Bilinç, bedenin neresindedir? Beyinde mi? Prefrontal kortekste mi? Nöronlarda mı? Yoksa kalpte mi? Bu soru böyle uzak gider; çok da zevkli değildir bu soruları cevaplamaya çalışmak. Çünkü analitik aklın uzantısı olan bu sorular, büyük resmi görmekten ve bağ kurmaktan uzaktır ve muhataplarını kapalı bir alanda, ‘ya ya da’ mantığında hapseder.
Peki bilinç, bedenin neresindedir sorusunu değiştirmek için bana ne gerekir? Neyi bilirsem, soruyu değiştirebilirim? Hadi bu sorunun zihnimizde biraz kanatlanıp uçmasını bekleyelim sevgili okuyucular ve sizinle bu düşünsel seyre birlikte çıkalım…
Ama tam da burada birlikte bir şarkı dinleyerek düşünsel seyrimize bir eşlikçi ekleyelim: Bülent Ortaçgil ve Teoman’dan Mavi Kuş…Burada en sevdiğim kısmı da izninizle ekleyebilir miyim:
“Mavi kuş sanki bir düş
Kaşla göz arasında
Geceyle gündüz ortasında
Sokaklar bile sokaklara kesişir
Gölgeler ki güneşe bağlı
Biz ikimiz de öyleyiz
Ama bilmeliyiz”
Bu şarkı ve sözlerle sorunun içindeki seyrinize benim bilincim ve şarkının tınısı da dahil oldu; artık bilinç yolcuları olarak birlikte düşlüyor ve düşünüyoruz. Peki bu sırada bedenimiz uyuyor mu, pasif mi, bu sırada orada neler oluyor? Ahh en sevdiğim kısımlar! Her soru bir bilinç odasına girmek gibi, her soru bir diğer soruyu doğuruyor. Sanki salondan mutfağa geçmek gibi bilincin odalarında bir gezinti bu.
Bilinç, bedeni saran bir örtü gibidir ama fiziksel dünyada bilince yuva olan da bedendir… Bilinç, içkin haliyle bedendedir, ama aşkın haliyle başka bir bedene bile uzanabilir. Aynı şarkıyı birlikte dinlerken bilinçlerimizin birbirini dokuması gibi, aşkın olan bilincim hem bedenim sayesinde yaşar hem de istediği soruda, odada, düşte başka bilinçlerle buluşabilir.
O zaman bilinç kolektif, beden bireysel midir? Yani -benim bedenim- derken -bizim bilincimiz- mi demeyelim? Düşünen, kendine dönen, düşünce formu bir formdan diğerine geçen insan için beden bir mahal’dir. Mekanın dokusu gibi…bedenin de hali vardır. Beden, hal taşır. İçinde olduğu hali yansıtır. Örneğin berrak ve dingin bir bilincin mahali olan bedenin ritminden, tınısından hatta kokusundan yansıdığını söyleyebiliriz. İşte burası tam da bütünsel bilincin tatlarını almaya başladığımız yerdir. Devreye hemen Akıl girer. Bu akıl dışarıda hiç bir şey bırakmayan, içeridekilerin şarkıdaki gibi kesişimselliği/bağlantısallığı ile kurulur. Bu akıl, bilincin ve bedenin birbirini işiten, birbirini saran halinin kaynağı gibidir. O zaman burada bilinç ve bedenin sentezini yapabileceğim 3.nokta olarak Akıl, ayrı ayrı bilinç ya da beden gibi çalışabilir, ama bu ikisini ilişkiye de sokabilir. Bu ikisinin mevcut olan birbirine dolanık ilişkisini keşfetmemi sağlar.
Hegel’in izleğinde bilincin ancak öteki olan diğer bilinçlerle kurulduğunu söylemek elzemdir. Bedenim üzerinde sınırlı bir kontrole sahibim; boyumu sınırlarını aşacak şekilde uzatamam. Burada bir zorunluluğum var.. Ama bilincim genişler; yatayda öteki ile yani diğer bilinçlerle kurduğu etkileşimler ile kendine mesafelenir ve kendi üzerine düşünür. Yani bilinç süreçte kendini yapar, kendini kurar ve bedenin aynada kendini görmesi gibi ötekinin yüzünde kendini görür, keşfeder. Yani beden tek kişilik ama bilinç en az iki kişiliktir. Kendimden söz edebilmem için, beni duyan bir öteki, bilincin gelişmesinde önemli duraklardan biridir. Aynı Mavi Kuş şarkısında olduğu gibi bana benzeyen değil ama karşıtım olan ötekiler bilinçte dönüşüm yaratır. Benim ile aynı demografik, psikolojik ve sosyolojik geçmişe sahip olan bireylerle bilinç dalgalarım birbirine çok benzeyeceğinden, onlarla etkileşim bende hız, verimlilik gibi analitik süreçlerimi üretken hale getirecektir. Fakat beni zorlayan, zaman zaman öfkelendiren, benden farklı ve bilmediğim geçmişe sahip bireylerin bu zamana kadarki bilinç dalgaları bana benzemediği için onlarla yaşadığım etkileşim değişim değil, dönüşüm getirecektir. Artık yeni bir beste yapabilir, yeni bir matematik formülü geliştirebilir, bütünsel bilince daha yakın bir bilinç evresinde olabilirim.
Beste yapan, Aikido yapan, şiir yazan, ameliyat yapan bilincim bu nesneleri yaparken aslında kendini de yapar. İnsan olmuş bitmiş bir varlık değildir; süreçte doğmaya, olmaya devam eder ve kendini emeğinde seyreder. Tek başına bedene odaklanan ya da tek başına bilince odaklanan bir konumlanış yerine ikisinin diyalektik, devinimli, her daim dirimli ilişkisi ikisini var etmeye devam eder. Bu bir üstünlük durumu değil, bir ahenk halidir. Bu bir kavga hali değil, bir dans halidir. Bazen beden konuşur, bilinç susar; bazen bilinç konuşur, beden susar. Yeter ki bilincin bilinci olan Akıl, bu geliş gidişleri, bu misafirlikleri, bu devingenliği gören/okuyan göz olsun. İşte bütünsel akıl bilinci de bedeni de saran, birlikte dönüştüren bir konumda ya da merkezdedir. İçtiğim su sayesinde bedenim hareket ederken, bilincim düşünebilir. Ürettiğim düşüncelerin içinde içtiğim su da vardır; düşüncelerimin içine serpilmiştir. İçtiğim su, dost özlemimdeki gözyaşı olmuştur; ona yazdığım mısradır. Bu devingen döngüsellik, tümel bilinç olan aklın doğal formu olarak kendi matematiğini yaratır ve yazar. İnsan tikel ve tümel arasında ya da şarkıdaki gibi “gece ile gündüz ortasında”, beden ve bilinç arasında, bir ve öteki arasında, bir ve çok arasındaki ARAF’tır. Bu arafta olma hali, insanı dünyasını yaratan özne haline getirir. Yarattıklarım, benim, ben olmayan üzerinden kendisini ortaya koymasıdır.
Mavi kuş, bilir ki her kanat çırpışında rengini bulur, rengine boyanır. Mavi kuş bilir ki bu yolculuk kendi başına ama öteki ile çıkılan kendinden kendine bir yolculuktur. Bu yolculuk ayırarak değil, senteze gelerek yuvaya yani kendine dönüştür. Aklını kalbinle çalıştırmaktır; kalbinin güzelliğini mavide açmaktır.
Yazının başındaki sorumuza dönecek olursak, “BİLİNCİMİN MAVİ KUŞU- NEREDE KANAT ÇIRPAR?” ; siz sevgili okuyucular, bu yazıda içinizde canlanan her tat, mavi kuşun kanat çırptığı yerdir. Burası her birinizin özgünlük ve özgürlük alanınız olarak size aittir.
Selam olsun yüreği cesaret ve iyilik dolu tüm kuşlara….
Aytül Ayşe Cengiz
Temmuz 2026
Kaynaklar:
- Acar, S. (2025). Arzunun Psikomitolojisi, Felsefe, Sanat ve Dinde Arzunun Görünümleri, İstanbul: Destek Yayınları.
- Arendt, H. (2022). Zihnin Yaşamı, (Çev. İsmail Ilgar), İstanbul: İletişim Yayınları.
- Berktay, F. (2021). Düşünme Etiği, İstanbul: Metis Yayınları.
- Bobaroğlu, M. (2023). Aydınlanma Sorunu ve Değerler, İnsan Nasıl Özgürleşir?, İstanbul: Destek Yayınları.
- Bumin, T. (2010). Hegel, Bilinç Problemi, Köle-Efendi Diyalektiği ve Praksis Felsefesi, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
- Topakkaya, A. (2021). Hegel; Bir sistem olarak bilinç tecrübesi içinde Kant’tan Hegel’e Alman İdealizmi, s.337-352, (Arslan Topakkaya ve E. Erman Rutli), İstanbul: Fol Yayınları.
- Türkyılmaz, Ç. (2022). Filozoflarla Düşünmek, Felsefe Tarihi Yazıları, Ankara: BilgeSu Yayınları.
Kapak Görseli: https://evrimagaci.org/zihin-felsefesi-bilinc-nedir-bilincin-kategorileri-ve-temel-tartismalar-nelerdir-7864
