Duvarları Açalım Lütfen

“Sessizliğin Frekansı”nı yazdıktan sonra sessizliğimi nihayet bozmuş, bu seriyi sürdürme sözü vermiştim kendime. Bir kenarda yazılmayı bekleyen yazılar, ele alınacak müzisyenler, Boş Ayna perspektifinden bakılacak sesler var. 

Hani olur ya, hayatın bazı dönemleri veya anları için arka plana bir şarkı yakışır, o şarkıyı duyduğunuzda o dönemi/ anı hatırlarsınız. Bu yazının konusu da böyle bir mihenk taşını temsilen tek bir şarkı: berlioz – open this wall

berlioz — küçük harfle yazılıyor, öyle tercih ediyor — bir grup değil, tek bir sanatçı. Asıl adı Jasper Attlee. Cape Town doğumlu, İngiltere’de büyümüş bir müzisyen ve DJ. 2022 yılında daha önce kullandığı Ted Jasper takma adını bırakarak berlioz adını benimsiyor.

berlioz’u tanımlamanın en kısa yolu kendi sloganı: “Matisse müzik yapsaydı.” Cazın derinliği, house müziğin ritmi, Afrika kökenli ritimler – ne tam caz, ne tam house. İkisinden de var içinde.

2023’teki “jazz is for ordinary people” EP’siyle adını duyurdu. Ardından Temmuz 2024’te ilk albümü open this wall’u yayınladı. Albümün adı Toni Morrison’ın Jazz romanından geliyor.  The Guardian ise onu İngiltere’nin en çok dinlenen caz sanatçısı olarak tanımlıyor.

Güney Londralı grafik tasarımcı Pat Thomas — berlioz’un çocukluk arkadaşı — tüm kapak tasarımlarını yapıyor. open this wall’un kapağından da “Matisse müzik yapsaydı” sloganının ne kadar yerinde olduğu anlaşılıyor.

Albümün isim parçası, Nancy Wilson’ın sesinden alınan bir röportaj kaydıyla açılıyor. Wilson, 1950’lerden 2000’lere uzanan kariyeriyle Amerikan caz ve soul müziğinin önemli isimlerinden biri. Ama burada onu sahnesinde değil, sıradan bir sohbetin içinde duyuyoruz —

> “I am, and I’m wonderful, and I know there’s this supreme power that gives me the ability to be everything if I just allow it to happen… Open this wall for me, please.”

> “Ben varım ve harikayım; eğer izin verirsem her şey olabilmemi sağlayan yüce bir güç olduğunu biliyorum… Duvarı aç lütfen.”

Bu sözler teslimiyetin, izin vermenin gücünü anlatıyor. Zorlamak değil, başını duvara vurmak değil, “Bu duvarı benim için aç” diyebilmek.

berlioz bu kaydı piyano, bas ve saksafonla öyle sarıyor ki Nancy Wilson’ın sözleri artık söz gibi gelmiyor. Cazın ruhu, house ritmiyle buluşuyor ve ortaya zorlama değil, tam tersine bırakma, hazır olma hissi çıkıyor.

Önceki yazıda bahsi geçen *ma* kavramı tam da buraya oturuyor. İki şey arasındaki anlamlı boşluk. Zorlamanın bittiği, izin vermenin başladığı an. Duvar gibi görünen o direncin aslında bir kapı olabileceği yer. Japon estetiğinde olduğu gibi, eksik olan, boş bırakılan, söylenmeyen ya da zorlanmayan şeyin içinde asıl anlam gizli.

berlioz’un müziği de tam bu *ma*yı hissettiriyor. Notalar arasında nefes, aralarda sessizlik anları. Nancy Wilson’ın sesi havada asılı, arkadan gelen yumuşak ritim, “direnme, izin ver” diyor. Miles Davis’in dediği gibi “çalınmayan notalar.” berlioz da çalmadığı, zorlamadığı yerlerde en güçlü etkiyi yaratıyor.

Uzak Doğu felsefesindeki “akış” ile Zen’in “olduğu gibi kalma” kavramı buluşuyor. Duvara yüklenmek yerine onu kabul etmek, belki de onun açılmasını istemek. “Open this wall for me, please” cümlesi, mantra gibi. Hem teslimiyet, hem de niyet taşıyor.

Yazamama tıkanıklığım tam da böyle bir duvardı galiba (veya dönemdi?) Sonra, bir ara, bu şarkıya denk geldim tamamen tesadüfen. berlioz’u da bu şarkıyla tanıdım. bir ara arka arkaya defalarca sadece bunu dinledim. İşte bence müziğin gücü buralarda saklı: bir dinleyicinin bir şarkının kendisine ne yaptığını anlamaya çalışması.  Bu yüzden seriyi sürdürmek, bir süre müzikle düşünmek istiyorum.  Yazmak için duvarı kırmak (“writer’s block” anyone? :) zorunda değilim: Duvarı açayım lütfen.

“Open this wall for me, please.”-

İrem Başaran
Mayıs 2026

1 Comment

  • Başak Bulut
    Yayınlandı 5 Haziran 2026 at 13:13

    Kendi kendimize inşaa ettiğimiz duvarlar, belki sadece teslimiyetle açılacak, enfes bir bakış açısı, içim eriyerek okudum, berlioz’ün üzerimdeki etkilerini izleyerek, cesaret bularak, teslim olarak…

Bir yorum bırakın