web analytics
İçeriğe geç

Bütün Varlıklar Mutlu Olsun

Bütün Varlıklar Mutlu Olsun

Kevin Griffin

Metta (sevgi dolu şefkat) kendimizi dünyadaki herkesle ve her şeyle bağlantı halinde hissettiğimizde gelen açıklık hissidir. Bazı açılardan, mindfulness çalışmasının ve hayatımızdaki mutluluğun doğal bir sonucudur. Buda sevgi dolu şefkatten bahsettiğinde, kuşkusuz genel “sevgi” tabirimizden farklı bir şeye işaret eder. Aslında, onun öğretileri sevgide seçiciliğin doğurduğu sorunlara, bunun nasıl bağlılık yarattığına ve işler değiştiğinde sonuçta nasıl acı çekmemize yol açtığına dikkat çeker. Metta Sutta, onlar hakkında ne düşünürsek düşünelim, ne hissedersek hissedelim sevgimizi dünyadaki herkese yaymamızı söyler bize. Koşulsuz sevgidir bu, beklenti taşımayan ya da karşılık beklemeyen sevgi. Sevgi dolu şefkat üzerine çalışırken, bağlılıklarımızla, yargılarımızla ve sevgimizdeki seçicilikle yüzleşiriz. Sevmekten bahsettiğimizde bunu pek çok şarta bağladığımızı fark ederiz: “Beni sevdiğin sürece” ya da “istediğimi bana verdiğin sürece seni seveceğim”. Dahası, en yakınlarımıza duyduğumuz sevginin bizi derin üzüntülere ve kayıplara karşı savunmasız bıraktığını anlarız.


Bir sevgi dolu şefkat meditasyonu

Genellikle metta çalışması üç kategoriye odaklanır: sevdiklerimiz, duygu beslemediğimiz kişiler ve sorun yaşadığımız ya da zorlandığımız kişiler. Bu kategoriler üzerinde çalışmaya başlamadan önce, metta çalışması ilkin çok sevdiğimiz birine (ya da belki birlikte yaşadığımız bir hayvana) odaklanmamızı önerir. Sevdiğimiz bu kişiye sevgi dolu şefkat göndermeye zaman ayırdıkça birkaç kazanım elde ederiz: ilkin, bir nebze içimiz yumuşar, böylece başkalarına sevgi göndermeye hazır hale geliriz. İkinci olarak, sevginin nasıl hissettirdiğini açık ve net şekilde hissederiz ki böylece bunu dayanak olarak alırız.

Çok sevdiğimiz birine bağlanmanın ardından, kendimize sevgi göndermeye çalışırız. Pek çok kişi için metta çalışmasının en zorlu yönlerinden biri budur. En azından bizim kültürümüzde, çoğumuz kendimize dair karmaşık ve genellikle de olumsuz duygular besleriz. Kendimizi herkes gibi sevgiyi hak eden biri olarak görmek değerli bir deneyimdir. Yavaş yavaş kendimize dair algımız değişir, kendimizi daha nesnel şekilde görmeye başlarız. Kendimizi diğerleri gibi kusurlu, herkes kadar sevgiyi hak eden biri olarak görebildiğimizde, kendimize sevgi sunabilmek kolaylaşır.

Odağı kendimizden önem verdiğimiz diğer tüm kişilere -aile, arkadaşlar, yakın dostlar ve sevdiceğimize- kaydırdığımızda, kalbimiz daha kolaylıkla açılır. Artık sevgi dolu şefkatin akışına biraz girdiğimizi hissedebiliriz. Zihin, engellere takılmadan, çalışmadaki cümleleri, duyguları ve görselleştirmeleri kullanarak bir hayli odaklanabilir. Böylelikle hem sevginin tatminkâr hissinin hem de derin meditasyon uygulamalarıyla gelen güçlü konsantrasyon hissinin, samadhi’nin keyfine varır.

Ardından, bu iki niteliği, kalp açıklığını ve odaklanmayı hayatımızda pek yeri olmayan, güçlü duygular hissetmediğimiz kişilere metta vermek için kullanırız. Pek çok kişi bu çalışmayı başlangıçta biraz tuhaf bulacaktır ama bence bu çalışma tüm varlıklara sevgi dolu şefkat geliştirebilmek adına büyük bir potansiyele sahip.

Hayatımızda pek yeri olmayan, güçlü duygular hissetmediğimiz kişiler onlara dair olumlu ya da olumsuz duygular beslemediğimiz insanlardır. Kendisiyle sınırlı bir ilişkiye sahip olduğum bir tezgâhtar ya da banka güvenlik görevlileri gibi. Pek çok kez gördüğüm bu insanları kolaylıkla zihnimde canlandırabilirim ama anlamlı bir şekilde onlara karşı herhangi bir hoşnutsuzluk ya da olumsuz duygu taşımam.

Başlangıçta, gayet olağan olarak, bu insanlara karşı bir şeyler hissetmek zor gelebilir ancak çalışma çıkacak sonuçları dert etmeden basitçe takip edebileceğimiz bir biçim sunar. Zihninizde bu kişiyi canlandırırsınız, içinizden sevgi dolu şefkat cümlelerini söylersiniz ve yürekten bağlanmaya çalışırsınız. Bu çalışmada evrensel mutluluk arzusu ve ızdıraptan azade olmak üzerine tefekküre dalmak bana yardımcı olur. Olumlu ya da olumsuz duygular beslemediğim bu insanları hiç tanımasam da, tıpkı benim gibi mutlu olmak istediklerini bilirim. Dolayısıyla yaptığım şey bir bakıma, kendi mutlu olma arzumla bağlantı kurmak ve bunu o kişilere yansıtmaktır.

Olumlu ya da olumsuz duygular hissetmediğim kişiler üzerinde çalışırken, Buda’nın neye ulaşmaya çalıştığını anlama fırsatı buluruz. Sevdiğiniz kişilerin mutlu olmasını dilemek kolaydır, ancak bunu dilediğinizde bu hâlâ hayli kişiseldir. Bu mutluluk bir ölçüde çıkarınızadır, bu kişilerin mutluluklarından kendinizi soyutlamak zordur. Duygu beslemediğiniz kişilerde ise bir çıkarınız bulunmaz, dolayısıyla başka bir şeyle, kişisel olmayan evrensel bir özlemle bağlantıya geçmeniz gerekir. Bu da sizi kişiselliğinizin ötesinde daha hakiki bir metta’ya yaklaştırır. Bir başkasının mutluluğunda özdeşleşme, özlem ya da çıkar olduğu sürece koşulsuz sevgiyi deneyimleyemeyiz.

Bence pek çok kişi metta’nın iyilikle dolup sevdiğiniz insanlar için dua etmekle ilgili olduğunu düşünüyor. Bu anlayış öğretilerin çarpık bir yansımasıdır. Evet, metta’yla dolup taşmak hayli hoş bir deneyimdir ama çalışmanın amacı bu hoşluğu deneyimlemek değildir.

Sizi zorlayan bir kişi üzerinde çalışmak bu durumu barizleştirir. Sadece iyi hissetmeyi dert etmiş olsak kuşkusuz sevmediğimiz birini düşünmeye vakit ayırmazdık. Sizi zorlayan kişi, çatışma yaşadığınız ya da küskünlük duyduğunuz biri olabilir. Bazen aklıma kimse gelmediğinde, bu çalışma için benimle taban tabana ters görüşler savunan bir siyasetçiyi kullanırım. Her durumda, çalışmanın bu kısmı hiç hoşlanmama, öfkelenme, yargılama ya da küskünlük gibi duygulara kapılmamak üzere güçlü bir mindfulness uygulamamız gereken yerdir. Çalışmada bu kişiyi zihnimizde canlandırır ve söyleyeceklerimizi tekrarlarken, en azından ilk başlarda muhtemelen pek olumlu duygular hissetmeyiz. Zihnin olumsuz düşüncelere dalmamasına dikkat etmeli, çalışmanın basit işleyişine sıkı sıkıya bağlı kalmalı, tekrarladığımız sözlere ve yüreğimizdeki nefese odaklanmalıyız. Bu noktada, içinizdeki sevme kapasitesinin sınırlarına dair bazı kavrayışlara varabilmeniz muhtemeldir. Bunu görmek değerlidir. Bize bazı amaçlar sunabildiği gibi içimizdeki ızdırabın bir kısmının nerden kaynaklandığına da işaret eder.

Büyük ruhani üstatlar açıktır ki düşmanlarımızı sevmenin insan evrimindeki hayati görevlerden biri olduğunu düşünüyor. İsa bundan bahsetmiş, kendini çarmıha gerenleri af ederek bunun bir örneğini sergilemişti. Buda “Testere Meseli”nde bunu açıklamış, birileri [testereyle] tek tek uzuvlarımızı kesse bile içimizden en ufak bir nefret düşüncesinin yükselmemesi gerektiğini söylemişti. İnsanları hakikaten sevmek istiyorsak, koşulsuzca tüm varlıkları sevmek istiyorsak, bu çalışmanın şu ya da bu biçimi üzerinde çalışmak durumundayız. Kuşkusuz bunda ustalaşmanın yanına bile yaklaşabilmiş değilim ama şefkat çalışması sayesinde bunu biraz anlamaya başladığımı söyleyebilirim.

Sizi zorlayan kişi üzerinde çalıştıktan sonra, metta çalışmasındaki genişlemeci bölüme geçeriz. Aslında burada tamamen ayrı bir faza geçeriz zira artık belli bir kişiyi düşünmek yerine bir uzam hissi üzerinde çalışırız. Bu uzam Buda’nın Metta Sutta’da şefkati tüm dünyaya yaydığımızdan, nefret, garez ve her türlü kötü niyetten azade şekilde bunu göklere ve yerin derinliklerine, sınırsızca her yere yaydığımızdan bahsettiğinde söz ettiği şeydir.

Çalışmanın bu kısmını açıklamaya çalışmak zor çünkü önceki kısımlardan farklı bilinç unsurlarına sahiptir. Bu bölümde daha ziyade bir duyguyla, alabildiğine genişleme ve bağlantılılık duygusuyla çalışırız. Neyse ki çalışmanın bu bölümüne geldiğimizde, zaten içimizde bir sevgi dolu şefkat hissi şekillenmiş olur. Bu duyguya, tüm varlıkların dukkha’dan yani ızdıraptan kurtulmasını hakikaten istemeye odaklandığımızda, tasavvuri bir genişleme süreci başlatırız. Eğer işimizi kolaylaştıracaksa bir görselleştirmeye başvurabiliriz, bu esnada yüreğimizdeki duyguyla bağlantıda kalır ve sevginin büyüdüğünü imgelemleriz.

İlkin sevginin bulunduğumuz odayı doldurduğunu, kapladığını hissederiz. Ardından bu duygunun tüm binaya, mahalleye yayılmasına izin veririz, bırakırız yeryüzündeki her şeye değecek şekilde her yönde yayılsın. Ne kadar zamanınız olduğuna ve buna ne kadar girebildiğinize bağlı olarak bunu yavaşça ya da hızlı şekilde yapabilirsiniz. Sevgi göndermek istediğiniz belli grupları düşünebilirsiniz: hastalar ve ölüm döşeğindekiler, baskı ve zulüm görenler gibi. Hayvanlara, bitkilere ve yeryüzünün bizzat kendisine de sevgi gönderebilirsiniz.

Bu noktada bedeninizin sınırlarından azade olma hissi yaşayabilirsiniz, havada süzülme ya da bir çeşit akışkanlık hissi deneyimleyebilirsiniz. Bu noktada ne hissetmeniz gerektiğini söylemiyorum zira bu gerçeklikte her şey normaldir ve çalışmanın bu bölümünü desteklemeye yarar. Yeryüzünün tümüne sevgi dolu şefkat yaydıktan sonra, sınırsız uzaya doğru genişleriz. Sevgi dolu şefkati evrene yaymaya çalışırız.

Bu sınırsız sevgi uzamında bir süre kaldıktan sonra, yavaş yavaş bedenimize ve kalbimize döner ve meditasyon oturumunu sonlandırırız.

Metta Çalışmasında Kullanılan Sözler

 Çalışmayı üç aşağı beş yukarı tarif ettim. Her zaman nefesinizle uyumlanarak başlayın, böylece dikkatinizi bedeninize, tercihen de kalbinize yönlendirebilirsiniz. Dediğim gibi, önce sevdiğiniz bir kişiye metta gönderirsiniz, ardından kendinize, duygu beslemediğiniz birine, zorlandığınız birine, sonra da tüm varlıklara yayarsınız. O halde, çalışmanın büyük bölümü sevgi dolu şefkat duygusunu hissetmektir; ancak bu duygu her ayrı çalışmada güçlü veya zayıf olabilir ya da bazen hiç ortaya çıkmayabilir. Her şeye rağmen metta gönderdiğimiz kişileri zihnimizde canlandırarak ve belli sözleri tekrarlayarak çalışmamızı sürdürürüz. İçinizde karşılık bulan, sade ve doğrudan sözler kullanmalısınız. En fazla dört cümle. Genel olarak kullanılan cümlelere örnek vermek gerekirse:

Mutlu olasın

Huzurlu olasın

Hafif yaşayasın.

Kimileri mesela, Güvende yaşayasın, gibi cümleler ekler.

Nefesinizle bağlantıda kalın; çeşitli aşamalarda ortaya çıkan mutluluk ya da direnç duygularını fark edin; tekrarladığınız cümleler nefesinizle uyumlanmasın ve hep yüreğinizle bağlantıda kalın.


Yazar hakkında:
Kevin Griffin Buddhist Recovery Network’un kurucularındandır. Berkeley, California’da yaşıyor. Yukarıdaki makale yazarın 2015’de yayınlanan “Recovering Joy: A Mindful Life After Addiction” adlı kitabından alınmıştır.
Kaynak:
May All Beings Be Happy – Kevin Griffin – Tricycle
Çeviren:
Hira Doğrul

Fotoğraflar:
1- Kapak Fotoğrafı : Suraphat Nuea-on – Pexel
2- Delia DwiPexel

Hira Doğrul

15’ten fazla kitabın çevirmeni. On yılı aşkın süredir kırsalda yaşıyor. Permakültür Platformu adlı web sitesini hazırlıyor. Son yıllarda çeşitli topluluk kurma süreçlerinin içinde kendini keşfediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.