“Kız Çocuğu” Gözünden

At binmekten, savaş sanatlarından, kılıç kullanıp ok atmaktan hoşlanan biri olarak alışılagelmiş “kız çocuğu” tanımından bir hayli uzak olduğumu kabul ediyorum. Kimilerine göre daha “normal” hobilerim olsa daha iyiymiş, ne var ki ben bale yapmıyor veya evcilik oynamıyor olmaktan hiç bir zaman şikayetçi olmadım. Etrafımdaki insanlar da bir süre sonra bu deliyi olduğu gibi kabullenmeyi öğrendiler 🙂

the-last-samurai-4Savaş sanatlarına ilgim çoğu çocuk gibi filmlerle başladı. Öyle toplu tüfekli  filmleri pek sevemedim, kılıçların döneminde geçen savaşlar hep daha ilgi çekici oldu benim için. Son Samuray’ı izlediğim günün ertesi sabahıydı, hatırlıyorum. At binmeye götürüyordu babam beni. Filmden konu açıldı, sohbet ettik uzunca bir süre. Sonra babama denemek istediğimi söyledim, o da her zamanki gibi tamam dedi. Zaten ne kadar uçuk kaçık(!) şey denemek istediysem hiç engel olmadı ailem, çoğunu yapabileceğim yerleri de babam bizzat kendisi buldu (kız babası sonuçta, onun içine sinmeden olmazzz).

Özellikle Aikido’ya bir ilgim yoktu başlangıçta. Babam onu önerdi, ben de kabul ettim. Doğru seçimi yaptığımı bir sene sonra ara vermek durumunda kaldığımda anladım. Aikido’suz geçirdiğim bütün bir lise yılı hep dojoya dönmek isteğiyle geçti. Nitekim, 10. sınıfı bitirdiğim yaz babam bana yeni bir dojo bulmuştu.

3 sene boyunca o dojodan çıkmadım desem yeridir. Her boş vaktimde -hatta bazen o kadar boş olmayanlarında bile- oradaydım. Bana iyi geldiği yönleri saymakla bitiremem, ama sanırım size kız çocuğu gözünden bir kaç şey anlatabilirim.

Aklınıza geldiğini tahmin ettiğim ilk soruya cevap vererek başlayayım: Canın acımıyor mu?

428400_10150906230729706_230041459_nSavaş sanatı çalışıyoruz, tabi ki bazen canım acıyor. Kaldı ki benim fikrime göre biraz da acımalı, olay değişik bir dans türü haline gelmemeli yani. Tabi acımalı derken birbirimizin ağzını burnunu kırmaktan bahsetmediğimi anlamışsınızdır 🙂 Canım pek tatlı sayılmaz, kolay kolay acıdı demem yani. Gerçi çalışınca yumruk yemeye bile alışıyor insan. Çok inandırıcı gelmiyor olabilir ama durum bu. Artık nadiren de olsa “ah” dediğimde bana “yine kız çocuğu oldu bizimki” diyen gözlerle bakmaya başladılar zaten dojoda 🙂

Dojoya adım attığınız günden başlayarak “düşmek” öğretilir. İnanın kendinize zarar vermeden yere inmek ve sonrasında hemen ayağa kalkabilmek olayın en zor kısmı. Her yönde ve her yükseklikten düşmeyi öğrenmek az önce bahsettiğim yılların 2/3’ü gibi büyük bir bölümünü aldı. Bu düşüşlerim dışarıdan izlendiğinde insanlarda “bir daha nefes alamayacak” düşünceleri oluşturuyor, farkındayım. İnsanların gözlerinden bunu okumak mümkün. Ne var ki ben Aikido çalışırken hiç sakatlanmadım. (Laf aramızda, öyle bam güm düşüşlerden sonra tekrar ayağa kalkmam suratlarındaki ifadeyi değiştiriyor, şaşırsalar mı yoksa ölmediğime sevinseler mi bilemiyorlar. Bu da benim açımdan izlemesi oldukça keyifli bir şey.)

Sorunun bir de erkeklerle çalışmak yönünden cevabı var. Evet genelde bizden daha güçlüler. Ne yapalım, doğanın kanunu bu, karşı gelinmiyor. Oldukça güçlü erkeklerle çalıştım. Hatta onlarla çalışmayı tercih ettim çoğu zaman. Ufak tefek veya çok güçsüz bir kız değilim ama iş kaba kuvvete gelince bir erkeğe kafa tutmam mümkün değil tabi. Ayrıca kendimi korumayı öğrenebilmek için esas hedefim benden hem cüsse hem de kuvvet bakımından daha büyük kişilere teknik yapabiliyor olmak. Sonuçta gerçek savaş alanına (sokağa) çıktığımda karşımda onlar olacak.

Bir erkekle çalışmanın bir kız yönünden tabi ki artı ve eksileri var. Bir kere biz daha esneğiz, onlar biraz daha katı olmaya yatkın. Bizim esnekliğimiz hareketleri daha yumuşak yapmamızı sağlıyor ama onların katılığına ve gücüne karşı bir etkimiz olabilmesi için biraz zamana ihtiyacımız var. Bu zaman içinde de iki tarafın da birbirine yardımcı olmaya çalışması önemli. Bu noktada konu tekrar doğru şekilde çalışmaya geliyor. Dojo kimsenin birbirinin canını yakmaya çalıştığı bir yer değil. Biz birlikte, uyum içinde çalışmayı öğrenmeye çalışıyoruz. Bu, kendi dojonuz içinde gayet rahat ayarlanabilecek bir şey; çünkü zaman içinde herkes birbirinin tekniğini, uyumunu, hatta vücudunu öğrenmiş oluyor. Sıkıntılı durumlar bazen büyük seminerler sırasında ortaya çıkabiliyor. Yaşamla Uyumun Yolu’nu seçmiş olsalar bile bir kız tarafından yere düşürülmeyi kabul edebilecek duruma gelememiş erkekler çıkabiliyor karşınıza. Bunca zamandır belki iki ya da üç kere gelmiştir başıma ama karşılaşma ihtimaliniz olan bir gerçek. Tekniklerinin çok iyi olduğunu kanıtlamak istercesine çalışanlar var. Bunun sonu da bazen güç kullanmaya, bazen de çok sert tekniklere çıkabiliyor.

Ne var ki Aikido’yu düzgün çalıştığınızın anlaşılması için kıstas çoğu zaman ukeliktir. Akıcı ve uyumlu ukeliğinizi gördüklerinde bakışları değişecektir, emin olabilirsiniz 🙂 Zaten doğru nageliğe doğru ukelik sayesinde ulaşılabileceği söylenir. Tamamen katılıyorum. Eğer güçlü ve katı bir erkeğe iyi bir şekilde ukelik yapabilirseniz, sonuç aynı derecede iyi bir teknik olacaktır.

Toparlamak gerekirse erkeklerle çalışıyor olmak kötü değil, aksine oldukça iyi bir şey. Üstelik emin olun çalışmalarınıza çok büyük artısı olacaktır. Ayrıca itiraf etmeliyim ki yaptığınız tekniklerin onlar üzerinde işe yaradığını görmek insanın özgüvenini artırıyor 🙂

10609387_10152592640889706_2041145196_nSavaş sanatları çalışmak insana fiziksel olarak pek çok şey katıyor. Vücudunuzu kullanmayı, karşınızdaki insanın vücudunu tanımayı, iki tarafa da zarar vermeden sonuca ulaşmayı, hatta inanır mısınız “nefes almayı” öğreniyorsunuz. Bütün bu saydıklarım zamanla vücuda oturuyor, sonuçta yere basışınızdan sırtınızın dik durmasına, hatta baktığınız şey ile gördüğünüz şeyler arasındaki farka kadar gözle görülebilir gelişmeler meydana geliyor. Vücut için oldukça sıkı bir disiplin, dolayısıyla ciddiye alarak çalışmayı gerektiriyor.

İşin fiziksel olduğu kadar ruhsal ve zihinsel bir yönü de var. Siz fark etmeden zihniniz kendini, bir savaş alanında olmaya alıştırıyor. Yani kendini genişletiyor ve siz bunu istemsiz olarak hayatınızın her köşesinde kullanabilir hale geliyorsunuz.

Örneğin hem kendinize, hem de çevrenizdekilere karşı çok daha sabırlı oluyorsunuz. Bir nevi atak gelene kadar beklemeyi öğreniyorsunuz. Bu size düşünecek, tartacak zaman da sağlıyor ki böylece atağa mümkün olduğunca yakın ve etkili bir karşılık veriyorsunuz. Bu hem otobüs geldiğinde oluşan izdihamdan sıyrılmanızı, hem iş yerinde/okulda patronunuza/öğretmeninize ve iş/sınıf arkadaşlarınıza karşı daha sakin kalmanızı sağlıyor, hem de size, sorunları sanki dışarıdan bakıyormuşsunuz gibi değerlendirme fırsatı veriyor. Objektif bakabilmek, bir bakışta savaş alanının her köşesinde olan biteni fark edebilmek çoğu sorunun daha sizin canınızı sıkamadan çözülüp gitmesini sağlıyor.

Doğru nefes alıp vererek, daha sağlam adımlarla yürümeye başlıyorsunuz. Hem ruhsal, hem de fiziksel bir denge kurmanıza yardımcı oluyor. Bir insan kendi iç dünyasında ne durumda ise çevresine de aynı yönde etki eder. Sizin kendi dünyanızla barışmanız başkalarının da barışması demek. Belki farkındasınız, belki daha önce hiç düşünmediniz; sizin davranışlarınız zincirleme bir etki yaratıyor. Eşiniz, dostunuz sizden etkileniyor. Dolayısıyla çevreniz de yavaş yavaş size uyum sağlıyor.

Ben Fudoshin Dojo’da antrenman yapmaya başlayalı 4yıl oldu. Bu dört yılda dojomun hayatıma etkileri, muhtemelen bazılarını fark edemediğim kadar çok ve çeşitli. Örneğin; hayalimdeki meslekten dojom sayesinde vazgeçmedim biliyor musunuz?

Bu kadar anlattım ama bunlar sadece benim yaşadıklarım. Dojo, herkese kendini tanıması için bir fırsat verir. Bu fırsatı değerlendirebilecek kadar sabırlı olursanız, meyvesini kendinize en uygun yolda yürümeye başladığınızda toplamaya başlarsınız. İyi bir dojonun parçası olduğunuzda ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız sanırım.

Aikido çalışması uzun ve yorucu bir yol. Bizler aynı yolda yürüyenleriz, izdeşleriz. Yol her zaman aynı, ama herkesin yürüyüşü farklı. Çalışmamızın amacı kendimizi her açıdan geliştirmek, adımlarımıza her geçen gün biraz daha güvenmek.

Kim bilir, belki sizin yolunuz da bir gün bir dojodan geçer. Belki hoşunuza gider devam edersiniz, belki de size göre olmadığını düşünüp bırakırsınız. İster uzun yıllar çalışın isterseniz bir hafta deneyip bırakın, hayatınıza bir şeyler katacağına inanıyorum. Bana göre o mindere hiç değilse bir defa çıkmaya değer..

2 thoughts on ““Kız Çocuğu” Gözünden

  1. Böyle bir “kız çocuğuna” sahip olmak benim için her türlü onur ve gururun üzerinde…
    Teşekkür ederim sana göz bebeğim 🙂

Bir Cevap Yazın