web analytics
Bos Ayna 20 Mayıs 2020
Yola Atılan 10 Adım – Dojo ve Ruhsal Çalışma
Eğer ideallerimiz ve baskı altındaki davranışlarımızın eşleştiği manevi bir bütünlük peşindeysek Michi – “Yol” – savaş sanatı pratiğimizi anlamlı bir şekilde tanımlayabilir. Bunu başarmak için duygusal eğitimi, dikkat ve algıyı eğitimimizle birleştiren net uygulamalar yaratmalıyız. Bu makale, savaş sanatı pratiğini ruhsal eğitimle yakınlaştırmak için çeşitli pragmatik yollar sunar. Ruhsal eğitimden kastedilen dini bağlamdan ayrıdır ve somut alıştırmalar, hedefler ve kavramlar sunar.

6. Dojo İçinde ve Dışında Aynı Olmak

Bu çalışma, eğitimdeki strese karşı verdiğimiz duygusal ve fiziksel tepkilere ve bu stres üzerinde tekniklerin (mesela basit bir irimi-tenkanın) etkisine  dair ciddi bir farkındalık geliştirir. Söz konusu tepki korku olabilir; (şu Karateciyle antrenman yapmak istemiyorum, çok hızlı saldırıyor) veya öfke olabilir; (manipüle edildiğimde veya canım yandığında şiddetle cevap vermek istiyorum) ve hatta basit bir hayal kırıklığı olabilir; (neden partnerim bana her şeyi açıklamaya çalışıyor? Sensei neden diğer öğrenciyi benden önce çağırdı?) Kişinin duygusal kalıplarını ve tetikleyicilerini kataloglayarak ve stresi açığa çıkarabilecek etkileşimleri keşfederek öğrendiklerimiz bizi “minderdeki ve dışarıdaki sorunlara nasıl tepkiler verdiğim” sorularına getirir.

Olumsuz tepkilerimize ve onları bırakmanın hissettirdiklerine dair farkındalığımızı kuşanıp iş arkadaşlarımız, dostlarımız, sevdiklerimiz ve hayatımızdaki diğer insanlarla geçen “günlük yaşamlarımıza” bakabiliriz. Orada benzer “tetikleyici” durumları belirlemeye çalışabiliriz. Sonra farklı sonuçlar elde etmek için bu durumları dojodakine benzer yollarla nasıl dönüştürebileceğimizi araştırabiliriz. Toplantı masasında kızgın bir patrona “tenkan” yaparak ortak bir bakış açısı aradığımızda ne olur? Bir tartışmada “atak çizgisinden çekilir” ve saldırganımızı hangi sözlerin dengesiz hale getirdiğine bakmaya devam edersek ne olur? Kendimizi incinmiş veya savunmacı hissetmek yerine, hem kendimize hem de saldırganımıza dikkat göstererek “kazan-kaybet” durumundan başka bir yol ararsak ne olur?

Eski bir söz Aikido’da ikkyo (ilk prensip tekniği) öğrenmenin yıllarca sürdüğü söyler. Kimisi yirmi yıl der, kimisi otuz, kırk yıl. Ancak Saotome Sensei, ikkyo ilkesinin, fiziksel temastan çok önce, saldırganın bir niyet oluşturduğu mikro anı anlamak ve onu dönüştürmek olduğunu ifade eder. Kırk yıl boyunca kendimizi güçlü kaslarla çözüm bulmaya adadıysak, insan etkileşiminin bu çok daha derin yönünü anlama fırsatını kaybedebiliriz. Benzer şekilde, savaş sanatları kariyerimiz dojo içindeki sıkıştığı bir döneme ulaşır ve gelişim durur. Bu, her birimizin çözmesi gereken bir zorluktur – Dojo, nasıl hayatımızın geri kalanına bir kapı olabilir? Tüm yönleriyle kendimize dair fikirlerimizi, dojo içinde ve dışında yaptıklarımızı birleştirecek olan manevi bütünlüğü yaratabilmek için nasıl geliştirebiliriz? Bunun şans eseri olması zor. Ancak farkındalık ve çalışmayla dojoyu, hayatımızın her alanında nasıl var olduğumuzu bize gösteren ve bizi güçlendiren bir “duygusal laboratuvar” haline getirirsek  olabilir.

Hayatımdan dönüştürücü bir örnek vereyim. Profesyonel kariyerime başladığımda kendimi giderek büyüyen kalabalık izleyici kitleleri önünde konuşurken buldum. Bir noktada Rusya’da uluslararası bir konferansta sunum yapıyordum ve bir düzine ülkeden yüzlerce üst düzey hükumet yetkilisine eşzamanlı çeviri yapılıyordu. Oda, havasız ve yaklaşık 40 dereceydi. Seyircilerin çoğu Doğu Avrupalıydı ve pek de sıcak kanlı değillerdi. Üstüne üstlük, bazı iyi niyetli insanlar yanıma yüksek bir depo fanı koydular ve çalıştığı anda ürettiği 90 kmh rüzgar tüm notlarımı ve tepegöz slaytları sağa sola uçurmaya başladı. (Powerpoint orada bir seçenek değildi). Açıkçası, kariyerimin en büyük ve en yüksek profilli sunumuydu bu. Kontrolü kaybediyordum. Ellerim titremeye başlamıştı ve deli gibi terliyordum. Hiç iyi bir başlangıç değildi.!

Umutsuzca kendimi dojo kıyafetlerimin içinde ve üç saldırgan tarafından sarılmış şekilde hayal ettim. Her birinin elinde kafama nişan alınmış bir bokken vardı ve saldırmaya hazırlardı. Aynı anda bedenim sakinleşti, nefesim yavaşladı, duruşum düzeldi ve ellerimin titremesi durdu. Çünkü bedenim bu tarz bir stresle nasıl başa çıkacağını, hayali düşmanlardan gelen enerjiyi nasıl yönlendireceğini daha önce dojoda öğrenmişti. Problemler ortadan kalktıktan sonra konuşmamı başarıyla tamamladım. Fiziksel saldırılardan kaynaklanan strese dair aldığım dersleri, sosyal strese karşı kullanmayı başarmıştım. Bu bana yeni durumlarla nasıl sakin biçimde başa çıkabileceğimi göstermiş oldu.

Alıştırma: Dojo’da çalışırken yaşadığınız olumsuz bir duygu veya reaksiyonu tanımlayın ve çalıştığınız tekniğin bu stresi nasıl serbest bırakabileceğini inceleyin. İçinizde bu reaksiyona neden olan koşulları nasıl yeniden yaratacağınızı bulun.. Önümüzdeki hafta boyunca, aynı duygusal reaksiyonu “normal yaşamda” deneyimlediğinizde yazın ve tekniğin dojoda sağladığı çözümü, normal yaşamınıza uyarlamanın yollarını araştırın.

7. Kotodama ve Evrendeki Yankınız

Kurucunun manevi inancı ve Aikido terminolojisinin ve ahlakının çoğunun temeli olan Kotodama inancının bir uygulayıcısı değilim. Ancak Saotome Sensei tarafından bana açıklandığı üzere, bence inancın temelinde çok güzel bir “titreşim” kavramı var – niyetlerimizin, eylemlerimizin ve ruhumuzun “titreşimleri” tüm varlıklar üzerinden evrenin köşelerine kadar seyahat eder ve aynı şekilde bize geri döner. Karmik etkiye benzer bir fikir ve kişinin başkaları üzerindeki  etkisine vurguluyor. 

Bununla ilgili ev sevdiğim örneklerden biri; zorlu bir dersten sonra bir öğrenci bana “neden bugün bütün partnerlerim kötü davrandılar?” diye sorarken, diğer öğrencilerin gözlerini devirerek başka yöne bakmalarıydı. Elbette cevap,  soran öğrencinin partnerlerinin öyle davranmasına sebep olmasıydı. Elbette titreşim negatif olmak zorunda değil. Hepimiz sadece dojoya gelerek herkesin enerjisini yükselten ya da daha sıkı çalışmak için herkese güç veren birilerini tanırız. Bu sadece orada bulunan insanların üzerindeki doğrudan ya da dolaylı etkimizi ve sonrasında bunu bilinçli olarak nasıl değiştirebileceğimizi keşfetmekle başlayan bir farkındalık seviyesi aslında.

Benim için bu zamanla, her an en küçük bir sözümün ya da tavrımın bile öğrencilerimi nasıl etkileyebileceğinin bilincine dönüştü. İyi zamanlanmış olumlu sözlerim öğrencilerin kendilerini düşünme biçimlerini değiştirmelerine ve böylece hayatlarında yeni bir yön benimsemelerine yardımcı olabiliyordu. Kendimi yorgun, tükenmiş veya ilgisiz hissettiğim zamanlarda ise, muazzam olumlu etki yaratabileceğim sayısız fırsatı kaçırıyor olabileceğimi veya daha da kötüsü düşüncesizce ve fark etmeden yaptığım bir hareket ya da bir sözle olumsuz bir etki bırakmış olabileceğimi fark ettim. Küçük ve görünmez anlar, büyük yansımalar için potansiyeldir.

Saotome Sensei bir keresinde şöyle demişti… “Şimdi anlıyorsun. Eğitmen her zaman kılıcın altındadır. ” Değersiz hiç bir etkileşim yoktur ve büyüme yolunun bir kısmı başkaları ile olan en küçük etkileşimlerimizin bile sorumluluğunu almaktır. Tabii ki, hata yaptığımızda kendimizi affetmeliyiz, çünkü bu kaçınılmazdır. Aynı zamanda, nasıl var olmayı seçtiğimize dair bir farkındalık geliştirmeyi öğrenebilir ve böylece bir çok insana nasıl bir etkimiz olduğunu gözlemleyebiliriz. Bu ağır ve sert geliyor olabilir, benim için bazen gerçekten öyle. Ancak, yolculuklarında başkalarına yardım etme becerimizi keşfetmek de derin bir anlam ve huzur kaynağı olabilir. Dojoda, partnerimiz için merhamet geliştirmek, kendimizi her bir hareketi en verimli hale getirmeye adamak ve insanların eğitimin her anından en yüksek seviyede yararlanabilmelerine yardımcı olmak her zaman elimizdedir. Çevremizdeki boşluğu biraz daha fazla enerji ile doldurmak her zaman sahip olduğumuz bir güçtür.

Alıştırma: Dojo’ya girdiğinizde tüm dersi coşkulu bir enerjiyle ya da gülümseyerek yapmayı deneyin. Partnerleriniz üzerindeki etkilerini ve eğitiminizin “hissini” gözlemleyin. Birlikte çalışmadığınız kişilere daha fazla dikkat edin ve onları da etkileyip etkilemediğine bakın. Düştüğünüzde, yorgun olduğunuzda veya sinirlendiğinizde, eğitiminizin daha zor hale geliyor mu ya da ve partnerleriniz negatif enerjinizi de tepki veriyor mu fark etmeye çalışın.

8. Perspektif ve Duygusal Güvenlik

Saotome Sensei bir keresinde bana “en kötü kararlar güvensizlikten kaynaklanır” demişti ve bu fikir her zaman zihnimin bir köşesinde kaldı. Peki dojo bize güven ve zihinsel denge ile hareket etmeyi nasıl öğretebilir Bence en kolay cevap kişinin çatışmada yaralanmayı önleme yeteneğine güvenmesi ve acı çekmekten korkmamayı öğrenmesidir. Benim için, çalışmanın amacının, “bir rakibi nasıl yeneceğimizden” “nasıl saldırılamaz olacağımıza” değişmesi önemlidir. Saldırılmazlık fiziksel bir durumdan çok zihinsel bir yapıyı ifade eder.

“En kötü kararlar güvensizlikten kaynaklanır”
Mitsugi Saotome Sensei

Diyelim ki bir-iki yaşındaki yeğeninizin gerçekten uykuya ihtiyacı var ve bu yüzden biraz kızgın. Birden sizi tekmelemeye, ısırmaya başlıyor. Gücünüz bu haylazı alt etmeye kesinlikle yeter, ufak bir darbeyle kazanabilirsiniz. Onun için efsanevi bir yenilgi olacaktır. Ama onunla dövüşmez, ölüm kalım duellosunu kabul etmezsiniz. Muhtemelen elinizi kafasına koyar ve kısa kollarını bacaklarını sallayarak bütün enerjisini atmasına izin verirsiniz. Belki de havaya kaldırır sakinleşene kadar ona sarılırsınız. Peki neden şiddet söz konusu olduğunda, benzer bir cevap arayışında değilsiniz? Muhtemelen biliyorsunuz ki ufaklık size gerçekten zarar veremez. Ona karşı sevgi ve merhamet hissedersiniz. Öfke ya da şiddetle verilecek her tepkinin ikinizde de çeşit çeşit uzun vadeli olumsuz etkilere sebep olacağını bilirsiniz. Peki bu özgüveni ne kadar büyük ya da güçlü olursa olsun, size zarar vermek isteyen bir saldırgana  karşı geliştirebilseydiniz neler olurdu?

Dojo bu özgüveni, sizi bunun gerçek olduğuna ikna eden durumları uygulayabilirseniz yaratabilir. Daha büyük ve daha korkutucu partnerler aramak, daha hızlı ve daha güçlü bir şekilde saldırıya uğramak, çoklu saldırganlar gibi dezavantajlı durumlar oluşturmak. Kendine “oh, zaten hepsini yapıyorum” diyorsan, gerçekten mi? O zaman – Sana meydan okuyorum – Keiko’nuz sadece tekniğinizi geliştirmek, güzel bir akışın tadını çıkarmak veya konfor bölgenizde kalmaktan oluşuyorsa, güzel Aikido uygulayabilirsiniz, ancak kendinizi ezici durumlara hazırlayabildiğinizi düşünmüyorum. Bir sonraki tepkiniz “neden ezici bir durumda antrenman yapayım?” ise cevap “hepsi aynı anda değil elbette, ama bunu geliştirme fırsatınız var” – Gerçekten, rahatsız edici ve korkulu senaryolara hazırlanmak “savaş sanatı”nın merkezi değil mi?

Mary Heiny Sensei’nin bir seminerini hatırlıyorum. Açan çiçeklerin ve doğan güneşin düşünceleriyle dolu, çok akıcı teknikler çalıştırıyordu. Tam o anda bu açıklamalardan tatmin olmayan iri kıyım bir erkek öğrenci ona meydan okudu.

Mary Sensei bir iç çekti ve öğrenciyi oldukça etkili bir şekilde zemine “ekerken” tekniğinin keskin bir yorumunu göstermiş oldu. Bu sırada hareketleri duruma adapte olmuştu, ama ruhunun derinliklerinde karşısındaki gücü idare edebileceğini bildiği için soğukkanlılığı ve dengesi aynıydı. Mary Heiny Sensei’nin kendi yeteneğine olan sarsılmaz inancını geliştiren sıkı eğitimini istemeyebilir veya erişemeyebilirsiniz. Neyse ki, eğitiminizi her seferinde biraz daha güçlü ve zor seviyeler için “geliştirebilir” ve “kazanma koşullarınızı” değiştirerek bu güvene ulaşabilirsiniz. Beyniniz ve vücudunuz sıkı bir mücadeleden sonra sıfırlanmaya ihtiyaç duyuyorsa “doğru yerde” olduğunuzu biliyorsunuzdur.

Alıştırma: 1) Kendinizi ve partnerlerinizi, her derste konfor alanının dışına biraz daha çıkmak için zorlayın. 2) Kazanmak yerine saldırılmaz olmaya odaklanın. Hiçbir zaman rakibinizden gelen enerjiyi kabul etmek zorunda değilsiniz. Dik kafalı ya da çok geç kalmış değilseniz tabi.

9. Sezgisel Benliği Geliştirmek

Beynin ön lobu (ön beyin parçası) analitik ve bilinçli düşünceden sorumludur, ancak nispeten yavaştır. Aksine, mikrosaniye-hızda reaksiyonları, fiziksel zamanlamayı ve ince motor kontrolü beyincik yapar. (arka beynin bir kısmı). Burası, bilinçaltımızın nöromotor (fiziksel) becerileri öğrenmek ve uygulamaktan sorumlu kısmıdır. Analitik zihnimiz eğitimimize rehberlik etmek ve eksikliklerimizi belirlemek için çok gerekli olsa da, “kenara çekilmekte” ve zihnimizin sezgisel ve fiziksel bölümlerinin işlerini yapmasına izin vermekte zorlanıyor. Analitik “ego” kendimiz, sonuç bilinmediği zaman bedenin kontrolünü (veya kontrol yanılsamasını) bırakmak istemez ve durum ne kadar korkutucuysa ego-zihin o kadar çok kontrol etmeye çalışır. Bunu geçemezsek, eğitimimiz ve büyümemiz kalıcı olarak bodur kalacak ve beklenmedik durumlara hazırlıksız olacağız.

Neyse ki, beyincik (“Beden”) işinde gerçekten çok iyidir ve milyonlarca yıldır bir öğrenme ve uygulama sistemi olarak iyi ayarlanmıştır. Vücudun doğru şeyi yapabileceğine ve yapacağına güvenerek (tek veya birden fazla serbest stil saldırganla) çalışırsak, frenleri bırakabilir, anlık doğaçlama olasılıkları, eylemler ve tepkiler yaratabiliriz. Dojo, bedenimizi mikro ölçekte yönetmek için zihnimiz ve tercihlerimiz üzerine farkındalık oluşturacağımız en mükemmel yerdir. Böylece bir anahtarı çevirebilir ve belirsizliğe, kendimize ve evrene olan güvenimizle adım atma yeteneğimizi geliştirebiliriz. Düşünmeyi bırakın, sadece “yapın”.

Arka beyin gerçek fiziksel performanstan sorumlu olduğu kadar, yeni fiziksel becerileri ve reflekslerini öğrenmekle de sorumludur. Ön beyin ise kapsamlı bir şekilde analiz edilemediği sürece herhangi bir şeyin öğrenilebileceğini kabul etmekte isteksizdir. Ancak spor araştırmaları bunun gerçekten böyle olmadığını göstermiştir. Yeni beceriler öğrenmenin en iyi yollarından biri zihinsel imgeleme yöntemidir. Bedensel hedefler bilinçli olarak görselleştirilir ve bu çalışma tekrar tekrar zihinde canlandırılırken kişi yalnızca “gözlemci” olarak kalır. Birçok tekrardan sonra bedenin ne yapması gerektiğini hatırlayacağına ve gerekli hesapları yapacağına güvenerek uyuduğunuzda öğrenme yüksek oranda gerçekleşir. Daha sonra gerçekten fiziksel olarak çalışma tekrar edildiğinde beyin hatırlama tepkileri vermeye başlar. Böylece yeni bir performans hedefine tek başına ulaşmanın en iyi yolunu bulmuş oluruz. Başka bir deyişle bu, kontrol etmeye çalışmadan veya baskı kurmadan yeni beceriler öğrenmek için vücudunuza güvenmektir.. (Sezgisel öğrenme ile ilgilenenler için Tim Gallwey’in “Tenisin İç Oyunu” adlı kitabını tavsiye ederim).

Burada zihni doğru şekilde kullanmayı öğrenmekten bahsediyoruz; hedefler, analiz ve iletişim için bilişsel zihnimizi ve sezgi, tepki, öğrenme ve doğaçlama içinse sezgisel zihnimizi. Bu bize egolarımızdan veya iç diyaloğumuzdan daha fazlası olduğumuzu, kontrolün ise hedeflerimize engel olabilecek bir yanılsama olduğunu anlamamıza yardımcı olur.

Alıştırma: Sonucu kontrol etmeye çalışmadan her karşılaşmayı kucaklayın. İç diyaloğunuzu ve partnerinizi kontrol etme isteğiyle vücudunuzda yaptığınız mikro düzeltmeleri gözlemleyin. Rakibinizin mücadele edilmesi gereken bir bulmaca değil, sadece sizinle aynı anda var olan başka bir katılımcı olduğunu anlamaya çalışın. Vücudunuza müdahale etmeden en iyi yaptığı şeyi yapmasına izin verin. Olumlu bir çözüm ortaya çıktığında kutlamayı ve şükran duymayı öğrenin, ancak bunun için kendinize pay çıkarmayın. Her çalışma arasında sonucu analiz edin ve yeni hedefler belirleyin. Her yeni çalışmada bedenin hızla yanıt vermesine izin verin. Analiz yapma ve vücudunuza güvenme konusunda giderek daha iyi olacaksınız.

10. Ölümlülüğü Kabul Etmek ( Farklı Yollar Aramanın Gücü)

Kabullenme, öyle ya da böyle sonunda alacağımız yegane derstir. Ölümlüyüz, sınırlarımız var, her zaman kazanamayız ve bu gerçeği reddetmek sonucu değiştirmez. Her zaman 21 yaşında kalamayacağımızı ve bedenimize öyleymiş gibi davranmaya devam edemeyeceğimizi, entelektüel zekamızla hepimiz biliriz. Yine de dojolar bedenlerinin makul sınırlarını aşarak çalışan ve bedelini ağrı ve sertleşmiş kaslarla ödeyen insanlarla doludur. Burada en büyük engel egodur. Eski performansımızı gösteremeyeceğimizi, dojoda 21 yaşında gibi davranamayacağımızı ve hatta genç bir bedene ihtiyaç duymadan çalışmaya devam edebileceğimiz farklı ve incelikli yollar olduğunu kendimize itiraf etmekte zorlanırız. Kendimize şu gençlere nasıl yapılacağını gösterdim dediğimizde egomuz iyi hisseder ve daha az fiziksel baskı gerektiren çalışmaların tam da bir çalışma olmadığını düşünür. Bu şekilde, bedenlerimizin düşüşünü hızlandırırız, zamanımızı boşa harcarız, daha uzun dinlenme aralıklarında eğitim fırsatlarını kaybederiz ve bedenlerimiz hala onlardan faydalanabilecekken yeni yollar bulma şansını kaçırırız. Burada erdem, yapamayacağımızı değil, yapmamamız gerektiğini kabul etmek ve 21 yaşındakiler için bile etkileyici olabilecek farklı yollar bulmaktır. Genç benliklerimizin imajı, gelecekte olabileceklerimizin önünde büyük bir engel olabilir. Erdem, şimdinin gerçeğine sakinlik ve yaratıcılıkla uyum sağlamak ve kendinize şefkat duymaktır. Ancak, sınırlar bir kere belirlendikten sonra her zaman yaptığınız şeyi yaparak, hatta çevrenizdeki herkesin yaptıklarını tekrar ederek değişemeyebilir. Yapabileceğiniz şeyleri yeni ve kafa karıştırıcı şekillerde yapmanız gerekebilir.

Tabii ki, “yeni bir yol bulmak” ile “tembelleşmek” arasında ince bir çizgi vardır. Bu tepki yavaşça ortaya çıkabilir ve farklı yollar bulmak yerine dağdan aşağı kaymanıza sebep olabilir.

Bunun pratik çözümü, olumlu sonuçlar yaratan yeni hareket yöntemlerini sürekli olarak araştırmaktır. Eski yöntemler eski sorunları çözer ve hepimiz hareket konusunda yenilikçi olmalıyız ki böylesi hem kendimize hem de partnerlerimize faydalı olur. Ne kadar beklersek, bırakmak o kadar zor olur. Ancak başarısızlıkları ve zaman zaman aptal gibi görünmeyi kabul ederek ısrarla devam ederseniz, eğitim gerçek kaşifleri her zaman ödüllendirir. Alçakgönüllülük ve merak yeni kapılar açabilir ve bedende ve zihinde katılaşmamıza engel olabilir.

Alıştırma: Bedeniniz size belirli şeyleri yapmamanız gerektiğini söylemeye başladığında, kendinize zarar vermeden benzer bir sonuç yaratmanın farklı yollarını keşfetmeye çalışın. İlham almak için muhtemelen dojonuzun dışına bakmanız gerekecek. Diğer hareket paradigmalarına bakın: Feldenkrais, Yoga, Avrupa veya Koryu silah sanatları, hayvan hareketleri, Pilates, Somatik Hareket terapisi, Alexander Tekniği, Jimnastik, Parkur; bunların hepsi fiziksel performansın kapasitesini ve kalitesini artırmaya çalışan disiplinlerdir. Kendinize, yeni hareket yöntemlerini anlamanın sahip olduğunuzdan daha iyi performans göstermenize yardım edeceğini hatırlatın.

“Michi” (Ruhsal Pratik) Nedir ?

Siz bir Dojo’nun üyesisiniz, bir spor salonunun değil. Bu terlemekten, egzersizden ya da teknikten biraz daha fazlasını arıyorsunuz anlamına gelir. Hedefiniz sadece bedeninizi geliştirmek değildir. Sizin “Michi”niz size özeldir ve diğer herkesinkinden farklıdır. Eğer bu şekilde bakarsanız Dojo kendi Michi’nizi beslemek için harika bir yerdir. Ancak Michi tesadüfen ve otomatik olarak gerçekleşmez. Ezberler ve beklentiler her zaman atalete sebep olarak değişime ve Michi’nizin büyümesine direnç gösterecektir.

Michi,

  • amaçla,

  • farkındalıkla,

  • içgözlem ile,

  • kararlılık ve hedefe odaklanma ile

  • güvenle,

  • yenilikle

  • kendine gülebilmekle,

  • kendine ve partnerlerine şefkat ile

  • üzerine düşünme ile sürekli büyür.

Ben guru değilim, manevi bir üstat değilim ve özel bir aydınlanma yaşadığımı iddia etmiyorum. Ben sadece kendi yaşamımda anlamlı bir ruhsal gelişim yolu yaratmaya kararlıyım. Düşünüyorum ve gözlem yapıyorum. Bunlar, onlarca yıllık eğitimim boyunca kendim ve öğrencilerimin yararı için yapılandırdığım bazı deneylerdir. Sizin için de yararlıysa, lütfen kendi eğitiminizi yeniden keşfetmenizde size ilham vermelerine izin verin. Umarım Michi’nize hiç hayal etmediğim yeni ve yaratıcı yollar bulursunuz!


Çevirmenin Notu: Oldukça uzun olan bu yazıyı, okuma kolaylığı açısından iki bölüm halinde yayınlıyorum. Metnin aslını tek parça halinde aşağıdaki kaynakta bulabilirsiniz. Birinci bölüm burada.
Yazar: Guy Hagen Sensei
Kaynak: Ten Steps to Michi: Practical Spirituality In The Dojo
Çeviri: Oğuzhan Yılmaz

Fikrini paylaş

Your email address will not be published. Required fields are marked*

%d blogcu bunu beğendi: