Tohumdan Kamiza’ya…

Size bir hikaye anlatmak istiyorum. Diğerlerinden pek de farkı olmayan, mesaj kaygısız ve her yöne çekilebilir bir hikaye. Gerçek olaylar, gerçek insanlar…

Bundan uzun zaman önce, çok da uzak olmayan bir galakside….

Geçen bin yılın sonunda başlayan Aikido yolculuğum, o zamanlar keyifli bir üniversite aktivitesiyken bir kaç yıl sonra tanıştığım Ayhan Kaya Sensei sayesinde bir anda hayatımın merkezine oturmuştu. İlk siyah kuşağımı aldıktan sonra, yine Sensei’nin yol göstermesiyle, bir dojonun sorumluluğunu almayı görev edinmiştim. Böylece 2009’da Fudoshin Dojo’nun temelleri atılmaya başlamıştı.

İlk yılı bir müzik okulu olan Workshop Sanat Merkezi’nin bünyesinde ders verdikten sonra, hızla sayısı artan grubumuz sayesinde daha geniş bir dojo kurma ihtiyacı duyduk. O zamanlar okulumuz büyük bir avm’nin içindeydi ve hemen yan tarafımızda 5,50mt tavan yüksekliği olan 100mt2 genişliğindeki dükkanı bir dojoya dönüştürmek için anlaştık. Böylece başladı dojo yapım maceramız.

Az bir bütçemiz ve duvarları kötü durumda, büyük, boş bir alanımız vardı. Hem duvar tadilatıyla uğraşmamak hem de içeride güzel bir görünüm yaratabilmek için tüm mekanı ahşapla kaplamaya karar verdik. Tabi ki tavanın da öyle olması ve büyük ahşap direkler tarafından taşınıyormuş gibi görünmesi gerekiyordu. Geleneksel bir japon evi gibi görünmeliydi mekan. İlk ciddi sıkıntı burada çıktı. Kalın ve eski görünümlü ahşaplara ihtiyacımız vardı. Siteler bölgesinde dolaşma günleri gelmişti. Her gün gidiyor, kerestecileri geziyor, fiyat ve ahşap araştırması yapıyordum. Bir taraftan bir türlü zamanında gelemeyen havalandırma ustasına ulaşmaya çalışıyordum. Aynı zamanda inşaat ekibini oluşturan üç kişiden biriydim. Bir taraftanda da eski dojoda dersler devam ediyordu. Yani sabah kalkıp bir kaç saati sitelerde geçirdikten ve gerekli malzemeleri toparladıktan sonra inşaata katılıp, günü oradan geçirdikten sonra akşam dersine girip, sonra gecenin ilerleyen saatlerine kadar işe devam ediyordum. Bu sırada zaman ilerliyor ama bir türlü istediğimiz taşıyıcı direkleri istediğimiz bütçeyle bulamıyorduk.

Bir gün uzun bir koşturmadan sonra otobüsle eve dönerken telefonum çaldı. Arayan tüm bu macerada yol arkadaşım olan ve dojo sorumluluğunu birlikte aldığımız Mert’di. Yorgun ve dertli, telefonda rapor vermeye başladım. “10x10cm ahşap lazım ama bulamadım, bulduklarımda çok pahalı, şöyle bir bütçeyle çözsek nefis olacak, yarın başka yerlere bakmaya gideceğim” diye konu uzarken ineceğim durağa geldim. Elimde telefonla kapıya yanaştım. Tam inmek üzereyken arkamdan biri omzuma dokundu. Kasketli, esmer, belki 60 yaşlarında bir amca. ( ak sakalı yoktu, gözleri de ışıkla parlamıyordu; belli ki yorgun) Yarın sitelerde ereğli sokak 15 numaraya gel, ben senin işini çözeceğim dedi. O sırada açılan kapıdan, şaşkın ve teşekkür ederek indim. Otobüs gitti. Arkasından baktım bir süre.

Sabah tabi ki hızlı bir kahvaltının ardından yola düştüm. Ankara’da yaşıyorsanız öyle ya da böyle siteler denilen yere yolunuz düşmüştür. Her malzemeyi her işi bulabilirsiniz orada. Ama bir o kadar da karmaşıktır. Ben o gün sanırım 2-3 saatimi Ereğli sokağı arayarak geçirdim. (Haritaya bakabileceğim bir telefonum yoktu o zaman) Dükkanlara girdim sordum, tezgahtarlara sordum, önüme gelene sordum. Bu arada amcanın yanlış adres vermiş olması ihtimalini de aklımda tutarak önünden geçtiğim yerlerde malzeme arayışımı sürdürdüm. Sonunda tam ev yoluna dönemeye karar vermişken, önünde geçtiğim kerestecinin bahçesinde üst üste yığılmış vaziyette 4m boyunda ahşaplar gördüm. Tam aradığım şey. Daha önce de görmüştüm böylesini ama fiyatları çok fazlaydı. Öylesine girip sordum :

-Şu onluklar ne kadar?
-Napcan sen onları?
-Hmmm eee şey biz böyle bir iç mekanı ahşapla dekore edicez.Japon evleri gibi biraz.
-O zaman sana eski görünümlü lazım.
-Evet….(ısrarla fiyat vermiyor)
Oduncu telefona sarılır
– Hah aloo Hasan, bu benim onlukları şöyle eskitme boya vursan kaça yaparsın?….haa tamam
Oduncu bana döner
– Nereye gitcek bunlar?
– Ümitköy’e de gidecek de kaça olur?…
Oduncu yine telefona döner
– Hasan gelcen alcan kardeşim, boyuycan temizliycen sonra da Ümitköy’e götürcen. Tamam mı? Hadi koçum benim
– Abi fiyat?

İşte o an gelmiştir. İlahi oduncu bana, 10 tane ahşap direk için, temizleme boyama taşıma dahil o ana kadar sadece ahşaplar için aldığım fiyatların 1/3’ü gibi bir fiyata, komik denilecek bir fiyata, hadi al götür bunları dedi. Elmasın gürleyen sessizliği adına…Otobüsteki amca, ereğli sokak 15 numara, sen..oduncu… ah ulan kozmoz…

Tabi ki hikaye burada bitmiyor. O ahşaplar taşındı, istediğimiz şekle girdi. Sonunda nefis bir iş çıkmıştı ortaya. İki seneyi o dojoda geçirdik. Gel gelelim değişim kaçınılmazdı. En nihayetinde içinde olduğumuz avm ile ilgili planlar devreye girince bizim dersane olarak oradan çıkmamız gerekti. Başladım üç ay boyunca ellerimle yerlerine yerleştirdiğim ahşapları, çıtaları kumaşları sökmeye. Çünkü dersanemiz yeni bir bina kiralamıştı ve alt katında kocaman bir otopark vardı. Ta taaa! Dojo inşaası yeniden başlıyordu işte. Adeta uzun bir yolculuktan sonra eve dönmek gibi. Yeni dojoda işimiz çok daha kolay oldu. Her şey hızla yerini buldu. Ama hala elimde bir ton ahşap vardı. Onlarla bir köşeye ahşap bir çay köşeyi (bir nevi çardak) yaptım. Direkler yine yerini aldı. Çardağın üstü tatami ve minderlerle kaplandı. Bazı zamanlar orada oturup muhabbet ettik, bazen geceyi orada geçirdim. Orada blog yazılarını yazdım…Yine gayet içime sinmişti köşemiz. Üstelik dojo da daha geniş olmuştu.

Zamanın dalgaları en sert kayayı bile dönüştürür. Bizim küçük köşemiz, dojonun arka girişini sağlayan otopark kapısına dayalı idi ve bir gün o kapı bozuldu. Bir süre öyle kaldıktan sonra tamir edilmesine karar verdik. Ama malesef kapıyı açan motorun sökülebilmesi için önce bizim ahşap köşenin sökülmesi gerekiyordu. Söktük. Toplarladık ahşaplarımızı kenara koyduk.

Bunlar olurken ben bir süredir ikinci bir yerde, Kısa Kaya Boulder Evi’nde ders vermeye başlamıştım. Küçük bir dojomuz vardı orada. Henüz bir kamizamız yoktu ve yapmayı planlıyorduk. Bilin bakalım noldu? Benim çay köşesinin ahşapları 3. reenkarnasyonunu gerçekleştirdi ve gidip bizim yeni dojomuza kamiza oldular. Artık elimiz hızlamış, tekniğimiz gelişmiş tabi. 2 günlük sıkı bir çalışmayla kamizayı tamamladık. Ben bu yazıyı yazarken yani kamizamız gördüğünüz gibi detaylarını ve çerçevelerini bekliyor…

Şimdi şöyle bir bakıyorum da aynı ahşaplar 2010’dan beri benimle beraber üç ayrı dojoda görev yapmışlar. Seminerler, sensei’ler görmüşler. Keyfimize, zorluğumuza, acımıza şahitlik etmişler. Sanırım beni kolay kolay bırakmaya niyetleri yok. Bakalım 4. seferde, birlikte hangi maceraya yelken açacağız…

Otobüsteki amca…ders için teşekkür ederim…

Bir Cevap Yazın