web analytics
Oğuzhan Yılmaz 3 Mayıs 2020
Yola Atılan 10 Adım
Eğer ideallerimiz ve baskı altındaki davranışlarımızın eşleştiği manevi bir bütünlük peşindeysek Michi – “Yol” – savaş sanatı pratiğimizi anlamlı bir şekilde tanımlayabilir. Bunu başarmak için duygusal eğitimi, dikkat ve algıyı eğitimimizle birleştiren net uygulamalar yaratmalıyız. Bu makale, savaş sanatı pratiğini ruhsal eğitimle yakınlaştırmak için çeşitli pragmatik yollar sunar. Ruhsal eğitimden kastedilen dini bağlamdan ayrıdır ve somut alıştırmalar, hedefler ve kavramlar sunar.

Tüm “Do ” (“Michi”) sanatları benzer bir olanak sunar; sistemlerini takip eder ve uygulamaya koyarsanız, sanatın sadece tekniğe, rekabete veya kendini savunmaya odaklanan versiyonlarından farklı olarak, daha yüksek bir benliğe giden, ruhsal bir süreç ve yol elde edersiniz. “Aiki-jutsu” ile “Aiki-do”, “Karate-jutsu” ile “Karate-do” ya da, “Jujitsu” ile “Judo” vb. arasında derin bir anlam farkı olduğu söylenir. Bu fark, “Do” sanatlarını yeterince uzun süre uygulayan bir öğrencinin ruhsal ve ahlaki niteliklerinde ortaya çıkacaktır.

Bununla birlikte, ruhsal gelişimin çoğu, Batı dövüş sanatlarında çoğunlukla bulunamayan kültürel ve tarihi bir bağlamdan gelir. Dogmatik beklenti ise, tekniklerin, eğitimin ve kata’nın yeterince uzun süre uygulanması halinde, uygulayıcının bir şekilde daha derin bir algı, ahlak ve içgörü geliştireceğidir. Daha açık söylemek gerekirse Ikkyo’yu (Aikido tekniği) yeterince uzun süre uygularsanız, sonunda bilinmeyen bir bilgeliğe ulaşacağınız düşünülür. Bu, neresinden tutsanız saçma bir fikir; hatta sadece kilise hizmetlerine katılarak aydınlanmayı beklemek kadar saçma. Savaş sanatında yüksek bir rütbeye sahip olmanın, manevi bilgeliğe eşit olduğu fikrinden artık vazgeçmemiz gerekiyor. Çalıştığımız sanatların kurucuları, sürekli tekrarlandıkları zaman içlerindeki gizli bilgeliği otomatikman sunan fiziksel teknikler yaratmadılar. Bu yanılgıları geride bırakmalıyız.

Yine de, Dojo’nun sivil bir tapınak, laboratuvar ve meditasyon salonu olabileceğine ve herhangi bir dinden, akademisyenden ya da akıl sağlığı sisteminden bağımsız olarak (veya desteğiyle) öğrencilerin ahlaki ve manevi değişim üzerinde çalışabileceği ve geliştirebileceği uygulamalı bir akıl sağlığı kliniği olabileceğine inanıyorum.(Tabi ki gerekli durumlarda lisanslı uzmanlığın yerini alabileceğini söylemiyorum.) Daha da önemlisi, Dojo’nun modern toplumda çoğu yerde eksik kalan manevi büyümeyi tamamlamak için gereken araçları ve ortamı sunabileceğini düşünüyorum.

“Pratik ruhsallık” ile kastettiğim, daha yüksek (ve sosyal olarak yapıcı) ahlaki hedeflerin peşinde, duygusal benliklerimizi güvenli bir şekilde değerlendirmek, test etmek, ölçmek, denemek, araştırmak ve değiştirmek için bir dizi araç, kavram ve destekleyici bir ortamdır. Saldırganlık karşısında ya da kötü zamanlarda bile topluma katkı sağlayabilen ve kendini geliştirmeye devam eden, daha sağlıklı ve daha mutlu bir benlik inşa etmek için kendini inceleme, tanıma, farkındalık geliştirme ve değişim arayışıdır.

Bunlar, kendi ruhsal sürecimin peşinde olduğum son kırk yıllık eğitimim boyunca, Dojo bağlamında düşündüğüm ve keşfettiğim ana araçlardır.

1. Başka bir manevi uygulama bulun ve çalışmanıza katın.

Tarihte savaş sanatları, (özellikle meditatif ve münzevi bileşenlere sahip olanlar) çoğu zaman beraberinde uygulanan ruhsal çalışmayla eşleşmişlerdir. Shaolin rahipleri ve Budizm veya Tai Chi / Kung Fu ve Taoizm örneğini düşünün. Teknik eğitimini Zen meditasyonu gibi uygulamalı bir ruhsal çalışma ile birleştirmek, öğrenciye rehberlik ve ahlaki bir çerçeve sağlar, destek ve geri bildirim alabileceği bir topluluk oluşturur ve ilham verici öğretilerden oluşan derin bir arşiv sağlar. Amaç, Zen (ya da bir başka) çalışmanın, savaş sanatları eğitiminde derinleşmek için nasıl bir farkındalık sağladığını araştırmak ya da daha derin bir içgörü elde etme amacıyla, fiziksel çatışma arenasını kullanmaktır.

Bu ilişkiyi iyi gösterdiğini düşündüğüm bir hikaye var. Hikayede, bir keşiş aydınlanana kadar yalnız meditasyon yapmak için bir dağın tepesine çekilir. Sonunda, içgörülerinin derinliğinden memnun kalır ve huzurunu başkalarıyla paylaşma sorumluluğu hissederek dağdan iner. Aşağı inerken bir yolu geçmesi gerekir ve tam o sırada bir kamyon hızla üzerine gelir. Şoför korna çalmakta ve küfür etmektedir. Bunu gören keşiş o an yol değiştirir ve dağın tepesindeki mağarasına geri döner. Bu hikaye aslında sessizliğe ve içgözleme yönelik meditasyonun değerini düşürmez, ancak gerçek dünyanın çatışma ve stresle dolu olduğunu ve korunaklı bir mağaraya göre daha esnek ve uygulanabilir bir huzur durumu gerektirdiğini vurgular. Savaşçı zihnini geliştirmek kaotik bir dünyada farkındalığa giden yollardan biri olabilir. Güvenli alanlarımızdan çıktığımızda huzurlu kalmayı öğrenebileceğimiz, ruhsal derslerimizi kontrollü biçimde çalışabileceğimiz bir alan sağlayabilir bize. Stressiz / aşırı stresli ikiliği yerine Dojo, mevcut eğitim seviyemize uygun miktarda stresli durumlar yaratmamıza yardımcı olabilir.

Dojo, dinsel çalışmanızın da etik ve ideallerini test etmek ve uygulamak için bir yer sağlayabilir ve manevi inancınız, eğer buna açıksanız, Dojo eğitiminiz için amaç, semboloji ve anlam sağlayabilir.

Alıştırma: Düzenli bir meditasyon alıştırması yapın. Meditasyondaki ideallerinizi dojoda da gerçekleştirmeyi taahhüt edin.

2. Etkileşimli farkındalık.

Bu uygulama, her zaman yaptımız keiko’nun (ders) zihinsel bir amaç eklenmiş halidir; amaç tek bir niteliği tüm çalışma boyunca kesintisiz biçimde korumaktır. Eğer kişinin dikkati dağılmışsa veya odağını kaybederse, bozulmaya neyin sebep olduğuna dikkat edin ve kendinize kızmadan mümkün olduğunca kısa sürede yeniden başlayın. Odağınız herhangi bir olumlu nitelik veya davranış olabilir. Derin ve sakin nefes almaya odaklanabilir ve bunu koruyabilir misiniz? Yoksa saldırıya uğradığınızda nefesiniz durur veya düzensizleşir mi? Tüm bir ders boyunca yüzünüzde bir gülümseme tutabilir misiniz? Bu şekilde bir çok başka olumlu nitelik çalışmaya dahil edilebilir. Mesela, tam bir akış yakalama, her zaman erken davranmak, nötr bağlantı noktası gibi soyut kavramlar; dinleme, verme, asla yorgun hissetmeye izin vermeme gibi duygusal kavramlar; asla direnme ve zorlama, alçak bir duruşu koru, mükemmel bir duruş sağla, kalp atışına odaklan gibi fiziksel kavramlar ya da katıldığınız son seminerde sizi heyecanlandıran bir fikir ya da prensibe odaklanmak gibi teknik bir kavramı kullanabilirsiniz.

Savaş sanatları eğitimi interaktif bir meditasyon olabilir.

Etkileşimli farkındalığın ve onu kaybedip hızlı ve sakin bir şekilde yeniden kazanma yeteneğini geliştirmenin, atemi eğitiminin “diğer yüzü” olduğuna inanıyorum. “Atemi”, rakibin odağını, zihinsel ve fiziksel dengesini bozmak veya yok etmek için acıya sebep olan vuruş yöntemlerini içerir. Bununla birlikte, atemi fikrini kendi üzerimizde kullanma konusunda yeterli zamanı ayırmıyoruz. Atemi, dengeliliğimizi kaybettiğimiz anı fark etme ve farkındalığı hızlıca geri kazanma becerisinde ustalaşmamızda bir araç olabilir.

İşte en sevdiğim Samurai benzetmelerinden bir diğeri. Sadece moda olduğu için Kenjutsu çalışan bir tüccar vardı ve çok iyi bir öğrenci de değildi. Bir gün, şehirdeki en ünlü kılıç ustalarından biri Sensei’ye geldi ve yanlışlıkla Sensei’nin rakiplerinden birine hakaret ettiğini itiraf etti. Sonuç olarak, bir sonraki güneş doğarken öğretmeninin rakibi ile düello yapmak zorunda kalmıştı. Öğretmen içini çekti, elini tüccarın omzuna koydu ve “Üzgünüm ama yarın öleceksin. Rakibin çok iyi ve bir gün içinde onu yenmene yetecek kadarını sana öğretemem mümkün değil. Yapabileceğim tek şey mükemmel bir kesiş yapman için bütün gün seni çalıştırabilirim. Böylece onurunla ölebilirsin; ve böylece seyirciler diyebilir ki, kesişi saftı ve ruhunun gerçek bir savaşçı olduğunu gösterdi. ” Tüccar iç çekti ve kendini kaderine teslim etti. Tüm gün, rakibine eğilir gelmez – tereddüt etmeden ileri atılıp, kılıcıyla hayatının en saf kesişini yapabilmek için çalıştı; bu sırada kendisi de kesilecek olsa bile.

Ertesi sabah, öğrenci ve rakip karşı karşıya geldiklerinde, öğretmen düello başlamadan önce eski rakibine doğru yürüdü. Adam, yaklaşan Sensei’ye, öğrencisini öldüreceğini bilerek küçümsemeyle baktı. Tam o anda Sensei yanından geçerken kendi sayası( kılıcın kını) ile rakibinin sayasına çarptı ve hiçbir şey olmamış gibi yürümeye devam etti. Öfkelenen adam, Sensei ile yüzleşmek için dönerken tam da o anda tüccar öne çıkmış ve rakibini eğilerek selamlamıştı. Ardından hızla öne fırladı ve kusursuz bir kesişle rakibini kesti. Hikayenin dersi, eğer öfkeli adam elindeki an üzerinde odaklanabilseydi, hiç çaba harcamadan kazanırdı.

Alıştırma: Bir ay boyunca her ders ve tüm ders boyunca, normal antrenman yaparken kendi içinizde tek bir kesintisiz pozitif niteliğe odaklanın ve bunu sürdürün.

3. Baskı Altında Pişmek

Genellikle üst düzey savaş sanatçıları bir tür karizmaya, hükmeden bir varoluşa sahiptir. Bir odaya girdiklerinde, savaş sanatçısı olmayanlar bile onlara farklı bir saygıyla yaklaşırlar; çünkü içgüdüsel olarak yetkinliği, saflığı, odaklanmayı veya ölümcül olma potansiyelini hissedebilirler. Bu hayvani yoğunluk nedir? Nereden geliyor? Ben bunun konfor bölgesinin çok dışında, uzun yıllar tehlikenin kenarında süren eğitim sayesinde odaklanma ve yoğunluğun geliştirilmesi olduğuna inanıyorum.

“Eğitiminizin süresi ne anlama geliyor? Konforlu 50 yıllık eğitim, “kılıç altında” bir aylık eğitim ile karşılaştırılamaz. ”
M. Saotome Sensei

Ben, silah eğitiminin veya “ağır çekim” çalışmanın bu alana girmenin en hızlı yolları olduğunu düşünüyorum. Temel eğitiminizin tüm hareketleri ele geçirdiği bu alanlarda herhangi bir yaralanmadan uzak durabilmek için % 100 odaklanma gerekir. Zen’de bu duruma “mushin” veya “boş zihin” denir. Eğer iç diyaloğunuzu susturmakta güçlük çekiyorsanız, birisinin yüzünüze sağlam bir yumruk atmasını sağlayın. Emin olun cevap vermeye zorlandığınız o an zihninizin boş olacaktır. İşte size kısa bir “aydınlanma” deneyimi ama maalesef bu çabucak kaybolur.

Eski bir Budist aforizması: 
“Kişi saçları yanıyormuş gibi pratik yapmalı”.

Peki bunun ne faydası var? Konsantre olma, dikkat ve odaklanma yeteneği. Öğrencilerim için bazen “gaz bidonu” benzetmesini kullanıyorum. İlk başladığımızda, “dikkat süresi” kapasitemiz küçük bir kap ile sınırlıdır. Tüm dikkatimizi harcayıp kabımızı boşalttığımızda konsantrasyonumuzu kaybederiz, kafamız karışır, uygulamada veya öğrenmekte zorlanırız. Hatta beklenmedik / fiziksel / yorgunluk hissederiz. “Baskı altında” eğitim yapmak, kabımızı esneterek büyütür; önce küçük bir bardak, sonra bir kase ve sonunda büyük bir varil (bir gaz varili gibi). Kullanabileceğiz bir “sıvı dikkat süresi” zenginliğimiz olduğunda, az harcayarak uzun bir süre kullanabiliriz (tüm bir ders veya seminer boyunca odak ve netliği korumak gibi) veya kısa bir süre içinde bolca harcayabiliriz. (GERÇEKTEN “uyanma” ve odaklanma, zaman algımızı yavaşlatma gibi – ileri seviye silah tekniklerinde veya çoklu saldırganlarda işe yarar-)

Alıştırma: Her derste, hızınızı ve gücünüzü konfor alanınızın dışına doğru biraz zorlayacak bir çalışmaya zaman ayırın ve bunu güvendiğiniz bir partnerle yapın.

4.Tetikleyicileri Yeniden Programlamak

YOLA ATILAN 10 ADIM Dojo ve ruhsal çalışmaHepimizin tetikleyicileri vardır; bunlar kontrol etmekte zorlandığımız olumsuz duyguları, kalıpları ve davranışları ortaya çıkaran uyaranlardır. Zihinsel sağlık profesyoneli gibi davranmıyorum. Ancak, tecrübelerime göre, tetikleyicilerimizden gerçekten kurtulmanın yolu tam bir paradoks. Ne uzak durmak ne de içine girmek. Ne oturup üzerinde konuşarak uyarıcılardan güvenli bir mesafede uzak durmak, ne de tetikleyici etkinleştirildikten sonra hızını almış davranış kalıbıyla mücadele etmeye çalışmak. Yine, hiç uyaran / çok fazla uyaran paradoksu. Oysa Dojo, destekleyici bir topluluk, dikkatli partnerler ve hata yapabilmeyi yapıcı şekilde destekleyen bir atmosfer ile bu davranış kalıplarını değiştirmek ve tetikleyicileri ortadan kaldırmak konusunda benzersiz bir araç olabilir.

Bahsettiğim kalıplar, savunmacı “kapanma” tepkileri, donma, güçlü manipülasyon, öfke gibi temel fiziksel veya duygusal tepkiler veya TSSB (Travma Sonrası Stress Bozukluğu) gibi daha ciddi durumlar olabilir. Amaç iki yönlüdür: 1) tetiği adım adım olumlu bir duygu ile yeniden ilişkilendirmek ve 2) tetiğin eşiğini “açık / kapalı” çizgisinden çok daha geniş bir “sınır bölgesine” genişletmek; böylece reaksiyonlar incelenebilir ve uyaranlar üzerinde çalışılabilir.

Biz bu süreci Aikido veya Judo’da ilk kez düşmeyi öğrenirken deneyimleriz. Güçlü isteğimize rağmen, düşme fikrine dair içgüdülerimiz, düşüş tekniğini öğrenme çabalarımıza müdahale ettiği için muhtemelen donar kalırız. Ancak nihayetinde, yuvarlanmayı bir oyun hissi ve yeni bir yetenekle ilişkilendirmeyi öğreniriz ve bundan sonra ukemi becerisi kazanmaya başlarız. Kötü bir alışkanlığı kırmakta sorun yaşayan öğrencilerin, bu süreci anlamaya çalışmalarını öneririm.

Daha detaylı bir örnek vereyim. Küçük bir kız çocuğu iken yaşadığı istismar sebebiyle TSSB sorunu yaşayan üniversiteli bir öğrencimiz vardı. Herhangi bir erkek kendisine yaklaştığı anda tamamen kapanıyor, dona kalıyordu. Onunla çalışırken, kadın ve erkek üst kuşaklar, sorunu tetikleyen mesafenin tam sınırında kalmaya dikkat ediyorlardı. İçinde olduğu durum ve kendi bakış açısı üzerinde kontrolü tamamen kendisine verecek temel egzersizler yapıyorduk. Sesli verdiği komutlarla, saldıranlar gerektiğinde geri çekiliyor ya da dikkatle üzerine gidiyorlardı. Beş hafta sonra gerçekten kolunu tutan bir erkekle çalışabilmeye başlamıştı. Her ne kadar bu onun için zor ve stresli bir çalışma olsa da bir çok kez güldüğünü duydum. Daha sonra bana gelip Aikido çalışmanın daha önce yaptığı tüm çalışmalardan ya da aldığı ilaçlardan daha iyi bir sonuç verdiğini söylemişti.

Kesinlikle savaş sanatlarının bir akıl sağlığı uzmanlığı gibi görülmesini savunmuyorum. Yine de psikologların sahip olmadığı bazı araçlara sahip olduğumuzu düşünüyorum. Eğitim geleneklerimiz, yeni ve yaşam değiştiren yollarda öğrencilerimize yardım edebilmemizi sağlıyor. Potansiyeli keşfetmek ve güvenli reaksiyonlar geliştirmek için benzersiz bir beceriye sahip olduğumuzu düşünüyorum. Her bir öğrenci kendi duygusal yolculuğunu yapar. Onlara yardımcı olmak için kendi deneyimlerimizi, yaşam derslerimizi ve eğitim araçlarımızı kullanmak eğitmen olarak bizim sorumluluğumuzdur. Özellikle, kendi davranış kalıplarını, tetikleyicilerini ve yanıtlarını görmelerine ve yeni yanıtlara giden farklı yollar keşfetmelerine yardımcı olabiliriz. Mizah sahibi, insancıl ve alçakgönüllü bir eğitmen ve farklı şeyler denemeyi ve hata yapmaktan çekinmemeyi teşvik eden bir ortam bunun için yeterlidir.

Alıştırma: Kırmak istediğiniz “kötü alışkanlığı” belirleyin. Alışkanlığı tetikleyen durumları ve uyaranları belirleyin. Uyaranları “geri çekin” (geri sarın) ve ardından öğrencinin uyaranlara ufak ufak ve tekrar tekrar maruz kalmasını sağlayın. Bu ona uyaranlarını ve yanıtlarını inceleme ve onları kontrol etme şansı verecektir. Elde edilen sonuçları her seferinde iyi bir teknik, biraz mizah ya da oyun gibi yeni (ve daha eğlenceli) bir sonuca bağlayın.

5. Tutunmama ya da Sonuçtan Vazgeçme

Bushido’da (Samuray’ın Yolu) bilinen bir paradoks vardır. Savaşçı hayatta kalabilmek için tüm dünyevi bağlarını kenara bırakmalı ve bir sonraki çatışmada öleceğini kabul etmelidir. Bu sayede tereddüt ya da şüphe etmeden, koşulsuz ve korkusuz biçimde hareket edebilir ve saldırabilir.

Ne yazık ki, Aikido’nun ahlakı bizi savunmacı bir zihin durumunu benimsemeye teşvik ediyor ve eğitim ortamı bizi analitik olarak eğitmeye, her hareketimizi ve hislerimizi parçalara ayırmaya, her mikro hareketi, en iyi sonucu almak için mikro şekilde yönetmeye teşvik ediyor. Aikido keiko, tanıdık hızlarda tanıdık saldırılara karşı tanıdık kalıplar uygulamamıza izin vererek bizi rahatlatıyor ve sonuç üzerinde kontrol sahibi olduğumuz yanılsamasını yaratıyor. Ancak bu bilinçle hızlı ve alışılmadık saldırıların karşısına çıktığımızda veya stresli bir çoklu saldırı (randori) durumunda, korku ve şüphe bizi hızlı bir şekilde hareketsizleştirebilir. Bu, özellikle randori çalışmasında açıkca gözlenebilir. Nage tek bir saldırganı yakalar, bir teknik yapmaya çalışır ve bir türlü bırakamaz. Yapmayı başardığı şey onu hareketsizleştirir ve kalan saldırganlara karşı savunmasız hale getirir.

Burada en sevdiğim benzetme, birçok kıtada kullanılan eski “maymun tuzağı”dır. Bu tuzak, maymunların sık olduğu bir yerde, zemine zincirle bağlanmış kabak veya vazo gibi basit bir kaptan ibarettir. Kabın üzerinde bir maymunun elinin genişliğinden biraz daha küçük bir delik açılır ve içine bir miktar pirinç veya meyve konulur. Daha sonra bir maymunun tuzağa yaklaşıp, yemi görmesi ve almak için içeri elini sokması beklenir. Avcı daha sonra sakin ve kendinden emin biçimde maymuna doğru yürür ve ölümcül vuruşunu yapar. Korkudan çığlık atan maymun avcının yaklaştığını görür, ancak elini tuzaktan çıkaramaz! Neden? Maymun yemi bırakmaya istekli olmadığından, eli az önce içeri soktuğu delik için çok büyük bir yumruk olmuştur. İşte ölümcül maymun tuzağı.

Görünen o ki biz insanlar da maymunuz. Binlerce şekilde tam olarak bu maymunlar gibi – artık arzu edilmediğinde bile, aynı hedefe saplanıp kalmak gibi – davranacak şekilde programlandık. Savaş sanatları eğitiminde en sinsi ve zarar verici hedeflerden bazıları ego (kazanma ihtiyacı veya diğerlerinden daha iyi olma) ve korkudur (acı hissetmeme, aciz görünmeme veya başkalarının saygısını kaybetme). Öğrenciler maymun tuzağı metaforu hakkında düşünmeye başladığında, zihinsel olarak (ve dolayısıyla fiziksel olarak) sabitlenmiş veya “sıkışmış” oldukları anlarını hızla görmeye başlarlar.

Tutunmamaya yönelik eğitime birkaç yolla yaklaşılabilir. Basit bir yol sadece Sensei’nin yeni “kazanma koşulları” sağlamasıdır – “partnerini daha sert atmak” veya “partnerinden daha bilgili olduğunu göstermek” gibi genellikle var olan koşulların aksine. Yeni kazanma koşulları şöyle olabilir mesela; “Siz ve partneriniz için her ikinizi de şaşırtan bir an arayın”, ya da “Aranızda ikinizin de sorumlu olmadığı bir teknik ya da sonuç yarattığınız an durun ve bunu tartışın” gibi. Aiki zaten “arasındaki boşlukta” gerçekleşir.

“İdeal sonuç, sonuca tutunmamayı gerektirir. ”

Tutunmamayı, bırakmayı öğrenmek için en sevdiğim kişisel çalışma iki yönlü: (1) baştaki gariplik ortadan kalkana ve daha uzun bir çalışma boyunca sakin kalmaya başlayıncaya kadar bir seri randori çalısması yapmak ve (2) randori sırasında “Bu benim doğum günüm! Bu saldırganlardan biri bana sürpriz bir hediye verecek! O sen misin? Yoksa sen misin? Sizden biri olacağını biliyorum! ” gibi bir ruh halini korumak. Hediyenin alacağı şekli ya da ne zaman olacağını bilmiyorum. Sadece her seferinde bir merak ve hemen arkasından bırakma hissine sahip olmam gerekiyor. Çünkü sürpriz hediyeyinin önüme serilmesini sağlayamıyorum! Bu şekilde kendimi, randori’nin kaotik ortamında asla kasıtlı olarak gerçekleşmeye zorlayamayacağım harika sonuçların ortaya çıkma şansına açtım.

Alıştırma: Teknikleri gerçekleştirmeye veya saldırganları kontrol etmeye çalışmadan, bir önsezi ve güven tutumu ile orta-yavaş bir hızda ve 2-3 dakika boyunca randori çalışın. Süreyi uzatabilir hale geldiğinizde, hızı da arttırabilirsiniz.


Çevirmenin Notu: Oldukça uzun olan bu yazıyı, okuma kolaylığı açısından iki bölüm halinde yayınlıyorum. Metnin aslını tek parça halinde aşağıdaki kaynakta bulabilirsiniz.
Yazar: Guy Hagen Sensei
Kaynak: Ten Steps to Michi: Practical Spirituality In The Dojo
Çeviri: Oğuzhan Yılmaz

Fikrini paylaş

Your email address will not be published. Required fields are marked*

%d blogcu bunu beğendi: