Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Bhagavat Gita’dan Derlemeler

Hint Edebiyatının kökleri; Vedalar, Brahmanalar, Aranyakalar, Upanişadlar, Destanlar (Mahabharata, Ramayana), Sutralar, Puranalar ve Dharmaşastralar’dan oluşur. [1] Bhagavat-Gita, Mahabharatha’nın on sekiz uzun parçasından biri olan Bhishmaparva’da bulunan 122 kısım arasından sadece kısa 18 bölümden oluşmaktadır. [2] Vedaların anlaşılması güç olduğundan Bhagavat Gita bölümüyle daha anlaşılır bir şekilde anllatılması amaçlandığı söylenmektedir.

Bhagavat’ın anlamı: mutlak, ilahi olandır. Gita: şarkılar anlamındadır. İlahinin veya Tanrı’nın şarkısı olarak çevrilebilir.

Şarkı söylediğiniz zamanlara dikkat edin. Kendinize yakın, neşeli bir haldesinizdir. İlahinin şarkısı da ancak neşeli olabilir; mutluluk getirir; aksi beklenemez. İlahi olan, zihinle, düşünceyle, duygularla değil, edebi metinlerle, şarkılarla, sanat eserleri aracılığıyla anlaşılabilir. İlahiyi herhangi bir dilde anlatabilmek mümkün değildir. Aracı olarak hep sanatsal yaklaşımlar kullanılmış. Bu bölümde de buna aracılık etmek istenmiş.

Gita’yı keşfederken, benliğinizin derinlerine doğru yola çıkmaya başlarsınız. Arjuna ile Krishna arasındaki dialoglardan oluşan bu bölümde; Arjuna her birimizi temsil eder. Krishna da her birimize hikmet öğretir. Tek bir gerçekliğin iki yönü olduğu söylenir. İkisi de diğeri olmadan yarımdır. Arjuna bireysel ruh, Krishna ise her bir kalpte parlayan evrensel ruhtur. [3]

Bhagavat Gita’nın 18 bölümünde; insan olmanın sorunundan, Arjuna’nın kederinden, çözüm arayışından, “ben kimim” sorgulamalarından, Karma Yoga’dan, Bilgi ve eylemsizlikten, terk etmekten, meditasyondan, Tanrı’dan, adanmadan, inançtan, insani değer ve erdemlerden bahsedilmektedir. [4]

Yoga Krisna

 Anlayışımızı derinleştirmek için elbette önce bilgi edinmemiz gerekiyor. Bunun için metinde geçen bazı kavramlardan bahsedeceğim:

Arjuna’nın kısa hikayesi

Arjuna, Mahabharata Destanı’nın kahramanlarından biridir. Kardeşleriyle birlikte Pandava soyundandır ve amcaoğulları Kauravalar ile büyük bir savaşın eşiğindedir. Savaş başlamadan önce Arjuna, savaş arabasında Tanrı Krishna tarafından yönlendirilir. Ancak karşı safta, kendi akrabalarını, dostlarını ve eski öğretmenini görür. Onları öldürme düşüncesi Arjuna’nın yüreğini sarsar; hem savaşçı olarak görevini yapmak hem de sevdiklerini öldürmemek arasında derin bir çelişkiye düşer. Krishna’ya sevdiği, yıllarca emeğini gördüğü insanların karşısında savaşmak yerine tefekküre çekilmeyi tercih ettiğini söyler.

Bu anda Krishna ona, ruhun ölümsüz olduğunu, insanın görevini yerine getirmesi gerektiğini ve eylemlerini Tanrı’ya adaması gerektiğini anlatır.

Size Bhagavat Gita’nın Swami Dayananda yorumuyla açıklamalarının yer aldığı bir kitaptan bölümler aktarıyorum. (Bhagavat Gita’nın aslında yer alan bölümler italik olarak verilmiştir.)

Hayatın Amacı

Hayat, istemek ve yetersizlik gerilimi arasında yaşanır. Hiç kimse aslında gerçekten mutlu değildir. Sahip olmak ve sahip olmamak arasındaki tek fark sahip olanların sahip oldukları nesnelerle mutsuz olmasıdır. Herkes sadece var olduğu halinden farklı olmak ister. Bu durum her insanda ortak bir sorundur.

İstemek ve yetersizlik arasındaki meseleyi çözmek hayatın amacıdır. Kimse bu soruna duyarsız kalamaz. Kendimle barışmayı keşfetmek istiyorum demeye başladığınız anda sorunu teşhis edebilir hale gelirsiniz ve teşhis ettiğinizde nereye bakmanız gerektiğini bilirsiniz. Hayatınız anlam bulur ve hayat yaşamaya değer hale gelir.

Aksi takdirde sürekli yeni sorunlar yaratırız. Çünkü temel sorunumuz kendi içimizde yetersiz hissetmemizdir. Gita, Karma Yoga’ya yönlendirir yani eyleme geçmeyi, hizmet etmeyi önerir. Ancak kendisini yetersiz hisseden biri başkalarına nasıl hizmet edebilir? Kim olduğumuzun gerçekten farkında mıyız?

Kim olduğumuz konusunda neden cehalet içindeyiz?

Zihin karışıklığı evrenseldir. Çünkü cehalet evrenseldir. Bir aktör gibi pek çok rol üstleniriz, anne, baba, çocuk, öğrenci, öğretmen vb. Kendimiz diye bildiğimiz, tüm ben’lerin arasında ortak bendir. Hayatın gerektirdiği tüm rolleri üstlenir. Algımızın nesneleri, gökyüzü, yıldızlar, sesler, kokular olabilir.”Ben” nesneler değil, asıl varlığımızdır.

Hiç bir cehalet kendi kendine ortadan kalkmaz. Cehaletin ortadan kalkması için kişinin bilgiye ulaşması ve bu bilgiyi geçerli yöntemlerle kullanması gereklidir.

Kim olduğunuzu bilmediğinizin farkındaysanız, cahil de değilsiniz. Cehaletinin farkında olan biri cahil değildir.

Biz kimiz, ben kimim?

Nesnelere referans vermeden, sadece kendi üzerinden temellendiğinizde farkındalığın kendisi özüsünüz. İşte o öz, saf farkındalıktır. Bu farkındalık ikilikten haizdir. Sınırsızdır. Gita’da öğretilen bu bilgiye sankhya denir. Tüm nesnelerin içerisinde her yeri kapsayan sadece tek bir farkındalık vardır.

Krishna farkındalık ile ilgili der ki:

Silahlar onu parçalayamaz, ateş onu yakamaz, su onu ıslatamaz, rüzgar onu kurutamaz. Parçalanmaya, yanmaya, ıslanmaya tabii değildir. Zamanın ötesinde, her yerde, hareketsiz ve değişmeyendir.

Farkındalığın böyle olduğunu bildiğinizde kederlenmek ve acı çekmek için bir sebebiniz olmaz. Fiziksel bedeninizin farkındasınız. Benzer şekilde açlığın, susuzluğun, düşüncelerin, anıların, sessiz ya da rahatsız zihnin, cehaletin farkındasınız. Onlar farkındalığının nesneleri. Siz bilensiniz, bilinebilen herşeyden farklısınız. Doğası farkındalık olansınız.

Özün yok edilemez, ezeli, ebedi ve yok oluşa tabi olmadığını bilensiniz.

Mutluluk

Mutluluk ve acı, bir insanın hayatına hiç beklenmedik şekilde gelir ve gider. Fakat acı, mutluluğa kıyasla daha uzun süre kalır. Tüm dünyevi nesnelerin farkında olmamıza sebep olan Öz, mutluluğun kaynağıdır.

Mutluluk sadece hiçbir şey arzulamayan, tatmin olmuş bir zihinde tezahür edebilir. Çünkü Öz mutluluğun kaynağıdır. Güzel bir şey gördüğünde ya da hoş bir şarkı duyduğunda hissettiğin sevinç doğanızın bir ifadesidir ki sınırsız mutluluğun olan sadece bir zerresidir. Şarkı söylemek, sadece Öz’de ikamet eden bir zihnin ifadesidir.

Kişi, zihin tarafından üretilen tüm arzuları terk ettiğinde ve onlardan azat olduğunda, Öz içerisinde olduğunda ve Öz’ü ile tatmin olduğunda, kişiye bilge ve sağlam kişi denir.

Öz’ün saflığında varlık, farkındalık ve tamlık olduğunun ayırdına varan kişi bilgedir.

Bir okyanusa akan tüm sular nasıl okyanusun tamlığını hiç etkilemiyorsa, arzular ortaya çıktığında onların peşine düşen değil, sabitliğini bozmadan dengede kalabilen kişi için huzur vardır.

Tüm arzularından vazgeçen, hiç bir şeye bağlanmadan hareket eden, “Ben” ya da “Benim” fikirlerine tutunmayan kişi huzuru bulur.

Karma Yoga

Herkes, toplum, kültür, din, ebeveynler ve öğretmenler tarafından şartlandırılmış, kişisel bir dünyada yaşar. Tüm bu tesirler altında her insanın kendine özgü hoşlandıkları ve hoşlanmadıkları vardır. Kişi sahip olduğu nesnelerden hoşlanır. Hoşlanmadıklarına sahip olmaz. Ayrıca, kişinin varlığında kayıtsız kalacağı şeyler de olabilir; onlar ne mutluluk ne de mutsuzluk yaratır. Kişi hayata kendine özgü hoşlanmak-hoşlanmamak penceresinden bakar. Karma Yoga ise bize hoşlandım-hoşlanmadım ikiliğini ortadan kaldıran bir yaklaşım sunar.

Eylemlerinin üzerinde seçim hakkın var ama eylemlerinin sonuçları üzerinde hiç bir seçim hakkın yok. Kendini eylemlerin sonuçlarının icracısı olarak sayma. Ama aynı zamanda eylemsizliğe de tutunma.

Krishna, karma yogadan bahsederken eylemlerinin üzerinde seçim hakkın var der.

Sabah gözümüzü açtığımız an itibariyle ne yapacağımızı ne yapmayacağımızı seçme şansımız var. Konuşurken kelimelerimizi seçebiliriz. Fakat ağzımızdan çıkan bir sözün bir başkasının dünyasında nasıl bir etki yapabileceği hakkında, o kişinin nasıl eyleme geçeceği hakkında herhangi bir gücümüz yok. Binlerce seçim yapabilirim; insan vasfımla bu mümkün. Fakat bu eylemlerin sonuçları benim bu seçimimden kaynaklandı diyemem.

1 atm basınçta su 100 C’de kaynar. Bu doğanın bir gerçeğidir. Farklı bir sıcaklıkta kaynamasını bekleyemeyiz. Buna benzer şekilde birisi ile öfkeli şekilde konuştuğumuzda o kişinin mesafeli davranmamasını da bekleyemeyiz. Bu nedenle, belki biraz kurnazca diyebileceğimiz bir şekilde, ben şu şekilde davranırsam o kişi bunu yapar ben de şunu elde etmiş olurum gibi düşüncelerle hareket edebiliriz. Ancak aslolan şudur ki eyleme geçirdiğimiz hareketlerimizin sonuçları ne bizim niyetlerimize, ne de hesap kitaplarımıza bağlıdır. Evren, kendi kontrolümüz olmayan yasalarca yönetilir. Krishna bu yüzden kendini eylemlerinin sonuçlarının icracısı sanma der.

Bazı beklentilerimiz oluşur, eylemlerimizden sonra; bir sonuç bekleriz. Sonuçlar beklentilerimize uygun olmadığında kendimizi başarısız hissederiz. Oysa her eylem, kendi içerisinde mevcut olan bir sonucu üretir. Sonuç elbette ki eylemle ilişkilidir; eylem kaynaklıdır. Ama sonucu yöneten sen değilsindir. Nasıl ki doğanın yasalarına göre sonuçlar alıyorsak, eylemlerimizin asıl sonuçlarının kaynağı doğa yasalarının belirleyicisi olan Tanrı’dır. Bu gerçeği anladığınızda, her eyleminizin sonucunun Tanrı’dan geldiğini anlarsınız. Bizim geleneğimizde söylenen her şerde bir hayır vardır sözünü hatırlatıyor bana. Hızır’ın eylemleri çok canice görünür dışardan bakınca ama bu eylemleri daha kötü durumlara engel olmak amacıyla hayata geçiriyordur. (Jedi şövalyeleri gibi) Nasıl olacaksa ne olacaksa hayırlısı olsun denir; iyisini de kötüsünü de Allah bilir demek bu aslında. Yani biz iyi niyetlerle, büyük umutlarla güzel dileklerle adımlarımızı atsak da hakkımızda hayırlı olanı biz bilemeyiz. Krishna’nın Arjuna’ya savaşmasını söylemesi de aynı temelden kaynaklanıyor. Evet akrabaları, öğretmenleri karşı safta olabilir, ama onlarla savaşmazsa dünyanın düzeni karanlık tarafın eline geçecektir.

Minnettarlıkla Kabul Etmek

Bir kişi, kilisede veya bir tapınakta bir ritüel sonrası ona sunulan nesneye Tanrı’dan geliyormuş gibi davranır. Sunağa sunulan çiçek artık bir çiçek değil, lütuftur. Eylemlerimizin sonuçları da öyledir.

Krishna Arjuna’ya savaştan kaçmamasını, sonuçlar geldiğinde benzer bir lütuf gibi davranmasını öğütler.

Eylemlerinizin sonuçlarına Tanrı’nın bir lütfu gibi davrandığınızda Karma Yoga gerçekleşir. Bu kabul ile kişi neşeyi deneyimler. Neşe bir kutsamadır, çünkü neşe olduğunda eylemlerimizin sonuçları başarı veya başarısızlık olarak nitelendirilmez. Eylemlerinin sonuçlarını istediği sonuçlar içermese de kabul eden hatta neşeyle karşılayan birisi, ben bu durumdan hoşlanmadım demez, çünkü bir lütuf olarak görür.

Eylemleri Tanrı’ya Adama

Kişinin sadece eylemlerin sonuçlarında değil, eylemlerinin başında da Tanrı’yı hatırlaması önerilir. Doğru eylemi seçmek için de eylemini Tanrı’ya sunar gibi dikkatle çabalamalıdır.

Saf bir zihin içinde Tanrı’ya adanarak Tanrı’ya sunulmuş her şey, yaprak, meyve, çiçek. su, ne olursa olsun kabul edilir

Bhakti, Tanrı’ya yüce bir aşk halidir.

Meditasyon

Temiz bir yerde, ne çok yüksek ne çok alçak , üzeri yumuşak bir kumaş veya çimler üzerinde oturarak, beden, baş ve boyun aynı hizada hareketsiz, zihin sabit, burnunun ucuna bakarak (sanki), başka yönlerden bakışları alıkoyarak, huzurlu, korkulardan azade zihnini kontrol eden kişi sadece Tanrı’ya yoğunlaşsın, O’nu yüce sayarak, sarsılmaz şekilde öylece dursun.

Böyle bir şekilde oturup zihni tek noktada odaklayarak zihni duyuları üzerinde kontrol sahibi olan kişi, zihinsel saflığa erişmek için meditasyon yapmalıdır. Doğruyu yanlıştan ayırt etme yetisi zeka bahşedilmiş kişi, zihni adım adım çözümleyip ayrıştırır. Zihni Öz içinde ikamet eden kişi artık hiç bir şey düşünmez.

Koşullanmalar, Değerler ve Erdemler

İlahi, üstün bir karaktere sahip kişide şu değerler mevcuttur:

  • Korkusuzluk
  • Saf bir zihin
  • Bilgiye ve arayışa bağlılık
  • Hayırseverlik
  • Kendini kontrol etme
  • Yazıtları çalışma
  • Nefs terbiye eden eylemler icra etme
  • Dobra konuşma
  • Zarar vermeme
  • Dürüstlük
  • Öfke kontrolü
  • Vazgeçme gücü
  • Sakinlik
  • Başkaları hakkında kötü konuşmama
  • Tüm canlılara karşı merhamet
  • Nesnelere arzusuz ve kayıtsız kalma
  • Naziklik
  • Alçak gönüllülük
  • Gereksiz eylemler ve sözler sarf etmeme
  • Zihin parlaklığı
  • Suçlama ve saldırıya karşı tepkisizlik
  • Tahammül
  • Zihin ve beden saflığı
  • Herhangi birisini incitme hissinden muafiyet
  • Kibirli olmama

Bir değeri özümsemek kendi içsel değerini görmek demektir. Doğruyu söylemenin değerini fark ettiğiniz için doğru söylemelisiniz. Eğer yalan söylerseniz kendi içinizde bölünme yaşarsınız. Bu eylemlere sahip olmak için illa ki aziz olmamız gerekmez. Herkes kendinde bu erdemleri geliştirebilir.

Alçak, düşük karaktere sahip kişilerde şu nitelikleri görebilirsin:

  • Kendini beğenmişlik
  • Kibir
  • Gereksiz caka satmak
  • Öfke
  • Acımasızlık
  • Doğru-yanlışı ayırdedememek

Şeytanın illaki iri köpek dişleri olması gerekmez. Hoş bir görüntünün arkasında kişi tüm kabalığını saklıyor ve yanlış değer yargılarıyla harekete geçiyor olabilir. Gerçek anlamda insan olabilmek için kişi ahlaki değer yargılarını özümsemelidir. Her erdemi ve değeri kendi iradenizle inceleyip kendi iradeniz dahilinde benimsemeye çalışın.Sizi insan yapan bu ilahi, üstün özellikler özgürlüğü keşfetmenin araçlarıdır. Eğer insan bu özelliklere sahipse odaklı bir zihne sahip olacak ve kendiliğinden sakin birine dönüşecektir. Ancak böyle bir zihin, özgürlük, neşe ve tamlık gibi kavramların kendisi olduğunu bilir. Arjuna şunu anla: sen bu niteliklere sahipsin. [4]

Öğretiyi daha derinlemesine incelemek isterseniz Bhagavat Gita Öğretisi, Swami Dayananda, Damla Dönmez çevirisini öneririm.

Sevgi Sözügeçer
Aralık 2025

Kaynaklar:

[1] [3] Gülin Zeytunlu, Modern Yoganın Kadim Kökleri, Cinius Yayınları, 2019.

[2] Korhan Kaya, çeviri, Bhagavat-Gita; Hinduların kutsal kitabı (Ankara: Dost Kitabevi yayınları, 2001), s. 10

[4] Swami Dayananda, Bhagavat Gita’nın Öğretisi, Çeviri: Damla Dönmez, Okyanus Yayıncılık, 2021

Yoganın Tarihsel Akışı yazısını detaylı olarak inceleyebilirsiniz.

Bir yorum bırakın

Destek Ver

Boş Ayna Dergi her zaman ücretsiz ve reklamsız yayın yapmaya devam edecek. Destek vererek varlığımızı sürdürmemize yardım edebilirsiniz.

Destekçi Ol