Dağda Mahsur Kalmak

Saotome Sensei’nin “Michi Mountain” Kaligrafisi – küçük tırmanıcılara dikkat –

Hepimiz dövüş sanatları eğitiminin, bir dağa tırmanma metaforu ile karşılaştırıldığını duymuşuzdur. Bu dağ metaforu ilham verici ve öğretici bir imaj sağlar. Ancak, Saotome Sensei bu imajın öğretmenler için oluşturduğu tehlikeli potansiyel tuzaklara dikkat çekiyor.

Dağ Metaforu

“Dağa tırmanma” metaforu bir çok dövüş sanatında kullanılan bir metafordur. Bu metafor, ilerlemenin sağlanması için gerekli kararlılık ve çabaya değinirken, aynı zamanda diğer dövüş sanatı çalışmalarına da saygı duymayı beraberinde getirir – “sadece bir insan türü vardır ve tüm yollar aynı dağın zirvesine götürür”. Metafor öğretmen ve öğrenci arasındaki ilişkiyi de kapsar; öğretmenin görevi öğrencilerinin önlerindeki yolu açıp, tehlikeler ve potansiyel yanlış adımlara dikkat çekerken, daha yukarıya tırmanmak için el, ayak ve bakışlarını nereye yönlendireceğini göstermektir. Aynı zamanda öğretmen her ne kadar yetenekli (kabiliyetli) olursa olsun, tırmanan başka birçoklarının olduğu ve daha yükseklerde her zaman başkalarının olacağı düşüncesini de kapsar. Gerçek anlamda dağın zirvesine hiç bir zaman ulaşılamaz.

Dağa Tırmanmak Tehlikelidir

Ne yazık ki, dağ metaforu zihinsel bir tuzağı da beraberinde getirir; bir süre tırmandıktan sonra durup biraz dinlenip manzaranın keyfini çıkarabileceğimizi ve başarıyı takdir ettiğimizi düşünmemizi sağlıyor. Tırmanış yorucudur, dağın zirvesi gerçekte asla yakınlaşmadığından “buradan manzara yeterince iyi” ve “bunu başardım, bu yeterli!” düşüncesini cazip hale getiriyor. Ne yazık ki, öndeki kişi durduğunda, arkasından gelen diğer tırmanışcıların kendi başlarına devam etmesini de zorlaştırıyor. Aşağıdaki yazı, Saotome Sensei ile bu temaya dokunan iki konuşmadan alınmıştır.

Sensei, “Eğer öğretmen ilerlemez ise öğrenciler de ilerleyemez” diyor.. Tabi ki, örneğin, eğer bir öğretmen “nidan” seviyesi tekniklerin ötesinde kendini geliştirmiyorsa, öğrencilerin de nidan seviyesi ilerisinde teknikleri geliştirmesi zor olacaktır. Bununla birlikte, Saotome Sensei, dojonun da bir  “”öğrenme” ve “yenilikçi” yapı yerine, taklitçi ve kendini tekrarlayan bir kültüre evrilebileceğine dikkat çekiyor. Sensei, bir senseinin “tırmanmayı bırakması” durumunda tüm seviyelerdeki öğrencilerin hiç bir zaman bir tırmanıcı olamayacakları tehlikesini vurguluyor. Öğrenciler her zaman öğretmen modelini takip ederler  ve çoğu zaman Sensei’nin öğrettiklerini öğrenmeye çabalamakdan daha fazla, bilinçli veya bilinçsiz olarak Sensei’nin tutum ve davranışlarını da örnek alırlar. Eğer, Senseiler aktif biçimde kendilerine “meydan okumuyor” ise öğrenciler Sensei’deki bu durumun farkına varıp  ya eğitimden ayrılır yada bu eğitim içinde kendilerini daha rahat hissederler.

“Eğer öğretmen ilerlemez ise öğrenciler de ilerleyemez”
Saotome Sensei

“Kendilerini zorlamayı ve yeni birşeyler öğrenmeyi bırakma ve böylelikle öğrencilerinin de ilerlemeyi durdurması durumu onlarca yıllık deneyimli rokkudan, nanadan veya Shihan seviyeleri için bile geçerli mi?” sorusunu sordum. Sensei, açık eli ile diğer elinin yükselmesini engelleyerek, “evet” karşılığını verdi. Daha sonra şu şekilde devam etti “bence eğitim bir bilgi havuzu ve deneyim paylaşmakdan daha ötedir. Güçlü bir öğretmen ne yaptığı ve ne olduğu ile birlikte bir lider olmalı”

Sensei bazen kendisine zorlayıcı veya beklenmedik sorular sormamdan hoşlanır. Bu yüzden kendisine şöyle bir soru sordum; “Sensei, bir hachidan bile öğrenmeyi bıraktığında, takip eden bütün öğrencileri de öğrenmeyi bırakacağını mı kastediyorsunuz? “. Başını salladı ve “evet” dedi. Ben şu şekilde soruma devam ettim; “Saotome Sensei öğrenmeyi bırakırsa, ASU’daki tüm öğrencilerin de öğrenmeyi bıracağını mı kastediyorsunuz?”. kurnazca bir bakış ve gülümseme ile “evet, tabi ki” dedi.

Sensei’yi bir adım daha zorlayarak devam ettim; “Peki şimdi geçen yıla göre farklı ne yapıyorsunuz? Ne kadar ilerlediniz? Uke ile temasınız nasıl farklılaştı?”. Cevap olarak, Dünya’nın yüzeyinde duran bir adam resmi çizdi; Dünyayı Cennete bağlayan dikey bir çizgi, adamın hara’sında (merkez) buluşuyordu. Ardından adamın etrafında bir üçgen çizerek, adamın aura’sını temsil ettiğini belirtti. “Her gün Uke’nin niyet ve arzularından daha fazlasını görmek için uğraşıyorum. Onların aura ve ruhunu daha çok görüyorum. Gözlerim daha az fiziksel tehdit görürken, daha çok onların benimle, doğayla, Cennet ve Dünyayla, nerede uyum ve güç sahibi olduklarını ve nerede bana yakınlaşmak için uyumlarını bozduklarını görüyorum.

“Sıklıkla, öğretmenler geçmişdeki eğitimlerine tutunurlar ve bu durum stillerin yaratılmasına ve öğrenme şevkinin duraklamasına neden olurlar. Ne var ki, doğada böyle bir stil (metod) yoktur. Yemeğini sindirmek veya nefes almak için hangi stili kullanıyorsun? Bu konuda meditasyon yapıyorum ve uke’ye yaklaşımım, doğada varolan uyumun bir ifadesi. Budo gençken neler yaptıklarımın bir çalışması değil, Budo-Michi – “tüm yaşamdır”. Benim çalışmam asla durmaz. Çünkü Doğa, insanlar ve insanların Doğadaki konumları ile çevriliyim. Her an’ı, her seferinde yeni algılayarak çalışıyorum. Her uke ile sanki onları daha önce hiç görmemiş gibi çalışıyorum”. Sensei, Yoga ve Zazen’de, ve diğer medite edici sanatlarda olduğu gibi geleneksel oturarak meditasyon yapmıyor. Onun için meditasyon, zihniyle ve tüm dikkatini vererek  çevresini algılama, etkileşime geçme ve denge bulma pratiği.

Her uke (saldırgan) farklıdır. Bugünkü uke’ye dünkü tekniği kullanamazsın. Her bir saldırı farklıdır. Benzer şekilde, her öğrenci de farklıdır. Aynı zamanda her öğrencinin her bir gündeki ihtiyacı da farklıdır. Dünkü dersi bugün veremezsiniz, bugün dağın hangi rotasına çıkılacaksa ona uygun olan verilmeli. Sonunda, bir kişi , bir nage olarak kendinize farklı olabilme, bugün farklı bir nage olabilme, alanı/esnekliği vermelisiniz,

Aslında daha çok kum tepesine tırmanmak gibi

Evrenin özünde yatan temel ilke entropidir -madde ve enerjinin acımasız ve sürekli düzensizliği- Maalesef bu ilke dövüş sanatları öğrencileri olarak çalışma ve ilerleme çabalarımız için de geçerlidir.

Eğitim ve yaşam için dağa tırmanma metaforunun tartışırken, aslında tırmanılanın bir kum tepesi olduğunu Sensei ile farkettik. Bir dağa tırmanırken dinlenmek, kamp yapmak ve manzaradan keyif almak için gerçek anlamda durulabilir. Altınızdaki dağ hareket etmez ve sizin çabalarınıza kayıtsızdır. Ne var ki yaşam böyle değildir;  tırmanmayı bıraktığınızda aşağı doğru kaymaya başlarsınız. Zaman ve yaşlanmaya karşı bir yarış içindeyiz. Daha çok çalıştıkça vücudumuz bizi daha çok yüzüstü bırakıyor ve zihinlerimiz daha az esnekleşmeye başlıyor. Sonuçta, daha çok kum tepeciklerini tırmanmaya çalışmak gibi, her adımda veya kavrayışta biraz geri kayar ve az bir yol katederiz. Her bir hareketimiz kum çığlarının düşmesine sebep olarak bizi aşağı çeker ve durduğumuzda kaçınılmaz olarak kaymaya başlar ve birçok güçlükle elde ettiğmiz gelişmeyi kaybederiz. Kum tepesine ilerlemenin tek yolu kumun bizi aşağı çektiğinden daha hızlı tırmanmaya çabalamaktır. Sensei, bu metaforu sevdi; çünkü eğer bir kişi bu şekilde bir eğitimi düşünürse, seviye, titreler ve daha önceki başarıların üstünde dinlenemez. Bugünkü Shihan, çok daha alt seviyeden ama büyük kararlılığı olan bir kişi tarafından yetenek ve içgörü olarak geçilebilir. Bu metafore sevdim çünkü kum tanesine farklı bir anlam veriyor.

Nöroloji araştırmacısı bir arkadaşım bir keresinde bana beynin de bu şekilde çalıştığını söyleşmişti. Son araştırmalar beynin egzersizinin bunama ve bazı dejeneratif beyin hastalıklarının etkilerini önleyebileceğini gösterdiğini belirtti. Bununla birlikte, ortak düşüncenin aksine, “beyin egzersizi” yapmanın, kitap okumaktan ve bulmaca çözmekten çok daha fazlası olduğunu ifade etti; beyin, yeni dil öğrenme, farklı bulmacalarla uğraşma, bellek geliştirme teknikleri öğrenme gibi yeni ve zor şeyler ile karşı karşıya kaldığında gerçek nörolojik faydalar gözlemlenir. Araştırmalar, tüm yaşam boyunca beyinde yeni bağlantılar yapılmasının mümkün olduğunu da göstermektedir. Bildiğiniz ve iyi yaptığınız şeylerle uğraşmak, beynin gençliğini ve büyümesini sağlayan şey değildir, fark yaratan zor, yeni ve nitel olarak farklı olanı yapıyor olmakdır.

Tırmanmayı durdurduğunuz nasıl anlaşılır

Sensei ile konuşmaya devam ederken, muhtemelen hiçbir öğretmenin öğrencilerininin gelişiminini engellediğini düşünmediğini veya kendilerinin öğrenmeyi bıraktıklarını itiraf etmeyeceğini farkettim. Acaba, bir kişinin (öğretmen veya öğrenci olarak) nasıl “tırmanmayı bıraktığını”, veya hala öğrencilerine ilham verip kendilerinin de daha yükseğe tırmanın tırmanmadığını bilip bilemeyeceklerini merak ettim.

Sensei güldü ve dedi ki “söylemesi kolay, çünkü dağdan inmek kolay!” Eğer çalışmanız, dürüstçe, sizi zorluyorsa, sizi zorlayan (meydan okuyan) şeyleri takip ediyorsanız, düşme riski alyorsanız, muhtemelen tırmanıyorsun demektir. Ancak Sensei, “Aikido’da başarısızlık diye bir şey yoktur; Sadece fırsat, tepki, uyarlama, evrim vardır” dedi. Kolay olanı değil, sizin için zor olanı çalışıyor olmalısınız. Bu uke ile çatışma (zorlayarak) ile mücadele etmek değil, “bildiğini yapmak” cazibesi ile mücadele etmekdir. Öğrencilerinizin önünde bile, hatalar yapıyor olmalısınız, ancak hatalarınıza nasıl tepki veriyor olduğunuz liderliğin çok önemli bir unsurudur. shugyo çalışmalı ve zayıflıklarınızı keşfetmelisiniz. Başkalarının yapabildiği ama sizin yapamadığınız şeyleri bulmalı ve onları çalışmalısınız. Ne kadar yaşlı olursanız olun, bir gün önce yapamadığınız şeyleri yapmaya devam edebilirsiniz. Yeni bilgiler edinmeli, kendinizde yeni değişiklikler aramalısınız. İnançlarınıza, gerçek olduğuna inandığınız şeylere, yetenek ve bilginizin temellerine meydan okumasına istekli olmalısınız. Bugünün saldıranına (uke), dünün saldıranı gibi tepki vermemelisiniz. Aynı şekilde bugün Aikido ile ilgili gerçek olduğunu bildiğin şeylerin, dün  gerçek olarak bildiklerinden farklı olabileceğini görmeye (aramaya/farketmeye) çalışmalısın. Aikido’nun herhangi bir biçimi veya tarzı yoktur ve öğretmenler bunu incelemelidir.

“ Aikido’da başarısızlık diye bir şey yoktur. Sadece fırsat, tepki, uyarlama, evrim vardır”
Saotome Sensei

Öğretmen ve öğrenci birbirine bağlı olduğundan, öğrencilerinize bakarak da söyleyebilirsiniz. Öğrencilerinizin size benzememelerine izin verilmelidir. Saotome Sensei, gülerek devam etti; “Öğrencilerimin hiçbiri bana benzemiyor, hepsi farklı!”. Guy, Mitsugi Aikido’yu yapsaydın neye benzeyeceğini tahmin edebiliyor musun?” Bunu söylerken aşağı indi ve kendisini beceriksizce küçülttü; Ben Sensei’den fiziken çok daha büyüğüm! Öğrencileriniz yeteneğinize meydan okumalı, öğretinizi değiştirmenizi sağlayacak, sizi zorlayan şeyleri öğrenmeli ve yapmalıdırlar. Sizin kendi öğretilerinizi veya tarzınızı yansıtmayan yollarla başarılı olmalarına izin verilmelidir..

“Takemusu ‘sonsuz ifade’ dir, ve öğrencileriniz sınırsız ifade yolları bulmaları serbest olmalıdır. Bu şekilde arkanızdaki tırmanıcılar tırmanmanıza da yardımcı olabilirler. “

Sir Edmund Hillary ve Tenzing Norgay Sherpa, 1953’de Everest’e tırmanarak, dünyanın zirvesine ulaşan ilk kişiler oldular.

Yazının orjinali için : http://tampaaikido.com/articles/saotome-sensei-and-getting-stuck-on-the-mountain/
Çeviri : Çağrı Muluk

Bir Cevap Yazın