Epey tartışmalı bir konu bu öyle değil mi? Özellikle günümüz dünyasında, her şey hızlanmış, küçülmüş ve saniyelerle ölçülmüş hale gelmişken. Herhangi bir konuda derinleşmek yerine, hap bilgilerle bolca konuyu biraz bilmek normalleşmişken. Durum böyle olunca derinleşmeyi bir kenara bırakıp, Aikido’nun sokakta işe yarayıp yaramayacağını tartışmak ya da kimin kimi döveceğine odaklanmak çok daha sık karşılaştığımız bir konu oluyor.
Bir Eğitim Sistemi Olarak Aikido
Aslına bakarsanız tam da bu sebepten Aikido’nun bir eğitim sistemi olması bizler için çok daha değerli hale geliyor. Keza yapay zekanın da hızla gelişimiyle, şimdi bağımlısı olduğumuz hap bilgilerin yükselişi önümüzdeki yıllarda da devam edecek. Herkesin her şeyi biraz bildiği bir ortamda sizi diğerlerinden ayıracak yegane beceri ise derinleşebilme ve bütüncül bakabilmek beceriniz olacak.
Bu anlamda bu yazı dizisi derinleşmenin değeri üzerine kafa yormaya hazır Aikidoka’lar için. Elimizdeki bu değerli enstrumanı kullanırken, neleri gözden kaçırıyor olabileceğimizin altını çizmeye çalışacağım. Umarım çalışmanızı sorgulamanıza vesile olabilirim. Keza çoğunlukla sorular, cevaplardan daha önemlidir. Sorular zihninizi sürekli canlı ve öğrenme modunda tutarken, cevaplar dosyaların teker teker kapanmasına ve öğrenmenin durmasına sebep olabilir. Gerçek bir merakın olmadığı yerde sorular kendilerine yer bulamaz, dolayısıyla orada gerçek bir öğrenme de olmaz. Soracak sorunuz yoksa, yerinizde sayarak zaman kaybediyor olabilirsiniz.
Bu yazının öncelikli amacı, bundan sonra gelecekler için çerçeve oluşturmak. O yüzden önce temel bazı noktaların altını çizerek başlayalım. Sonra da bu konuları tek tek detaylandırmaya çalışacağım.
Neden bir sisteme ihtiyacımız var?
Aikido’nun geçmişine merakı olanlar bilirler. Bizim bugün yaygın olarak çalıştığımız Aikido, O’Sensei Morihei Ueshiba tarafından kurulmuş bir sistem değil. ( Bakınız: “O’Sensei Gerçekten Modern Aikido’nun Babası mı?”) Bunu Ueshiba Sensei’nin yakın öğrencilerinin anlatılarından biliyoruz. Kurucu’nun Aikido’su günümüzün aksine formsuz, kuralsız bir akış halindeydi. Hangi tekniğin nasıl yapılması gerektiği söz konusu değildi. Esas olan tüm varlığınızla ve algılarınızla bu akışı hissedebilmek ve yönetebilmekti.
Kurucu’nun Aikido’su ezoterik bir öğreti idi. Bu kavram derin bilgilerin, genel halk kitlelerinden gizli tutularak yalnızca belirli süreçlerden geçmiş, ehil kişilere aktarıldığı anlamına gelir. Eğitim sadece minderde yapılan bir çalışma değildi. Öğrencinin tüm yaşamına yayılan bir yöntemdi. Ekip biçmekten, temizliğe, sert Aikido antrenmanlarından, meditasyona kadar her şeyi kapsayan bir eğitimdi bu. Özetle bir “Do”, yani “Yol” idi.
Ueshiba Sensei “Ben size ayaklarınızı nasıl oynatacağınızı öğretmiyorum. Ben size zihninizi nasıl hareket ettireceğinizi öğretiyorum” diyordu. Hedeflenen, bir teknikten öte bir zihin durumuydu Elbette zorluk da burada doğuyordu. Çünkü böyle bir şey yalnızca deneyimle öğrenilebilir. Dolayısıyla böyle formsuz, kuralsız, akış halinde bir Aikido’yu (Kurucu’nun deyimiyle Takemusu Aiki’yi), ancak uygulayabilen birine dokunarak (uke olarak) ve yıllarca çalışarak öğrenebilirsiniz.
Son dönem öğrencilerinden biri olan M.Saotome Shihan, “O’Sensei’yi Hatırlamak” kitabında anılarını aktarırken, ilk beş sene boyunca bu yaşlı adamın ne yapmak istediğiyle ilgili hiçbir şey anlamadığını söylüyordu. Ama yine de yatılı öğrenci olarak her gün saatlerce ukelik yapmaya, yerden yere vurulmaya devam etmişti. Nasıl olduğunu anlamıyor olmasına rağmen. Ta ki bedeni bu sırrı kavramaya başlaya kadar.
Eğer Aikido Kurucu’nun öğrettiği şekilde kalsaydı, büyük olasılıkla Avrupa’ya ve bizlere ulaşamazdı. Çünkü bizler uzak doğuluların sahip olduğu bütüncül zihin yapısına sahip değiliz. İki kere iki dört eder bizim için. Doshu Kisshomaru Ueshiba liderliğindeki Aikikai Vakfı bunun farkındaydı. Kurucu’nun ezoterik öğretilerini batılılar anlamakta zorlanıyorlardı. Açılan ve kapanan dosyalara, basamaklara, bir sisteme ihtiyaç vardı. Kurucu ise uzun yıllar boyunca böyle bir sistemleşmeye karşı çıkmıştı. Ama nihayetinde ikna oldu ve bizim aşina olduğumuz Aikido yapısı ortaya çıkmış oldu.
Arkasından gelen zamanda Ueshiba Sensei’nin ezoterik öğretileri yavaş yavaş kırpılmaya ve küçülmeye başladı. Onların yerine herkesin çalışabileceği ve anlayabileceği bir sistem geldi. Aikido’nun kurmayları bu sistemi tasarlarken yine bütüncül bir bakış açısını gözden kaçırmamışlardı. Ama biz bugün maalesef bunu hızla kaybetmekteyiz. Şimdi o sisteme biraz daha yakından bakalım.
Sistemin Basamakları
Beş basamağa ayrılmış olan bu sistemi, ilk kez net biçimde kodlayan kişi Morihiro Saito idi. Saito Sensei, uzun yıllar boyunca İwama Dojo’da O’Sensei’nin kuralsız ve formsuz eğitim tarzını gözlemlemişti.
- Kihon Waza – Statik Temel: Kas hafızası ve geometrik açıların öğrenildiği, esnemeyen ilk katı form dönemi. Tekniklerin başı ve sonu var. Neyin nasıl yapılacağı belli. Elinizi ayağınızı nasıl kullanacağını öğrendiğiniz, Aikido’nun beden eğitimi olan ilk bölümü. O yüzden bu kısım, tam bir uyum halinde çalışılır ve çatışmaya izin verilmez.
- Henka Waza – Varyasyon/Esneklik: Uke’nin (saldırganın) direncine göre tekniğin yönünü değiştirebilme yetisi. Burada çatışma devreye girer. Partneriniz uyum sağlamak istemez, tekniğinizi bozacak şeyler yapar ve böylece çözüm üretmeyi öğrenmeye başlarsınız.
- Kaeshi Waza – Kontra Teknikler: Güç dengesini okuma. Karşı tarafın tekniğindeki boşluğu görüp kontrolü geri alma aşaması. Burada doğaçlama ve adaptasyon çok daha öne çıkmaya başlar. Uke ve Nage (saldıran ve savunan) kavramları yavaşça yok olmaya başlar.
- Buki Waza – Silah Çalışması: Bedensel tekniklerin merkezini, mesafesini ve zamanlamasını keskinleştirme aşaması. Strateji ve prensipler bedenleşmeye ve bir parçanız olmaya başlar.
- Takemusu Aiki – Nihai Amaç: Formun tamamen yok olduğu, zihnin ve bedenin doğal olarak o ana uygun teknik ürettiği zirve noktası.
Morihei Ueshiba doğrudan 5. basamak olan Takemusu Aiki seviyesinde eğitim veriyordu Yani formu değil, ruhu ve anlık yaratımı öğretiyordu. Ancak bu durum sanatı sonraki nesillere aktarmayı imkansız kıldığı için, kıdemli eğitmenler sanatı geriye doğru parçalara ayırdılar. Önce Kihon ile temeli sabitlediler. Ardından öğrencileri kademeli olarak Henka ve Kaeshi ile esnetip, Buki Waza ile hizaladılar. Böylece öğrencinin en nihayetinde Kurucu’nun ulaştığı formsuz Takemusu Aiki seviyesine kendi kendine ulaşmasını hedeflediler.
Nerede Hata Yapıyoruz?
Çoğunlukla Kihan Waza’nın Aikido olduğunu düşünerek ilk büyük hatayı yapıyoruz. Çoğu Aikidoka, Kihon Waza’nın tatmin edici, konfor alanında kalmayı tercih ediyor. Bazen uzun yıllar Aikido çalışmış ve yüksek dan seviyelerine gelmiş eğitmenler de bile Kihon Waza’nın dışına çıkmayan bir bakış açısı ve bu böyle yapılır gibi keskin bir tavır görüyoruz. Aikido’nun uyum ve akış prensiplerini keşfetmeyi engelleyen işte bu bakış açısı.
Katıldığım bir seminerinde Hiroshi İkeda Shihan ilk dersine Aikido temel tekniğinin (Kihon Waza) bir işe yaramayacağını söyleyerek başlamıştı. Temel teknik bir basamaktır demişti. Doğası gereği basamağa, bir sonraki basamağa geçmek için basarsınız. Temel tekniğinizi kusursuz hale getirmelisiniz. Çünkü üstünde durduğunuz basamak sizi sonrakine taşıyacak kadar güçlü olmalı. Ama bunu yaparken temel tekniğe takılı kalırsanız, aynı basamakta kalırsınız. Bu durumda olabileceğiniz maksimum şey İlkokulun Profesörü olmaktır demişti.
İkinci büyük hatamız ise bu basamakların tek sıra halinde birbirini takip etmesi gerektiğini düşünmek oluyor. Aksine temel teknik çalışan yeni başlayan bir öğrenci, Takemusu Aiki seviyesine ulaşmış bir eğitmene dokunduğunda, tam olarak anlamasa bile, zihnine ileriye dair bir tohum ekmiş olur. Bu yeni başlayana, teknik öğretirken “kesiyormuş gibi düşün” demek yerine, önce eline kılıcı verip kemeyi öğretirsek, tekniğin temelini kavraması kolaylaşır. Temel teknik çalışmasına ağırlık verirken, diğer basamakları arada ziyaret ederek alt yapıyı hazırlarız. Zamanla diğer basamaklar güçlendikçe, temel tekniğin konfor alanından çıkmamız daha hızlı olur.
Son Söz
Elbette bu kişisel bir bakış açısı ve öğrenme merakı meselesidir. Anlamakta ve uygulamakta zorlanıyor olabiliriz. Elimiz ayağımız karışıyor olabilir. Ama elimizdeki sanatın ne kadar kıymetli bir enstruman olduğuna olan güvenimiz ve merakımız varsa, ilerleme kaçınılmaz olur. Yerimizde durarak Yol’un ilerisinde ne olduğunu bilmemiz mümkün değil. Keza Yol siz adım atmaya devam ettikçe ortaya çıkar.
Buraya kadar okumayı başardıysanız tebrik ederim. Bundan sonra bu bakış açısını güçlendirmek için hali hazırda elinizde olan, ama belki de yeterince dikkat etmediğiniz için pek de işe yaramayan detayların altını çizmeye çalışacağım. Ama önce yukarıda bahsettiğim hataları neden yaptığımız üzerine kafa yormak istiyorum. Belki kendimizi aynada görmemize vesile olur.
“Aiki” sizlerle olsun.
Oğuzhan Yılmaz
Mayıs 2026
Kaynak Kitaplar:
Takemusu Aikido – Morihiro Saito Shihan
The Spirit of Aikido & The Art of Aikido – Kisshomaru Ueshiba
Aikido Journal Arşivleri – Stanley Pranin
Oğuzhan Yılmaz
Boş Ayna Dergi editörü ve yazarı. İda Dojo, Aikido eğitmeni (4.Dan Aikikai)
”Ayna olanı olduğu gibi gösterir. Olmasını istediğin gibi değil.”
