web analytics
Oğuzhan Yılmaz 18 Ekim 2017
S.N. Goenka Vipassana

Aşağıdaki metin, S.N Goenka tarafından, 1989’da Eylül ayında Bangkok, Tayland’da yapılan bir konuşmadan derlenmiştir.

Çok Değerli Bhikkhu Sangha, Dostlar, Buda’nın Takipçileri

Hepiniz burada Vipassana‘nın ne olduğunu ve günlük hayatımızda bize nasıl yardım ettiğini, mutsuzluğumuzdan, hayatın ve ölümün acısından kurtulmamızı nasıl sağladığını anlamak için bir araya geldiniz; Herkes sefaletten çıkmak, barış ve uyum içinde yaşamak ister. Bunu nasıl yapacağımızı bilmiyoruz. Oysa Siddhattha Gotama’nın aydınlanması, gerçekliği fark etmesini ve sefaletin kaynağını, nasıl başladığını ve nasıl yok edilebileceğini anlamasını sağlamıştı.

O günlerde, günümüzde de olduğu gibi geçerli birçok meditasyon tekniği vardı. Bodhisatta Gotama hepsini denedi, ama tatmin olmadı, çünkü acıdan tamamen kurtulamadığını fark etti. Sonra kendi araştırmalarını yapmaya başladı. Kişisel tecrübesiyle Vipassana’nın bu tekniğini keşfetti. Acıyı hayatından çıkaran ve O’nu tamamen aydınlanmış bir kişi haline getiren tekniği…

Geçici rahatlama sağlayan birçok teknik var. Mutsuz olduğunuzda, dikkatinizi başka bir şeye yönlendirirsiniz ve  sefaletinizden çıktığınızı hissedersiniz. Ancak tamamen kurtulmuş değilsiniz.

Hayatta istenmeyen bir şey olduğunda, mutsuz hale gelirsiniz. Bu sefalete katlanamaz ve ondan kaçmak istersiniz. Bir sinemaya ya da bir tiyatroya gidebilir ya da diğer duyusal eğlencelerle rahatlayabilirsiniz. Birşeyler içmeye çıkabilirsiniz ve böyle devam edebilirsiniz. Tüm bunlarla sefaletten kaçabilirsiniz. Ancak kaçış, sorunu çözmediği gibi, aslında acınızı çoğaltır.

Buda aydınlandığında kişinin gerçeklikle yüzleşmesi gerektiğini fark etti. Sorundan kaçmak yerine, onunla yüzleşmek gerekir. O,  zamanında var olan bütün meditasyon türlerinin, zihni egemen sefaletten başka bir nesneye çevirdiğini ve bunu yaparak aslında zihnin küçük bir kısmının yön değiştirdiğini fark etti. Bu sırada daha derin bir seviyede kişi tepki vermeye, şiddetli istek, redetme veya hayal kırıklığına uğramış sankhara’lar (tepkiler) üretmeye ve zihnin derin bir seviyesinde acı çekmeye devam ediyordu. Oysa meditasyonun nesnesi hayali bir nesne olmamalı, olduğu gibi gerçeklik-gerçek olmalıdır. Kişi, kendi bedeni çerçevesinde ne olursa olsun, o an tezahür etmekte olan gerçeklik ile  çalışmalıdır.

Vipassana uygulamasında kişi, gerçekliği kendinde keşfetmek zorundadır – fiziksel yapıyı ve zihinsel yapıyı ve “ben, bana, benim” diye adlandırdıklarının birleşimlerini… Kişi bu fiziksel ve zihinsel yapıya muazzam miktarda bağlılık geliştirir ve sonucunda mutsuz olur. Buda’nın yolunu uygulamak için zihin ve maddenin gerçeğini gözlemlemeliyiz. Zihin ve maddenin temel özellikleri, meditasyon yapan tarafından doğrudan tecrübe edilmelidir. İşte bu bilgelikle sonuçlanır.

Bilgelik üç tip olabilir: başkalarını dinleyerek elde edilen bilgelik, entelektüel analiz tarafından kazanılan bilgelik ve doğrudan, kişisel deneyime dayalı bilgelik. Buda’dan önce ve hatta Buda zamanında, ahlak öğreten, konsantrasyon öğreten ve bilgelik hakkında konuşan öğretmenler vardı. Fakat bu bilgelik sadece başkalarından alınmış veya entelektüelleştirilmişti. Kişisel tecrübe ile kazanılmış bilgelik değildi. Buda,  ne kadar entelektüel ya da dinsel oyun oynanırsa oynansın;  ancak gerçeği kendisi deneyimlemediği ve bu deneyimlerinden bilgelik geliştirmediği sürece özgürleşilemeyeceğini keşfetti. Vipassana şahsen deneyimlenen bir bilgeliktir. Kişi söylemleri dinleyebilir veya kutsal metinleri okuyabilir. Veya akıl kullanabilir ve anlamaya çalışabilir: “Evet, Buda’nın öğretisi harikadır! Bu bilgelik harikadır!” diyebilir. Ancak bu direkt bilgelik deneyimi değildir.

Zihin ve maddenin tüm alanı -altı duyu ve bunlara ait nesneler- anicca (değişim), dukkha (acı) ve anatta’nın (benliksizlik) temel özelliklerine sahiptir. Buda, bu gerçeği kendi içimizde keşfetmemizi istedi. Gerçeği beden çerçevesinde keşfetmek için iki alan belirlemişti. Birincisi, maddi yapı; bedensel, fiziksel yapı. Diğeri dört faktörlü zihinsel yapıdır; bilinç, algı, zihnin duyumları hisseden kısmı ve zihnin tepki veren kısmı. Bu yüzden her iki alanı da keşfetmek için bize kayanupassana (bedenin gözlemi) ve cittanupassana’yı (zihin gözlemi) vermişti.

Hissetmediğiniz sürece, vücudunu doğrudan deneyimle nasıl gözlemleyebilirsiniz? Vücudunuzda hissettiğiniz ve fark ettiğiniz bir şeyler gerçekleşiyor olmalı. Ancak ondan sonra “Evet, kayanupassana’yı uyguladım”(bedenşn gözlemi) diyebilirsiniz. Kişi bedendeki duyumları hissetmelidir: bu vedananupassana’dır. (bedenin duyumlarının gözlemi)

Aynı durum cittanupassana (zihnin gözlemi) için de geçerlidir. Bir şey zihinde ortaya çıkmadığı sürece, onu doğrudan deneyimleyemezsiniz. Zihinde açığa çıkan her şey dhamma’dır. (zihinsel içerik) Bu nedenle cittanupassana için dhammanupassana (zihnin içeriğinin gözlemlenmesi) gereklidir.

Buda çalışmaları bu şekilde bölümlendirmiştir. Kayanupassana ve vedananupassana fiziksel yapı ile ilgilidir. Cittanupassana ve dhammanupassana zihinsel yapı ile ilgilidir. Kişisel deneyiminizle,  zihin ve maddenin birbirleriyle nasıl ilişkili olduğunu görün. Zihin ve maddeyi deneyimlemeden anladığına inanmak, aldatmacadır. Sadece doğrudan deneyim zihin ve madde hakkındaki gerçeği anlamamızı sağlayabilir. İşte burada Vipassana bize yardım etmeye başlar.

Kısacası, Vipassana’yı nasıl uyguladığımızı anlayın. Çalışmaya Anapana ile başlarız, solunumun, doğal solunumun farkındalığı. Pranayama’da olduğu gibi nefes egzersizleri yapmayız ya da nefesi kontrol etmeye çalışmayız. Yalnızca burun deliğinin girişindeki solunumu gözlemliyoruz. Kişi uygun bir ortamda,  sürekli çalışırsa, iki veya üç gün içinde vücudun bu bölümündeki bazı gerçekler kendini açığa çıkarmaya başlar: bazı duyumlar -doğal, normal bedensel- duyumlar. Belki ısı veya soğuk, zonklama veya titreşim veya başka duyumlar. Kişi dördüncü veya beşinci uygulama gününe ulaştığında, baştan ayağa kadar vücudun her yerinde duyumlar olduğunu görecektir. Kişi bu duyumları hisseder ve onlara tepki vermemesi istenir. Sadece gözlemle; kendinizi duyumlarla tanımlamadan objektif biçimde, sadece gözlemleyin.

Buda’nın çalışmanızı istediği şekilde çalıştığınızda, yedinci ya da  sekizinci günde, giderek daha incelikli gerçeğe doğru ilerleyeceksiniz. Dhamma (doğal kanun) size yardım etmeye başlayacaktır. Başlangıçta size çok katı gibi görünen bu yapıyı yani duyumlar seviyesinde tüm fiziksel yapıyı gözlemlersiniz. Devam ettikçe tüm fiziksel yapının sadece atom altı parçacıklardan oluştuğunu deneyimleyeceğiniz bir aşamaya gelirsiniz. Vücudun tamamında kalapalar (atom altı parçacıklar) dışında hiçbir şey yoktur.. Ve bu ufak atom altı parçacıklar katı bile değildir. Bunlar sadece titreşim, sadece dalgacıklardır. Buda’nın sözleri tecrübe yoluyla netleşir:

Sabbo pajjalito loko, sabbo loko pakampito.

Bütün evren yanma ve titreşimden başka bir şey değildir.

Bunu kendiniz deneyimlerken, kayanupassana ve vedananupassana, sizi tüm maddi dünyanın titreşimden başka bir şey olmadığını deneyimlediğiniz noktaya götürecektir. Sonra sittanupassana ve dhammanupassana uygulamak sizin için çok kolay olacaktır.

Buda’nın öğretisi, olarika’dan sukhuma’ya, yani kaba, bariz gerçeklikten, ince ve nihai gerçekliğe doğru ilerlemektir. Görünen gerçek her zaman zihinde yanılsama ve karışıklık yaratır. Görünür gerçekliği bölüp inceleyerek, nihai gerçeğe ulaşırsınız. Maddenin gerçeğinin titreşim olduğunu deneyimlediğinizde, zihnin gerçekliğini de deneyimlemeye başlarsınız. Vinnana (bilinç), sanna (algı), vedana (duyum) ve sankhara (tepki). Bunları,  Vipassana ile doğru şekilde yaşarsanız, nasıl çalıştıkları açık bir hale gelecektir.

Fiziksel yapının sadece titreşim olduğunu hissettiğiniz aşamaya ulaştığınızı varsayalım. Kulağınıza bir ses gelirse, bunun sadece titreşim olduğunu görürsünüz. Zihnin ilk kısmı olan bilinç, işini tamamlamıştır; kulak bilinci kulağın duyu kapısında bir şey olduğunu anlamıştır. Gongun bir noktasına vurulduğunda, her noktasının titremeye başlaması gibi, duyuların herhangi biriyle temas, vücuda yayılan bir titreşim başlatır. Başta bu sadece nötr bir titreşimdir,  hoş ya da nahoş değildir.(vinnana-bilinç)

İdrak sesi algılar ve değerlendirir;  “Hmm, bu bir sözcüktür;  peki hangi sözcük? Övgü, ah, harika, çok iyi!” Ortaya çıkan duyum, titreşim bir anda çok hoş olur. Aynı şekilde, sözcük kötüye kullanılmış ise, titreşim çok hoşnutsuz olur. (sanna-algı) Zihnin algı bölümünde yapılan değerlendirmeye göre titreşim değişir. Ardından zihnin üçüncü kısmı hoş ya da nahoş bir duyumu hissetmeye başlar. (vedana-duyum)

Sonra zihnin dördüncü kısmı çalışmaya başlar. Bu kısmın işi tepki vermektir. Hoş bir duyum ortaya çıkarsa, şiddetli arzuyla, istekle tepki verecektir. Hoş olmayan bir duyum ortaya çıkarsa, bu şiddetli reddetmeyle, nefretle tepki gösterecektir. Hoş bir duyum için, “Hoşuma gidiyor, çok güzel, daha fazlasını istiyorum, daha fazlasını istiyorum”  derken, benzer şekilde, tatsız bir duyum için “bundan hoşlanmadım, istemiyorum” diyecektir. Arzu, istek ve ya nefret, reddetme üretmek zihin-tepkisinin dördüncü aşaması tarafından oynanan kısımdır. (sankhara-tepki)

Bu sürecin tüm duyu kapılarında sürekli olarak tekrarlandığını anlayın. Her an duyu kapılarında bir şeyler olur. Her an ilgili bilinç farkeder, algı tanımlar, zihnin duygu kısmı hisseder ve zihnin tepki veren kısmı ya istek ya da redetmeyle tepki verir. Bu kişinin hayatında sürekli tekrar eder.

Görünür seviyede, yüzeyde, dışarıdan gelen bir uyarana istek ya da redetme ile tepki gösteriyorum gibi görünüyor. Aslında öyle değil. Buda duygularımıza tepki gösterdiğimizi buldu. Bu keşif, Buda’nın aydınlanmasıydı. Dedi ki:

Salayatana-paccaya phasso, phassa-paccaya vedana, vedana-paccaya tanha.

Altı duyunun temeli ile temas ortaya çıkar. Temas temeli ile duyum ortaya çıkar. Duyum temeli ile istek doğar.

Buda için çok açık hale gelmişti: Altı duyu organı dışarıdaki nesnelerle temas kurar. Temas nedeniyle vücutta hoş ya da tatsız bir duyum oluşmaya başlar. Bunun ardından şiddetli istek ya da şiddetli reddetme başlar; bundan önce değil. Bu kavrayış mümkün olmuştu, çünkü Buda giderek daha derine inmiş ve bunu kendisi tecrübe etmişti. Sorunun köküne inmiş ve o seviyede acı çekmenin nedeninin nasıl ortadan kaldırılacağını keşfetmişti.

Zihnin entelektüel seviyesinde çalışmakla, şiddetli isteği ve reddetmeyi bastırmaya çalışıyoruz ama içimizde, derinlerde bunlar devam ediyor. Sürekli olarak istek ya da reddetme içindeyiz. Bastırma yoluyla acımızdan kurtulmuyoruz.

Buda yolu keşfetti. Hangi nedenle olursa olsun, herhangi bir duyum deneyimlediğinizde, onu gözlemlemelisin:

Samudaya dhammanupassi va kayasmim viharati
vaya dhammanupassi va kayasmim viharati
samudaya-vaya-dhammanupassi va kayasmim viharati.

Vücutta ortaya çıkan gerçekliği gözlem altında tutar.
Vücuttan geçip giden gerçekliği gözlem altında tutar.
Vücutta aynı anda ortaya çıkan ve geçip giden gerçekliği gözlem altında tutar.

Tüm duyumlar ortaya çıkar ve yok olur. Hiçbir şey ebedi değildir. Vipassana’yı uygularken bunu yaşamaya başlarsınız. Nahoş bir duyum ortaya çıkabilir,  ama bir süre sonra geçip gider. Ardından hoş bir duyum olabilir ve yine geçip gider. Duyum nasıl olursa olsun, hoş, nahoş ya da nötr, hepsinin geçici olma özelliği aynıdır. Siz artık anicca (geçicilik) gerçeğini yaşıyorsunuz. Buda öyle söyledi diye, bazı kutsal yazılar ve gelenekler böyle diyor diye ve hatta zekanız bunu doğru buluyor diye kabul etmenize, inanmanıza gerek yok. Anicca’nın gerçeğini kabul ediyorsunuz, çünkü doğrudan yaşıyorsunuz. Bu, öğrendiklerinizin ve entellektüel anlayışınızın deneyimlenmiş  bilgeliğe dönüşmesidir.

Sadece anicca (geçicilik) deneyimi, zihnin alışkanlık şeklini değiştirecektir. Vücudun duyumlarını hissetmek  ve her şeyin süreksiz olduğunu anlamak. Artık istek ya da redetme ile tepki göstermez, dengeliliğinizi korursunuz. Bunu uygulamak en derin seviyede tepki verme alışkanlığını sürekli olarak değiştirir. İstek ve reddetme için yeni bir şartlandırma üretmediğinizde, eski şartlandırmalar yüzeye çıkar ve yok olur. Gerçekliği olduğu gibi gözlemleyerek, istek ve reddetme dolu tüm koşullardan kurtulursunuz.

Batılı psikologlar “bilinçli zihin” e atıfta bulunurlar. Buda zihnin bu kısmını paritta citta (zihnin çok küçük bir kısmı) olarak adlandırdı. Paritta citta ve zihin geri kalanı arasında, derinlerde büyük bir engel vardır. Bilinçli zihin, bilinçaltında ya da yarı bilinçli seviyede neler olduğunu bilmemektedir. Vipassana bu engeli kırar ve sizi zihnin yüzey seviyesinden en derin seviyesine götürür. Uygulama zihnin en derin düzeyinde yatan anusaya kilesa’yı (gizli zihinsel kirlilikleri) ortaya çıkarır.

Sözde “bilinçdışı” zihin (bilinçaltı), aslında bilinçsiz değildir. Vücut hissiyatlarından her zaman haberdardır ve onlara tepki vermeye devam eder. Tatsızlarsa, reddetme ile tepki verir. Eğer hoşlarsa, istekle tepki verir. Zihin derinliğinde sözde bilinçaltının alışkanlıkları, davranış kalıpları yatar.

İşte bilinçaltı zihninin, istek ve reddetme ile nasıl tepki verdiğini açıklayan bir örnek. Derin uykudasınız. Bir sivrisinek sizi ısırıyor ve tatsız bir his var. Bilinçli zihniniz, olanları bilmiyor. Bilinçaltı ise tatsız bir duyum olduğunu hemen anlar ve reddetme ile tepki verir. Sivrisineği uzaklaştırır ya da öldürür. Fakat hâlâ hoş olmayan bir his vardır ve bilinçli zihniniz derin uykudayken, sineğin ısırdığı yeri kaşımaya devam edersiniz.

Uyandığınızda, gece boyunca kaç sivrisinek sokması olduğunu bilemezsiniz. Bilinçli zihin habersizdi, ama bilinçaltı biliyordu ve tepki gösterdi.

Başka bir örnek: Yaklaşık yarım saat oturduğunda, bir yerlerde bir miktar baskı başlar ve zihin bilinçaltı düzeyinde tepki verir: “Bir baskı var, bundan hoşlanmıyorum!” Pozisyonunuzu değiştirirsiniz. Bilinçaltı her zaman bedensel duyumsal ile temas halindedir. Biraz hareket edersiniz ve bir süre sonra tekrar hareket edersiniz. On beş ila yirmi dakika oturan birini izlemelisiniz. Bu kişinin huzursuz olduğunu, biraz sağa biraz sola hareket ettiğini göreceksiniz. Tabii ki, bilinçli olarak ne yaptığını bilmiyor. Bunun nedeni, duyumların farkında olmamasıdır. O sırada bedenindeki duyumlara reddetme ile tepki gösterdiğini bilmiyor. Bu bariyer cehalettir.

Vipassana bu cehaleti kırar. Sonra kişi, duyumların nasıl ortaya çıktığı ve istek ya da reddetmeye neden ve nasıl dönüştüğünü anlamaya başlar. Hoş bir duyum olduğunda, istek, hoş olmayan bir duyum olduğunda, reddetme var olur. İstek ve reddetme söz konusu olduğunda mutsuzluk, acı vardır.

Eğer kişi bu davranış modelini kırmazsa, sürekli şiddetli istek ya da reddetme olacaktır. Yüzey seviyesinde, Buda’nın öğrettiği şeyleri uyguladığınızı söyleyebilirsiniz; ama aslında, Buda’nın öğrettiği şeyi uygulamıyorsunuz demektir! Buda zamanındaki diğer öğretmenlerin öğrettikleri şeyleri uyguluyorsunuz. Buda, acının ortaya çıktığı en derin seviyeye nasıl gideceğini öğretti. Acı çekme, kişinin istek ya da redetme tepkisi nedeniyle ortaya çıkar. İstek ve redetme kaynağı bulunmalı ve kişi davranış kalıbını bu düzeyde değiştirmelidir.

Buda acıyı ve acının ortaya çıkışını gözlemlememizi öğretti. Bu ikisini  gözlemlemeden, sefaletin sona erdiğini asla bilemeyiz. Acı duyumlarla ortaya çıkar. Eğer duyumlara tepki verirsek, acı ortaya çıkar. Eğer tepki göstermezsek onlardan zarar görmeyiz. Bununla birlikte hoş olmayan bir his ortaya çıktığında, eğer reddetme ile tepki vermezseniz, dengelilikle gülümseyebilirsiniz. Bunun anicca olduğunu, geçici olduğunu anlarsınız. Böylelikle zihnin tüm alışkanlık biçimi en derin seviyede değişir.

Vipassana uygulaması sayesinde insanlar  öfke, tutku, korku, ego gibi her türlü zihinsel kirlilikten kurtulmaya başlarlar. Birkaç ay içinde veya birkaç yıl içinde insanlardaki değişim çok belirginleşir. Bu, Vipassana’nın faydasıdır. Şimdi ve burada, bu hayatta fayda elde edersiniz.

Burası,  Dhamma’nın, Buda’nın öğretilerinin ülkesi. Bu kadar büyük bir Sangha’ya sahip olduğunuz bir ülke. Buda’nın öğretisini en derin seviyede kullanın. Buda’nın öğretisinin yüzey seviyesinde kalmayın. Şiddetli isteklerinizin ortaya çıktığı en derin seviyeye gidin:

Vedana paccaya tanha;
vedana-nirodha tanha-nirodho;
tanha-nirodha dukkha-nirodho.

Duyumlar, istekleri  yükseltiyor.
Duyumlar kesilirse, istek sona erer.
İstek sona erdiğinde, acı kesilir

Kişi Nibbana gerçeğini yaşarsa, tüm algıların ötesindeki durumu deneyimlerse altı algı organının tümü durur. Dışarıdaki nesnelerle herhangi bir temas olmaz, bu nedenle duyum sona erer. Bu aşamada tüm ıstıraplardan özgürlük vardır..

Öncelikle, duyumları hissettiğiniz seviyeye gelmelisiniz. Ancak o zaman zihninizin alışkanlık şeklini değiştirebilirsiniz. Bu tekniği, bu süreci, en derin seviyede çalışın. Zihnin yüzey seviyesinde çalışıyorsanız yalnızca zihnin bilinçli bölümünü, zekanızı değiştiriyorsunuzdur. Sorunun kök seviyesine, zihnin en bilinçsiz olduğu seviyeye gitmiyorsunuz. Anusaya kilesa’yı -şiddetli istek ve reddetmenin  derin köklü kirliliklerini- ortadan kaldırmıyorsunuz. Onlar uykuda bekleyen ama herhangi bir anda patlamaya hazır volkanlar gibidirler. Doğumdan ölüme dönmeye devam edersiniz; sefaletten çıkmıyorsunuz.

Bu harika tekniği kullanın ve acınızdan kurtulun, esaretten çıkın ve gerçek barış, gerçek uyum, gerçek mutluluktan yararlanın.

Hepiniz gerçek barış, gerçek bir uyum, gerçek mutluluğun keyfini çıkarın.

S.N.Goenka

 

Ç.N : Yazının orjinaline buradan ulaşabilirsiniz:
https://www.pariyatti.org/FreeResources/ArticlesandExcerpts/BuddhasPathistoExperienceReality/tabid/110/Default.aspx

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: