedenim söz dinledi ne zihnim.. Birgün önce öğretileni anımsayamıyordum; ezber bozan bir yanı vardı.. Ele kola değil “niyet”e bakmayı yeni yeni algılıyorum. Hız ve güç kullanımı ise başlı başına bir sorun.. Bir yandan sonucu anlamama yardımcı oluyor, diğer yandan yanlışları arttırıyordu. Yanlışları önemserken egonun kırılmamasını öğrenmek gerçekten zaman alıyor.

Bileklerim morarıyor bazen; eş ile uyumsuzluğun görsel kanıtı. Ya da esnemede kramp giriveriyor.. Yanlış noktaya yanlış ağırlık.. Bedenin seninle her an iletişim haline geçiyor; farkındalık artıyor. Bu süreçte uyum yalnızca eşler arasında önemli değil, öğreti ile de barışmak gerekiyor. Bir tiyatro sahnesinde eline aldığın kılıç gerçekmiş gibi kendini yoğunlaştırırsın.. Aikido bir adım önde.. Katana benzeri olduğu için değil bütün yüreğinle bokkeni sevmeye başlıyorsun. Geçen cuma ders sonrası eve gittiğimde salonda müzik çalıyordu.. Önce dans etmeye başladım ama o kadar çok aklım çalışmamızda kalmış ki; elime bokkenimi aldım. Zamandan, mekandan kopuvermişim. Saygı ve kuralların yavaş yavaş sevgiye geçişi bu olsa gerek..

Eskisi gibi hakkında konuşmuyor fazla anlatmıyorum Aikido’yu.. tıpkı yaşarken fotoğrafını çekmeyi istememek gibi.. Yine de altı ay bir geçiştir kaleme alıp onurlandırmak gerekir diye düşündüm.

Dojoma sevgilerimle..

16 Mayıs 2012

Bir Cevap Yazın