Ne Solist Ne Korist; Yalnız Sanatçı…

008Her çocuk doğduğu andan itibaren kişilik özelliklerini ortaya koyar.

Bebeğimi kucağıma koyduklarında biçimlendireceğim bir hamur olarak hiç görmedim. Büyük bir merakla tanımaya çalıştığım bir insandı. Benden etkilendikçe daha fazla kendimi sorgular oldum.. Fiziksel tehlike yoksa “hayır” demedim; anlamaya, isteklerine çözüm bulmaya çalıştım.. İşte bu süreçte “özel” hissettirmekle “üstün” yetiştirmeye çalışmak arasındaki ince çizgiyi farkettim.

Aslında biz anne babalar çocukların kişiliklerine bakmadan hepsini hırslı ve rekabetçi yetiştirmeye çalışıyoruz. Notunu sekiz getirebilmek için üç saat çalışması gerekiyorsa gerçekten on alması için beş-altı saatini harcatmalı mıyız çocuklara? Herkesten fazla kitap okuyacağım diye hırslanan oğluma destek mi vermeliyim örneğin? Yoksa görev ve sorumluluklarının sınırlarını tanımayı, saatlerini, giderek bilincini paylaştırabilmeyi mi anlatmalıyım? Kişiliğimizin mozaik yapısını bozarsak toplumdaki mozaik yapıyı, barış ortamını nasıl kurarız?.. Koroda söylemeyi öğrenmeden hepimiz solist olmaya kalkarsak, seslerimiz birbirini boğar.

Aikido’da rekabet yok; yarışma yok; kazanan kaybeden yok. Hatta kaba kuvvet ve silaha dayalı bir savaş sanatı da değil. Aikido antremanı, dersi, gösterisi tanımlamalarının kaynağı da bu.. İzleyen gözlerini ayıramıyor ama fiilen denemeden ne olduğunu kavraması oldukça zor. Rekabet olmayınca hareketler tekrarlanıyor algısı var. Oysa yüzlerce hareket özümsendikten sonra, karşındakinin bulduğu boşluklara yapılan ataklara uyum sağlamak için yaratılan bileşimler kişiden kişiye ayrı karakter buluyor. Bu yüzden çalışmalardaki deneyimler geniş bir yelpazede yer almakta. Zira dojonun kendisi de mozaik bir yapıda..

Bir öğreti çevresinde toplanmış her yaştan, eğitim düzeyinden, meslekten insan olması beklenebilir elbette ama Aikido’nun bu kadar farklı kişilik yapısındaki insanı çekebilmesi şaşırtıcı geliyor. Aldırmaz, neşeli, ciddi, yumuşak, keskin, çekingen, atılgan, sabırsız, temkinli, alaycı, isyankar, uzlaşmacı.. Kadını erkeği her tanıştığım şaşırtıcı derecede hatta uç noktada birbirinden farklı.. Sahne oyunu yazarken en önemli sorun bir grup iç dinamizmi olan insanı bir mekanda  toparlayabilmektir. Aikido bunu yüklenebiliyor. Geçmişinizden ve sıfatlarınızdan arınarak sıfırdan başlıyorsunuz. Vücudunuzu, tepkilerinizi ve giderek ruhsal yapınızı tanıyacağınız bu süreçte saygınlığınız ve önceliğiniz yalnızca eğitim sürecinize ve çabanıza bağlı..

Uyuma dayalı bir savaş sanatında algılarınızın keskinleşmesi gerekiyor. Hareketler aynı olsa da biçemi farklılaşıyor. Tıpkı dans gibi.. Tekrarlarda bir ritm ve süreklilik oluşmaya başlıyor.. Ama kimi kez de olmuyor işte.. Düzeltme ve sorgulama eğilimleri öyle ağır basıyor ki tutuk ve zoraki bir hal alabiliyor. O zaman hareketlerden öte hedefe hatta gözlere odaklanmak en iyisi.. Duruş doğruysa, hareketler dengeli ve doğal geliyorsa bir şekilde öğrenilecektir. Belki de kılıcı daha çok sevmemin nedeni o.. Bir ağırlığı var; savururken tutarken yönlendirirken duruşu da belirliyor.

Hatayı kabullenmek, hazmetmek, gerginleşmemek zordur. Mimarlıkta proje paftalarımızı masaya sererken ucu kıvrılacak diye içimiz titrerdi; kısa bir süre sonra uçlu kalın kalemlerle kendimiz karalar bulurduk kendimizi.. Sanatın tatmini yoktur. Yalnızca bir noktada yüreğinize dokunduğunu hisseder ve bakmaktan vazgeçersiniz. Bilirsiniz ki bir daha kalemi, fırçayı, notayı elinize alsanız değiştirecekesinizdir. Daha iyi mi olacağını bilemezsiniz ama farklı olacaktır.

Aikido derslerinin sonunda bazen yaşanan tatminsiz öfke ve yarımkalmışlığın nedeni aslında bu. Daha iyisinin olabileceğini görüyorsunuz. Yine de ilk derse zifiri karanlıkta el yordamı ile taklitle başlamışken, yavaş yavaş yön beliriyor. Üst düzey Sensei’lerle çalışmanın efsanevi bir boyut kazanmasının nedeni bu olsa gerek; yolun aydınlaması..

Aikido’nun kurucusu  Ōsensei Morihei Ueshiba’nın bir sözü ile son vereyim günceme:

“Ultimately, you must forget about technique. The further you progress, the fewer teachings there are”

“En sonunda tekniği unutmak zorundasınız; zira ilerledikçe öğrenebileceğiniz daha az şey bulacaksınız”

3 Ocak 2012

Bir Cevap Yazın