Shoshin, Başlangıç Zihni

“Zen’de ustayla öğrenci arasındaki fark, ustanın öğrenciden daha ilginç, daha farklı şeyler yapması değil, aynı şeyleri farklı bir yolla yapmasıdır.”

“Dojoda bir öğrenci genellikle elinden geldiğince gösterişli ve göze güzel görünen teknikler uygulama çalışır. Bir usta ise daima en temel teknikleri, savaş sanatlarına yeni başlamış bir öğrencinin de bildiği teknikleri kullanır. Ama o temel teknikleri kullanışında inanılmaz bir sadelik ve bu sadelikten doğan bir güzellik vardır….”

Yukarıdaki alıntıyı, disiplini batıya taşıyan Zen ustası  Shunryu Suzuki’nin “Zen Zihni Başlangıç Zihnidir” kitabına Cem Şen tarafından yazılan önsözden aldım. Cem Şen bu kitabı dilimize çevirerek harika bir iş yapmış. Keza Suzuki’nin anlatımıyla bu küçük kitap öyle değerli bilgiler içeriyor ki; okuyup kütüphaneye kaldırmak olmaz. Hani o bir süre sonra tekrar okuduğunuzda, ilk kez okuyormuşsunuz gibi tat bırakan ve yeni fikirler veren kitaplardan biri.

Burada kitabı anlatmak niyetinde değilim aslında. Bütün ömrünü yaşama sanatına dönüştürmüş bir ustanın yazdıklarını benim gibi bir amatörden okumamalısınız. Ben size, uzun bir aradan sonra tekrar elime aldığımda, bu kez hangi tohumları suladığını anlatmak istiyorum.

Aikido derslerine başladığımızda ilk öğrendiğimiz şeylerden biri nasıl adım atmamız gerektiğidir. 6 tane temel adım çalışmasından bahsederiz. Bunları öğreniriz ve sürekli uygularız. Bu adımların doğru kullanımıyla duruşumuz da doğru hale gelir. Böylece bir saldırı karşısında ilk olarak yapmamız gereken şeyi öğrenmiş oluruz. Dairesel ya da doğrusal bir hareket kullanarak gücün önünden çekilmek ve “gerekirse” devamını getirebilmek için üstün/doğru pozisyonda olmak.

Gerekirse kısmı dikkatinizi çekti mi? Eğer temas anında ilk verdiğiniz tepki (irimi ve tenkan), güçlü ve doğruysa, çoğu zaman tek başına yeterli olur. Tekniğin, bir fırlatış ya da kilitleme ile biten sonuna ihtiyaç bile duymayabilirsiniz. Sonuna kadar yapmanız gerekiyorsa da işiniz oldukça kolay olur. Güçlü ve doğru bir giriş, sizi hiç güç gerektirmeyen kolay bir finale götürür.

İrimi yapmadan iriminage yapmak, yayı kullanmadan ok atmaya çalışmaya benzer. Yeterince güçlüyseniz oku 10 metre ilerideki hedefe saplayabilirsiniz. Ama güçlü bir yayınız varsa, az bir güç kullanarak 100mt hedefi delip geçersiniz.

İrimi ya da İriminage

Sevgili Aikidoka dostum. Konuyu senin için biraz daha açık hale getireyim. İlk başlarda herhangi bir atağa “irimi” girişi yaptığımızda aldığımız pozisyonu düşünelim. Bazen bir adım atarak bazen de sadece biraz kayarak ukenin tam arkasına geçerim. O anda hareketsiz kalırsak sol ayağım onun sol ayağına çok yakın ve sağ ayağım da onun sağ ayağına neredeyse temas halinde olur. Adeta uke’nin gölgesi gibi olurum. İki omzunu da rahatlıkla tutabileceğim gibi dengesini de rahatlıkla bozabileceğim bir pozisyonda olurum. Kısa bir an herşey durur. Uke hareket etmezse çatışma zaten bitmiştir. Hareket eder ve bana dönerek saldırısına devam etmeye çalışırsa, hali hazırda üstün pozisyonda olduğum için tekniğimi kolaylıkla sonlandırabilirim.

Şimdi… bunları biliyorsun zaten. İlk derslerde öğretilen en temel bilgiler. Öyleyse bir dahaki sefere iriminage çalıştığında, önce ilk adımına, girişine dikkat et. Gerçekten doğru ve etkili bir giriş (irimi) yapıyor musun? Yoksa bir an evvel tekniğin sonundaki havalı fırlatış kısmını yapmak içini acele mi ediyorsun? Başka bir deyişle, başlangıçta sana öğretilen temelleri uyguluyor musun? Seviyeyi biraz daha yükseltirsek, ukeyle göz göze geldiğin anda zihninde ne var? Temas anında üstün pozisyon almak mı, yoksa onu nasıl yere çalacağın mı? Başlangıç mı son mu?

Bunlar hem öğrenciler hem öğreticiler için geçerli sorular. Bir hoca teknik gösterirken, akışkanlığına, estetiğine, duruşuna hayran olmak kolaydır. Hele bir de tekniğin sonunda büyük bir fırlatış ve ukenin güzel düşüşü varsa… Bir an için bunları bir kenara bırakıp, ilk adıma odaklanın. Dikkatle bakın. Eğer iyi bir hocayla çalışıyorsanız, daha ilk adımda sorunu çözdüğünü ve gerisini kolaylıkla yaptığını göreceksiniz. Aksi halde bu – irimi yapmadan iriminage yapmak- yayı kullanmadan ok atmaya çalışmaya benzer. Yeterince güçlüyseniz oku 10 metre ilerideki hedefe saplayabilirsiniz. Ama güçlü bir yayınız varsa, az bir güç kullanarak 100mt hedefi delip geçersiniz.

Diğer taraftan bir öğrenci olarak ustaca bir giriş yapamıyor olsanız da , çalışma sırasında ilk adımınıza, temas anına odaklanabilmeye başlamış olmanız bile daha derin bir seviyeye doğru ilk adımınızı attığınız anlamına gelir. Zor olan doğru olanı yapabiliyor olmak değil, odağı doğru yerde sürekli tutmayı başarmak zaten. Zihin orada kalmayı başardıkça, emin olun devamı gelecektir.

“Grubun senin aynan olacaktır; dikkatli ol”
Ayhan Kaya Sensei

Shoshin, Başlangıç Zihni Nerede?

Bir adım geriye çekilip, daha geniş bir perspektiften baktığımızda ise shoshin, yani başlangıç zihni başka bir şekilde karşımıza çıkıyor.  Bir Aikido dojosunda çoğunlukla her seviyeden öğrenciyi aynı anda minderde görebilirsiniz. Bazen yeni başlayanlara ya da ileri seviyelere özel dersler yapılsa da insanlar çoğunlukla hep beraber çalışırlar. Bu sayede üst kuşaklar, her seviyede kişiye uyum sağlamayı, güçlerini ve tekniklerini uyarlamayı öğrenirler. Tabi ki zihinleri doğru pozisyondaysa eğer…

Bu durum en kolay silah derslerinde göze çarpıyor. Elinizde Jo (uzun sopa) varken, duruş bozukluğu çok daha farkedilir oluyor. Örneğin üst kuşaklı birinin (senpai) yeni başlayan (kohai) biriyle çalışmasını izlerken, senpai’nin duruşunun daha rahat ve dikkatsiz olduğunu, elindeki silahın merkezinden gereksiz biçimde uzaklaştığını ve dengesiz, zayıf bir pozisyon aldığını görüyorum. Sonra aynı senpai’yi başka bir üst kuşak ile eşleştirip izlediğimde bu hataların hiç birini görmüyorum. Deney devam ediyor. Yine aynı senpai’nin yeni başlayanla çalışmasına dönüyoruz. Bu sefer kendisi bu hataları yaparken, yeni başlayan arkadaşının duruşuna, adımına baktığını farkediyorum. Yani (bütün iyi niyeti ve yardımcı olma isteğiyle) zihni tamamen karşısındaki kişinin ne yaptığıyla ilgilendiği için kendisinin ne durumda olduğunun farkında bile değil. Shoshin (başlangıç zihni) tamamen yitirilmiş durumda.

Deneyi biraz daha genişletip dojomdaki herkese bu bakışı uyguladım. Çoğunlukla üst kuşakların düştüğü bir tuzak olduğu kesinleşti böylece. Kimisi arada bir, kimisi sık sık, bazılarıysa sürekli yapıyorlar bunu. İnsanlar karşılarında kendilerinden düşük seviyeli birini gördüklerinde, zihinleri hemen dojoyu terkedip gidiyor, başka işlerle uğraşıyor. Ama denk seviyeli biriyle çalışırken ya da sensei’nin karşısına çıktıklarında bir anda tüm kurallar yerine geliyor.

İğneyi başkasına çuvaldızı kendine demişler. Ders vermeye yeni başladığım zamanlarda sensei’m “Grubun senin aynan olacaktır; dikkatli ol” demişti. Bir dojo eğitmeni ve aikidoka olarak aynı şeyi kendimde de yakalıyorum bazen. Çocuklara ders verirken sürekli bunu düşünüyorum. Adımımda ya da duruşumda görece daha az değişim olsa da,  sensei’min karşısındaki zihin durumumla, öğrencilerimin karşısındaki her zaman aynı olmuyor. Bazen fazla rahat olabiliyorum. Farkettiğim anda ise hemen bir iki kısa saniye durup, odağımı toplayıp yeniden başlıyorum. Bu, zihinsel gücümü, savaş sanatlarının vazgeçilmez kavramlarından olan shoshin’i geliştirmem gerektiğinin göstergesi. Sonu olmayan sürekli bir çalışmayla ile…

Zen zihni başlangıç zihnidir dedi Suzuki Usta. Basit bir iki kelimeyi yanyana getirip, adeta yıllar öncesinden bir tokat attı bana. Böylece atılan  yumruğa karşı yaptığım çalışmanın, aynı zamanda kendimi keşfetmeye, sıradan bir hayatı, yaşama sanatına dönüştürecek olan yola an be an hizmet etmesi gerektiği hatırlattı. Hangi seviyede olursanız olun, 6. kyu ya da 6.dan farketmez; her an kendimize bu gözle bakabilmemizi, her an olan herşeye, attığımız her adıma dikkat edebilmemizi dilerim…

 

Bir Cevap Yazın