Ana Sayfa » Düşünsel

Düşünsel

Varoluşa arkeolojik kazılar III

Varoluşa arkeolojik kazılara Eliade’yle göğe bakarak devam ediyoruz. Mircea Eliade’nin Dinler Tarihi’ne Giriş kitabında gök tanrılar, göksel simgeler ve ayinler bölümünü serinin ikinci yazısında anlatmaya başladık. Üçüncü yazıda da kaldığımız yerden, dünyanın farklı bölgelerinde gök tanrıları inceleyerek devam ediyoruz.

Varoluşa arkeolojik kazılar II

Varoluşa arkeolojik kazılar ünlü din tarihçisi Mircea Eliade’nin “Dinler Tarihine Giriş” kitabının ikinci bölümüyle devam ediyor. Kitabın bu bölümünde gök tanrılara, göksel simgelere ve ayinlere yer verilmiş. Serinin ikinci yazısı kitabın ikinci bölümünün ilk kısmının düzenlemesi/özeti. Serinin üçüncü yazısı da kitabın ikinci bölümüyle devam edecek.
Bu bölümlerle göğe bir de Eliade ile bakalım.

Varoluşa Arkeolojik Kazılar I

Mircea Eliade, varoluşumuza anlam arayışının kökenlerini ustalıkla araştırıp bize aktaran, 1907 – 1986 yıllarında yaşamış önde gelen din tarihçilerindendir. Kitaplarında dinlere dair kavram ve tanımlardan, simgelerden, kutsal mekanlardan, mitlerden kafamızda herhangi bir soru işareti oluşmasına izin vermeden oldukça detaylı bir şekilde söz eder.
Varoluşa arkeolojik kazılar serisinde, Mircea Eliade’nin insanın anlam arayışına dair yazılarının düzenlemelerini bulacaksınız. Serinin bu ilk bölümü “Dinler Tarihine Giriş” kitabının 1. Bölümü’ndeki kutsalın tanımlanmasıyla ilgili kısımla başlıyor:

Doğal ve Ruhsal Evrim

Batı biliminin evrimimizle ilgili güncel anlayışı kısaca şu şekilde özetlenebilir: Bizler düşmanca ve kayıtsız bir evrende varlığını sürdürmeye çalışan, bencil genleri tarafından desteklenen ve etten oluşan bireysel robotlarız. Sınırlı kaynaklar için kurnaz oyunlarla diğerini alt ederek hayatta kalmaya çalışan aynı ve diğer türlerin benzer biyomekanoidleriyle rekabet halindeyiz. Başkalarını alt edip üremeyi başarırsak belki genlerimiz başkalarının genlerine üstün gelip gelişebilir. Bir kuyruklu yıldız tarafından vurulana, kendi atıklarımızda boğulana ya da güneşin süpernovası tarafından öldürülene kadar bunu yapabiliriz. Eğer gerçekten şanslıysak, evrenin entropik motorunun enerjisi bitene ve tüm ışıklar sönene kadar hayatta kalabiliriz. Her ne olursa olsun Armagedon bizi er ya da geç yaklayacak.

Kendini Yakalama Oyunları -2-

Kendimize dair, varlığımızı anlamlandıracak yapabileceğimiz eylemlerin neler olduğuna dair binlerce ipucuyla karşılaşırız. Bazen fark ederiz bunları ama derinleştiremeyiz, bazen ciddiye alamayız, bazen korkarız, korktuğumuzu bile fark etmeyiz. Tuhaf bir şekilde çok sevdiklerimizden, bizi çok heyecanlandıran şeylerden kaçmaya meyilliyiz. Nedense.. Kendimizi o denli sevgi dolulukla bağdaştıramamaktan mı, bize öğretilenlerden mi, güvenli alanımızdan kopmamayı, hissiz yaşamaya tercih ettiğimizden mi? Belki de duygularımızı anlamıyoruz ya da yansıtamıyoruz. Bazı duyguları giyinmekten bile kaçıyoruz. Toplumda kabul görenler genellikle acı çekenler, mazlumlar olunca diye belki de, o tür duygularda çok iyiyiz hemen tüm melankolik duygulara sarılıveriyoruz. Onlar tanıdık ve güvenli.

Kendini Yakalama Oyunları -1-

Kaygılarla, sorunlarla, belirsizliklerle dolduğumuz bugünlerde, kendimizi daha çok mercek altına tutup inceleme alanı, zamanı bulduk. Bu yakından incelemelerde daha önce çok da farkına varmadığımız, belki de hiç dikkate almadığımız duygularımızla baş başa kaldık ve çoğu zaman ne yapacağımızı bilemedik. Aşina olmadığımız bir konu bu. Duygular hoş olsun, olmasın onlarla birlikte kalmak bir çoğumuz için çok zor.