web analytics
Bos Ayna Ceviri 26 Mayıs 2018
VİPASSANA: BUDA’NIN BENZERSİZ KATKISI – DR. RAVİNDRA PANTH

Buda’nın öğretisinin temelini sila(1), samadhi(2) ve panna(3) oluşturur. Bunlar onun kırkbeş yıllık yolculuğunun ve öğretisinin temel öğeleridir. Peki bu üç özelliğin insan uygarlığına katkısı nedir? Buda’yı, Dhamma öğretmesine vesile olan bu özelliklerle mi anmalıyız? Tipitaka’yı dikkatle inceleyince cevabın hayır olduğunu görürüz.

Hindistan’ın kutsal geçmişine baktığımızda Buda’nın zamanında ve öncesinde sistematik olmasa bile sila, samadhi ve panna kavramlarına inanan ve bunları savunan düşünürlere rastlarız. Bu hocalar takipçilerine genellikle sila, samadhi ve panna’nın yanı sıra bir çok tören ve ritüel uygulamasını öğütler. Bu üç özelliği fark eden ve bunu öğütleyen yegane kişi Gotama Buda değildir. Brahmajala-sutta ve Samannaphala-sutta (4) vb. gibi bir çok kaynakta fiziksel ve sözel eylemlerin temizliği için sila uygulanmasını şiddetle vurgulayan mezhepler olduğu görülür.

Samadhi’nin kavramının ve pratiğinin de yeni bir şey olmadığını, aklın sakinleştirilmesi ve kontrol edilmesi için bir yöntem olarak bilindiğini gösteren başka referanslar da vardır. Bodhisatta Siddhattha Gotama’nın, kendi aydınlanmasından önce, yedinci ve sekizinci jhana olarak bilinen en derin samadhi çalışmalarını, zamanının öğretmelerinden,  Alara Kalama ve Uddhaka Ramaputta’dan  öğrenmiş olması bunun en iyi örneklerinden biridir. Bu samadhi alanının Buda’dan önce var olduğunu  ve onun tarafından keşfedilen yeni bir şey olmadığını kanıtlıyor.

Panna kavramı da tamamen yeni bir şey değildi. O zaman bile panna, her şeyi acı kaynağı (dukkha) ve özsüz (anatta) ve geçici (anicca) olarak görmek anlamına geliyordu. Buda’nın çağdaşlarının en azından bazılarının, anicca, dukkha ve anatta kavramlarını kabul ettiklerini belgeleyen kaynaklar vardır. Buda ve kendi ruhsal yolunu arayan gezgin Bahiya arasındaki karşılaşmayı anlatan Samyutta-nikaya’nın Bahiya-sutrası bu kaynaklardan biridir.  Bahiya Buda’nın müritlerinden biri değildir,  ama yine de arayışına rehberlik etmesini ister.

Buda, Bahiya’nın sorusuna şöyle cevap verir:

VİPASSANA: BUDA’NIN BENZERSİZ KATKISI – DR. RAVİNDRA PANTH-Neye inanıyorsunuz, Bahiya: Göz kalıcı mı yoksa geçici mi?
-Geçici, efendim.
-Geçici olan bir şey, acı sebebi mi yoksa mutluluk sebebi midir?
-Acı sebebidir efendim.
-Peki şimdi,  doğası gereği değişken olanı, geçici olanı, acı çekmenin nedenini, “ben”, “benim” ya da “kendi benliğim” olarak kabul etmek uygun mudur?
-Elbette değil efendim.
Tam kim mannasi, Bahiya, cakkhu niccam va aniccam va ti?
Aniccam, bhante.
Yam pananiccam dukkham va tam sukham va ti?
Dukkham, bhante.
Yam pananiccam dukkham viparinama-dhammam kallam nu tam samanupassitum etam mama, eso’hamasmi, eso me atta ti?
No h’etam bhante. (5)

Konuşmanın devamında Buda, Bahiya’ya görsel nesneler, göz bilinci ve göz teması hakkında sorular sorar. Her seferinde Bahiya, bunların bir sıkıntı, acı ve özsüzlük nedeni olduğu konusunda hemfikirdir. Buda’nın öğretisinin bir takipçisi olduğunu iddia etmez, ama anicca, dukkha ve anatta kavramlarını kabul eder. Keza bu kavramlar o zamanlar  Buda’nın öğretileri dışında da bilinmektedir.

Öyleyse, bu bağlamda Buda’nın katkısı neydi? Bahiya ve onun gibi diğerleri için, geçicilik, acı ve özsüzlük kavramları basitçe birer inançlardı. Bunlar, Pali dilinde manna (sadece kabul) denilen ve doğrudan benimsenen  fikirlerdi. Oysa Buda, saf inanç ve felsefelerin ötesinde, kişinin kendi doğasını, geçiciliği, acının kaynağını ve özsüzlüğü doğrudan deneyimlemesini sağlayan bir yol öğretmişti. Bu yüzden sutrada Buda şöyle devam etti:

Öyleyse Bahiya, iyi öğretilen asil öğrenci, göz, görsel nesne, göz bilinci, göz teması ile doygun hale gelir … Doygun hale geldiğinde, onlar için bir tutkusu yoktur. Tutkusu olmadığında özgürleşmiştir. Bu özgürlükte kurtuluşunun farkına varır.
Evam passam, Bahiya, sutava ariya-savako cakkhusmim pi nibbindati, rupesu pi nibbindati, cakkhuvinnane pi nibbindati, cakkhusamphasse pi nibbindati… nibbindam virajjati, viraga vimucati, vimuttasmim vimuttamiti nanam hoti.(6)

Bu pasajdan, Buda’nın başkasından duyma ya da bir kaynaktan öğrenme ile  kişisel içgörüyle bilme arasında keskin bir ayrım yaptığı anlaşılır. Kişi başkalarını dinleyerek ya da çeşitli kaynakları okuyarak bilgeliğe sahip olabilir (sutamaya-panna). Gerçekleri duyduğunda inanç ve bağlılıkla ya da  entelektüel düzeyde kabul edebilir. (cintamaya-panna) Ancak, bunlar tek başına gerçeği kabul etmek ve acı çemberinden kurtulmak için yetersizdir. Son kurtuluşa ulaşmak için, kişinin kendisi gerçeğe tanıklık etmeli, kendisi doğrudan deneyimlemelidir (bhavanamaya-panna).

Bhavanamaya-panna, meditasyonla elde edilen bilgeliktir. Uygulayan kişide gelişen doğrudan deneyimdir. Bu içgörü gelişimi  Vipassana meditasyonu (vipassana-bhavana) olarak da adlandırılır. Vipassana uygulaması gerçeğin içsel farkındalığını geliştirir. Meditasyon yapan kişi doğru çaba ile dünyadaki her şeyin geçici, ıstırap dolu ve özsüz olduğunu fark eder. Bu içgörü, bir başkasının söylediklerinin ya da tümden gelimci bir akıl yürütmenin kabulü değildir.  Anicca, dukkha ve anatta gerçekliğinin doğrudan deneyimle anlaşılmasıdır.

Bu kapsamlı bhavanamaya-panna’yı geliştirmek için Vipassana tekniği esastır. Bedensel duyumların (vedana) gözlemlenmesiyle, doğamızın bütünü kendisini gösterir. Aslında olan her şeyi bedensel duyumlar sayesinde deneyimleriz. Atthasalini’nin belirttiği gibi:

Nesneleri hisseden şey vedanadır; karakteristiği tecrübe etmek, işlevi nesneyi fark etmektir.
Ya vedeti ti vedana, sa vediyati lakkhana, anubhavanarasa…(7)

Sadece vedana ile gerçek doğamızı doğrudan deneyimleyebilir ve onun ortaya çıkan ve geçip giden gerçekliğini fark edebiliriz. Ayrıca vedana her zaman oradadır. Buda’nın dediği gibi:

Kişinin deneyimlediği tüm olgulara duyum eşlik eder.
Vedana samosarana sabbe dhamma.(8)

Bu nedenle, Vipassana meditasyoncusunun deneyimsel bilgeliği geliştirmek için kullandığı özel araç bedensel duyumdur. Bu duyumları objektif biçimde gözlemleyen kişi, hepsinin aynı temel doğaya (aniccha-geçici) sahip olduklarını anlar; duyumlar ortaya çıkar ve bir süre sonra geçip giderler.  Bu gerçeği yaşadıktan sonra, sadece hoş olmayan hislerin değil, aynı zamanda hoş ve tarafsız hislerin de bir acı kaynağı olduğunun farkındadır. Duyuların geçici niteliğini gözlemleyerek, ne kadar anlamsız olduklarını, her an değiştiklerini öğrenir. Değişen bir şey mutluluk kaynağı olamaz çünkü ortaya çıkan hoş bir duyum er ya da geç ortadan kalkacak ve buna bağlı olarak dukkha (acı – mutsuzluk) ile sonuçlanacaktır. Dahası, bu duyumlar bizim kontrolümüzün ötesindedir ve isteklerimizden bağımsız olarak ortaya çıkarlar.  “Ben” veya “benim” oldukları söylenemez. Onlar anatta’dır (Özsüzlük)

Kişi Vipassana meditasyonunun doğru pratiği ile duyumları deneyimledikçe, geçiciliğin bilgeliğini  geliştirerek  şeylerin kalıcılığına, sürekliliğine dair yanılsamasından kurtulur. Bu, duyumların ortaya çıkışını ve geçip gitmesini gözlemleyerek olur.  Geçiciliğin bilgeliği ile, zihnin alışkanlık biçimi, tüm duyumlara karşı dengelilik (upekkha) geliştirerek değişir.

Buda’nın eşsiz katkısını değerlendirmek için, çağdaşlarının çoğunun şiddetli arzunun acı çekmeye yol açtığını  ve acının ortadan kaldırılması için arzu nesnelerinden uzak durulması gerektiğini söylediğini belirtmeliyiz. Buda sorunu farklı bir şekilde ele aldı. Kendi aklının en derin seviyelerini incelemeyi ve araştırmayı öğrenerek, derin bir keşif yaptı: dışsal nesne ile arzunun zihinsel refleksi arasındaki eksik bağlantı duyumlardı (vedana).

Beş fiziksel duyu veya altıncı duyu (zihin) bir nesne ile karşılaştığında, bir duyum ortaya çıkar ve duyuma dayalı olarak, şiddetli arzu ya da şiddetli reddetme (tanha) ortaya çıkar. Eğer duyum hoş olursa, devam etmesini isteriz; eğer hoş değilse, ondan kurtulmak isteriz. Bu durum Buda’nın ifadesiyle, Bağımlı Oluşum zinciridir;

Altı algı kapısından dolayı  temas ortaya çıkar
Temastan dolayı duyum ortaya çıkar
Duyumdan dolayı arzu ortaya çıkar
Salayatana-paccaya phassa
Phassa-paccaya vedana
Vedana-paccaya tanha.(9)

Kurtuluş yolunda ilerlemek istiyorsak, duyumlar düzeyinde çalışmalıyız, çünkü burada sefalet çarkının dönüşü durdurulabilir. Bhava-cakka’nın dönüşü (oluşum çarkı) duyum ile başlar. Cehaletten (avijja) dolayı, duyumlara tepki gösterir ve arzu ya da nefretin ortaya çıkar: vedana paccaya tanha. Bu, cahil kişilerin izlediği yoldur.

Duyumlar ile aynı noktada, Dhamma’nın çarkı da (dhammacakka) dönmeye başlayabilir. Duyumlara verilen tepkinin sona ermesi ve böylece şiddetli isteğin ve şiddetli redetmenin (arzu ve nefretin) sona ermesiyle, acıdan kurtulma yolu, anicca-vija ya da panna da ortaya çıkmış olur.  Vipassana uygulamasıyla geçicilik anlayışının geliştirilmesi ve ardından duyumlara tepki vermeye son vermek bilge kişilerin izlediği yoldur.

Buda, Dighanikaya’nın Brahmajala sutra’sında kurtuluşa giden yolda duyumların önemini şöyle ifade eder;

Duyumların ortaya çıkmasını ve geçip gitmesini, tatlarını, tehlikelerini ve sönüp gitmelerini, tam olarak gerçekte oldukları gibi anlayarak; Tathagata tamamen özgürleşti.
Vedananam samudayam ca atthangamam ca assadam ca adinavam ca nissaranam ca yathabhutam viditva anupadavimutto, bhikkhave, Tathagato.(10)

Bu nedenle özlem ve ıstırabın ortaya çıkmasının nedeni dışımızda bir şey değil, aksine içimizde gerçekleşen duyumlardır. Özlem ve ıstırabımızdan kurtulmak için bu içsel duyumlarla ilgilenmeliyiz. Bu acıdan kurtulmanın pratik yoludur. Geçiciliğin bilgeliğini geliştirerek, sefaletimizin düğümlerini kesmeyi ve Dhamma’nın gerçek doğasına tanıklık etmeyi öğreniriz.

Durumlar, göz ardı edildiklerinde esaretimizin sebebidirler. Dhamma’yı anlayarak doğru bir şekilde gözlemlediklerinde ise kurtuluşumuzun aracıdırlar.

Buda’nın tüm öğretisinin mükemmel olduğunu söyleyerek bitirebiliriz. Öğrettiği Dhamma, acıdan, acı çekmeyi durdurmaya ve böylece özgürleşmeye giden yolu aydınlatır. Aydınlanmış Olan’ın  insanlığa eşsiz katkısı olarak kalan öğretisi, sila, samadhi ve panna’nın uygulaması, beden duyumlarının nesnel ve deneyimsel gözlemlenmesi Vipassana çalışmasıdır. Gerçekte bu onun öğretisinin özüdür. |

Notlar:
Tüm referanslar, Vipassana Araştırma Enstitüsü tarafından yayınlanan Tipitaka, Devagari düzenlemesindendir.

  1. Fiziksel ve sözsel eylemlerin saflaştırılması.
  2. Kusala cittassa ekaggata samadhi: ahlaki bilincin keskinliği – zihnin güçlü odaklanması.
  3. Bilgelik veya içgörü.
  4. Dighanikaya, vol I, sutta 1, para. 1, etc.; sutta 2, para. 150, vb.
  5. Samyuttanikaya,vol II, vagga 4, para. 90.
  6. Ibid.
  7. Dhammasangani Atthakatha (Atthasalini) 1, Dhammuddesavaro
  8. Anguttaranikaya, vol IV, Dasakanipata, para. 58.
  9. Mahavagga, (Vinaya Pitaka) para. 1.
  10. Dighanikaya, vol. I, sutta 1, para. 51, 59, 66, 70, 72, vb.

Dr. Ravindra Panth tarafından yazılan metnin aslını buradan okuyabilirsiniz.

Çeviri : Oğuzhan Yılmaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: