web analytics
Oğuzhan Yılmaz 7 Ağustos 2010

indirBushido, insanın ağzından kolayca, ama güçlü bir titreşimle çıkan basit bir kelime. Uzakdoğu hikayelerinin çekici mistik havasını üzerinde taşıyor biraz. Söylemesi bile havaya sokuyor insanı. Evde kendi kendine BUSSSHIIIDOOOO diye bağırarak tahta kılıcını çekip vazoları falan kırası geliyor insanın bazen. Bilmiyorum belki de bana öyle geliyor. Tabi evde suburi yapmaya çalışırken yokettiğim avizenin, duvar alçılarındaki kesiklerin  ya da hedef niyetine kullanılırken kırılan ufak tefek eşyaların anısı etkiliyor durumu.

Kelimenin kendisi böyle gaza getirse de ifade ettiği şeyler pek öyle hızlıdan gerçekleşmiyor. Belki de tüm yaşam boyu süren bir çalışmayı, sabrı, adanmayı ve inanmayı barındırıyor içinde.

Gi, Adalet
Gi, Adalet

Şövalyelik, Japon toprağına, ne simgesi olduğu kiraz çiçeğinden daha az yakındır, ne de tarihimizin çiçek bahçesinde kurutulmuş bir antik fazilet örneğidir. Hala aramızda yaşayan bir güç, güzellik nesnesidir ve elle tutulur bir şekilde olmasa da ahlaki atmosferimize yaydığı kokuyla, bize hala onun kuvvetli büyüsü altında yaşadığımız farkettirmektedir. Onu ortaya çıkaran ve besleyen toplum şartları uzun zaman önce yok oldu; ancak artık orada olmayan uzak yıldızlar hala ışıklarını üzerimize göndermeye devam ediyorlar. Derebeyliğin çocuğu olan şövalyeliğin ışığı hala ahlaki yolumuzu aydınlatıyor.

Bushido şövalyelerin uyması istenilen ahlaki kuralların şifresidir. Yazılı değildir; ağızdan ağıza gelmiş birkaç vecize ya da usta savaşçı veya bilgelerin kaleminden gelmektedir. Kalbin katmanlarına yazılmış bir koddur. Bir kişinin beyninden veya bir insanın yaşamından çıkmamıştır; savaşçılığın yüzyıllarca süren organik gelişimidir.

(Nitobe Inazo’nun Bushido adlı eserinden)

Yuu. Cesaret
Yuu. Cesaret
Bu muhteşem kelime en basit anlamıyla “savaşçının yolu” olarak tercüme edilebilir. Ancak bu kadar dar bir çeviri olur ki ancak evde sağı solu dağıtıp samuraycılık oynamamıza yarar. Gerçekten bushido’yu anlayabilmek için, üzerine kurulduğu 7 temel kavrama bakmak, bu temellerin atıldığı zamanlarda ki siyasi, askeri ve manevi yaşamı düşünmek ve yıllarca bize ezberletilen önyargıların çemberinden çıkarak düşünebilmemiz gerekir. Tüm bu gereklilikleri yerine getirdiyseniz eğer şunu farketmişsinizdir ki bushidoyu anlamanın tek yolu onu uygulamaktır.

Sadece sözüm ona bakmak için sıraladığım kavramları  tam olarak yazmaya çalışsam, önümüzdeki 5 yıl boyunca bu blogu dolduracak kadar ya da bir kitap olacak kadar yazı çıkar. O yüzden çok detaylara girmeden bakalım konuyu. Bunun üzerine yazılacak çok yazı var.

Jin, Yardımseverlik
Jin, Yardımseverlik
Dünyadan uzunca bir zaman yalıtılmış olarak yaşamış bir toplumdan söz ediyoruz. Ticaret gelişinceye ve teknoloji yükselişe geçinceye kadar dünyanın köşesindeki bu adada neler olduğundan pek kimsenin haberi yoktu. Hayatta kalmak, zaten az miktarda olan toprağın en azından bir kısmının yönetimine sahip olmak ya da sahip olan birilerinin yakınında olmakla neredeyse eş anlamlıydı.İnsan evladının sahip olduğuyla yetinmesi  nadir görülen bir özellik olduğundan, tabi ki toprak sahipleri daimyo’lar (derebeyleri), topraklarını geliştirmek için savaşırlardı. Böylece Japonya  yüzyıllar boyu süren bir savaşa sahne oldu. Doğal olarak savaş günlük hayatın bir parçası olmuş, sıradan insanların bile yaşamı şekillendirmişti. Bazılarını içinse yaşamın ta kendisi olmuştu savaş.

Rei, NEzaket
Rei, NEzaket
O yıllarda herkes kılıç kuşanırdı. Her çekik gözlünün karateci olmaması gibi, her kılıç kuşanan da samuray değildi. Samuray, derebeylerine bağlı orduların en seçkin askerleriydi. Aynı zamanda toplumsal yapının en saygı gören sınıfını oluştururlardı. Taşıdıkları biri uzun diğeri kısa çift kılıçla ayırdedilirlerdi. Bizler onları kılıcın hakimleri, usta savaşçılar olarak bilsek de samuray kelimesinin tam karşılığı “hizmet eden”dir. Bu “hizmet eden”ler kendilerine ait klanlar halinde yaşar ve hayat boyu savaş için eğitilirlerdi. Seçenekleri yoktu; o toplumun içinde samuray olarak doğarlar ve öyle ölürlerdi. Ölüm samuraylar için yaşamın tersi, bitişi ya da bir son değil, yalnızca ulaşılacak yüksek bir hedefti. Tabi ki ölmek için can atan adamlar değillerdi. Ama ölümde onlar için çekinilecek hiç birşey yoktu. Verilen görevin başarıya ulaşması için ya da başarısızlık karşısında ceza için bir samuray tereddüt etmeden kendi canını alabilirdi.

Makoto, Dürüstlük
Makoto, Dürüstlük
Yüzyılların birikiminden gelen savaşçı geleneği Bushidonun köklerinde ise adalet, cesaret, yardımseverlik, nezaket, dürüstlük, onur ve bağlılık kavramları vardır. Günümüz dünyasında değerlerini hala koruyan bu kelimeler üzerine, biz koşuşturmaca insanları pek düşünmeyiz. Zamanımız yoktur ya da engellerimiz vardır. Ama yine de her geçen gün gelişmekte ve medenileşmekte olan toplumumuzun kabuğundaki güzel ve parlak incilerdir bu kavramlar. Biri sorduğun parmağınızla gösterebilirsiniz parlak ışıklarını. Artık parmağa mı bakarsınız ışığa mı o size kalmış. Ama bu kavramlar bir zamanlar kılıcın keskin kenarında yaşamlarını sürdüren, tereddüt etmeden kendini ya da başkalarını öldürebilen, neşterden daha keskin ve bir metreden uzun bir çeliği bedeninin bir parçasıymışcasına ustalıkla kullanan samurayların yaşam disiplininin bel kemiğini oluşturmuştu. Bu insanlar, rahatlıkla onurları ya da kayıtsız şartsız bağlılıkları adına yaşamlarına son verebiliyordu. Günlük hayatlarında tüm nezaket kurallarına harfiyen uymaları beklenirdi onlardan. Her ne kadar savaşçı olarak anılsalar da çoğu hat sanatı, bitki yetiştirme, şiir ya da resim gibi alanlarda başarılıydı.

Meiyo, Onur
Meiyo, Onur
Böyle baktığımız zaman ortada bir paradoks varmış gibi görünüyor. Bir tarafta yaşamdan bu kadar hızlı biçimde vazgeçebilmek, diğer tarafta sonsuz bir gelişim peşinde sürekli çalışmak çabalamak.Bütünü parçalarına ayırdığımızda göründüğü gibi karmaşık değil aslında. Zen düşüncesinin zihni boşalatarak varlığın özüne ulaşma çabasının enstrumanı samuraylar için kılıç olmuş. Samuray ateşte çelik döver gibi, ortada kılıç ve kişi ayrımı kalmayıncaya, kılıç ruha dönüşünceye kadar durmaksızın eğitir kendini. Böylece benlik ayırımı ve egonun oyunları kaybolur gider. 

Eski samuray deyişlerinden biri; zorlu bir savaştan çıktıktan sonra miğferinin kayışlarını gerdir der. İş bitti uzat ayakları at kılıcı bir kenara yerine, bir sonraki savaş için kılıcını temizle ,tekniğindeki açıkları gör, onları düzelt ve daha iyisi için hazırlan. Beden tükendiği anda, ruh keskinliğini koruyabiliyorsa, yeniden ayağa kalkmak ve yola devam etmek mümkün olabiliyor.

Bushido, bu zihin durumuna ulaşmak ve bunu sürekli kılmak için bir yol haritası aslında. Sadece kanlı savaş alanlarına özel değil üstelik. Japon kültürünün her noktasına işaretleri bulunabilir. Bir marangoz işini nasıl yaptığını anlatırken bile Bushidodan bahsedebilir. Bugün dünyada birçok iş yöneticisinin ya da baskı altında çalışmak zorunda olan insanların savaş sanatları öğrenmesinin özünde de aynı şey vardır.

Cuugi, Bağlılık
Cuugi, Bağlılık
“Son Samuray” filminde adamımız samuray köyünde bir sabah yürüşü yaptıktan sonra ben hayatımda böyle bir disiplin görmedim der. “İnsanlar burada sabah kalıp, yaptıkları işte mükemmelleşmeye çabalıyorlar”

Bir Cevap Yazın

error: Kopyalama ama paylaş...
%d blogcu bunu beğendi: