web analytics
Oğuzhan Yılmaz 11 Kasım 2010

Yin ve yang, siyah ve beyaz, madde ve enerji…Aralarındaki ilişki ne? Birbirlerinin tersi mi bunlar? Bütünün parçalarından mı söz ediyoruz? Biri diğerini mi var ediyor yoksa içiçe mi varoluyorlar? Ben soruları seviyorum. Ruh ve beden, et ve kemik, yol ve yolcu, izdeş ve dojo..Hangisi önce geliyor? Hangisi diğerini yaratıyor? Hangisi yönü gösteriyor, kim öğretiyor, kim öğreniyor? Dünya nüfusu içinde düşünen insan sayısı kadar farklı cevaplar bulmak mümkün. Ayrıca üzgünüm aydınlanmaya götürecek cevap bende değil. Ama en azından mumlardan birini yakabilir ve kilometre taşlarından biri olan dojodan bahsedebilirim size. Şimdi yapmak istediğim şey bu.

Kelimeye baktığımızda bizi ilk karşılayan, savaş sanatlarıyla ilgilenenler için yabancı olmayan ve yol ya da sanat anlamına gelen “do” kanjisi oluyor. Dojo ise en basit anlamıyla yolun mekanı ya da sanatın inceliklerinin deneyimlendiği yer olarak tercüme edilebilir. Dört duvardan ibaret bu mekan, genelde yüksek tavanlı ferah bir mekandır. Güzelliği süslerin, şekillerin ötesinde sadeliğinden ve boşluğundan gelir.

Şöyle bir durup yaşadığımız ve çalıştığımız mekanlara bir bakarsak, karakterimiz ve ruh halimizle yaşam alanlarımız arasındaki paralelliği görebiliriz. Evlerimizi odalara böleriz duvarların arkasına saklamak için. Odalarımızı parçalara böleriz. Burası kitaplar için burası televizyon izlemek için burası bilmem ne için. Tıpkı zihinlerimiz gibi herşey parçalara ayrılmış ve sınıflandırılmıştır. Bir dojo ise bütündür. Tek bir parçadır. Evrenin küçültülmüş, atomlarımızın büyütülmüş resmidir. Tekdir bütündür, ama içinde elektronlar, yaşamlar, insanlar devinir. Yaşamlarımızı parçalara ayırmamız gibi mekanlarımızı da delice bir sahip olma dürtüsüyle doldururuz. Bak ne kadar çok şeye sahibim. Verimli kullanım adına her boşluğun birşeylerle doldurulduğunu görebilirsiniz. Evde bir boşluk varsa oraya ya bir tablo asılır ya da asla kullanılmayan bardakların sergilendiği bir vitrin konulur. Bu zihinlerimizdeki kalabalığın basit bir yansıması aslında. Burası niye boş, koyacak birşeyin yok mu? Boşluk görmeyi sevmeyiz çünkü zihnimizde ona yer yoktur. Dojo bizi boşluğuyla karşılar ve daha ilk adımda mesajını verir, zihnini boşalt ki burada yenilenebilesin. Burası boş çünkü burada sahip olunacak birşey yok. Burası boş çünkü sen buraya almaya değil vermeye geldin.

Buraya kadar vurdu kırdı işlerini seven bir takım insanların ders aldığı bir spor salonundan bahsetmediğimizi anlamışsınızdır herhalde. Tabi ki yalnızca sanatın dış kabuğuyla ilgilenen ve ter atmak isteyen biriyseniz bir spor salonunda çalışmanızın sakıncası yoktur. Ama bir öğretiden bahsediyorsak bu  dövüş kluplerinden çok şey beklememek lazım. Başlarda bunların farkına varmak zordur aslında. Her ikisinde de benzer teknikler benzer şekilde çalışılır.Ama dojoda çalışılan teknikler amaç değil yalnızca nihai hedefe varmak için kullanılan araçlardır. Teknikte tabi ki ustalaşılmalıdır ama bu yalnızca çalışmanın başıdır, sonu değil. Bir salon size nasıl adam öldüreceğinizi öğretirken bir dojo nasıl öleceğinizi/yaşayacağınızı öğretir. Bir salon size yeni bir hobi, yeni bir şeyler kazandırmakla ilgilenirken bir dojo sizi yeni bir şeye dönüştürmekle ilgilenir. Bir dojonun üyesi savaşmak ya da savaşmamak üzerine düşünmez. Bunun çok daha ötesine geçmeye ve savaşın özünü kavramaya çabalar.

337969417_10db3d9b77Geleneksel savaş sanatlarının çalışıldığı tüm dojoların bir takım ortak ve vazgeçilmez özellikleri vardır. Eğer bir başlangıç yapmak niyetiniz varsa bu özellikleri aramak karar verme aşamasında yardımcı olabilir. Öncelikle her dojonun kamiza adı verilen özel bir köşesi bulunur. Bu bir Aikido dojosu ise, kurucunun resmi, Aikido kanjisi, kılıçlar ve birkaç sade süslemenin olduğu yegane yerdir burası. Her dersin başında öğrenciler eğilerek kamizayi selamlarlar. Kamize bizlere her zaman bir adım ötesinin, her zaman bizden büyük bir hedefin olduğunu hatırlatır. Bunu idrak ederek eğiliriz. Disiplin dojonun vazgeçilmez özelliklerinden biridir. Öğrenciler her zaman dojo kurallarını dikkatle uygularlar. Kurallar asla kişilere göre esneklik göstermez. Kişiler kendilerini teslimiyetci bir tavırla dojoya adapte eder. Ustalaşmaya çabaladıkları sanatlarında geldikleri seviyeyi belirtecek şekilde otururlar. İyi bir dojoda düşük seviyeli bir öğrencinin asla kendisine ait olmayan bir yerde oturduğu görülmez. Her hareketinde kendinden tecrübeli öğrencilerin konumunu gözeterek davranır. Her konuşma ve her hareket sevgi üzerine temellendirilmiş saygıyı ifade eder.

Hemen gözünüz korkmasın, burada askeri bir disiplinden bahsetmiyoruz. Kabul ediyorum buna çok yakın, hatta ayırt edilemez bir durum vardır. Ama dojoda bu disiplin yukarıdan aşağıya dayatılmak yerine, aşağıda yukarıya kurulur. Kazanımlarının farkına varan tecrübeli öğrenciler disiplin olmadan savaş sanatları çalışmanın imkansızlığının da farkına varırlar. Bu insanlar her çalışmada sakatlanmanın ya da ciddi bir yaralanmanın bir adım ötesinde durarak bedenlerini çalışma arkadaşlarına emanet edebilen insanlardır. Bir Aikido öğrencisi dojoda yanında oturan arkadaşına hayatını emanet ettiğini söylediğinde dalga geçmediğine emin olabilirsiniz.

Devam edelim. Hoca ve öğrencilerinin yerini dojoda sensei yani usta ve deshi yani izdeşler alır. Sensei kelimesinin tam karşılığı önce doğmuş ya da önde gidendir. Sensei bir hocadan çok bir rehberdir aslında. Çabası, birşeyler öğretmek değil ruhsal gelişimin yolunu açmak, göstermektir. Hiç bir zaman sensei öğrencileri kolundan tutup dojoya getirmez. Dojo seçimi her zaman öğrencilerin elindedir. Bu seçim yapıldığında, dojonun öğretisini, disiplinini, kurallarını ve sensei’yi kabul etmiş olurlar… Birine sensei demek, senin yolunu izleyeceğim demektir. Bu anlamda da senseinin önünde eğilmek onun kişiliğini onure etmekten çok, kişinin kendisini yolcuğuna ve amacına adamasını pekiştirir. Sensei yalnızca araçları verir ve kendi deneyimlediği doğru yolu gösterir. Yolculuğu yapmaksa tamamen izdeşin işidir ve evet senseinin vurduğu yerde gül biter.

Dojonun izdeşlerini sıradan öğrencilerden ayıran şey bu insanların farklı şeyler yapması değil, aynı şeyleri farklı şekilde yapmalarıdır. Kendini korumayı öğreten herhangi bir mekanın öğrencisi teknikleri öğrenirken, izdeş dojoda bunun bir adım ötesine geçer. Zihni sessizleşene, egosu boğulana kadar kendini sanatının derinliklerini batırır. Sürekli birşeyler kazanmayı öğütleyen, öğreten bir toplumsal düzende bu aşamaya gelmek zor olsa da izdeşin amacı sürekli vermektir. Zamanını verir, gücünü verir, enerjisini verir, bedenini verir. Ta ki geriye boş bir kabuktan başka birşey kalmayıncaya dek. O zaman durum tersine dönmeye başlamış olur ve izdeş artık sensei olma yoluna adımı atmış olur. Artık ardından gelecekler için rehberlik yapabilir.

Dört duvardan oluşan mekanın içine senseiyi, izdeşleri ve savaş sanatları ruhunu, disiplinini koyduğunuzda karşınıza çok ilginç bir mekan çıkar. Tapınak olmasa da öyle gibi hissettiren, bir askeri kışla olmasa da öyle disiplinli olan ve disiplinin dayatıldığı birçok mekanın aksine yaşayan organik bir bütünlüktür dojo. Aynı havayı soluyan insanlara, yaşama sanatını öğreten şey bu organizmanın ta kendisidir. Enerjisiyle besler, boşluğuyla doldurur ve gücüyle yol gösterir. Bütünün parçalarından biridir dojo. Yaşamın deneyimlenmesidir ve yaşamın, senin dojondur.

Not: Üstada saygı…Bu yazıyı hazırlarken Frederic J.Lovret’in “Japon Gücü ve Stratejisinin Sırları” kitabının dojo bölümünü tekrar okudum ve bazı cümlelerin altını çizdim.

2 thoughts on “Yaşamın, Senin Dojondur

  1. harika bir yazı. bunun üstüne ne söz söyleyebilirim ki. tekrar tekrar okumak gerek. sevgiler. jale

Bir Cevap Yazın

error: Kopyalama ama paylaş...
%d blogcu bunu beğendi: