Aikido ile ilk tanışmam yaklaşık 20 yıl önce, üniversite yıllarıma dayanıyor. Gençliğin etkisiyle o dönem Aikido’yu daha çok bir teknikler bütünü olarak görüyordum. Nasıl uygulanır, nasıl kurtulunur, nasıl etkili olunur… Sorularım ve arayışım hep bu eksendeydi. Bugün, aradan geçen yıllar ve yeniden başlayan Aikido yolculuğumla birlikte şunu daha net görüyorum: Aikido, hayatın her alanında var olan bir yaşam biçimi.
Gündelik hayatımda, iş hayatımda ve insanlarla kurduğum ilişkilerde Aikido’nun bana kazandırdıklarını sürekli deneyimliyorum. Aikido, özellikle iş hayatında kişilerarası anlayış ve yönetsel cesaret konularında ciddi katkılar sağlarken, odaklanma, disiplin ve özgüven gibi alanlarda da insanı farklı bir bilinç seviyesine taşıyan bir öğreti.
İş Hayatı ve İnsanla Temas
Uluslararası bir şirkette başlayan kariyerim; satış, pazarlama, strateji ve yönetim alanlarında beni şekillendiren önemli bir yolculuğa dönüştü. Farklı ülkeler, şehirler, ekipler ve kültürler…
Her biri bana yeni bir bakış açısı kazandırdı. Yıllar içinde birçok eğitim aldım, birçok ekip yönettim ve çok farklı insanlarla çalışma fırsatı buldum. İş hayatını hiçbir zaman sadece bir zorunluluk olarak görmedim. Benim için burası, öğrendiğim ve deneyimlediğim bir atölye oldu.
Bu ve sonraki yazılarımda, iş hayatının bana kattıklarıyla Aikido’nun nasıl kesiştiğini paylaşacağım.
Empatiyi Bildiğimi Sandığım Zamanlar
Kişilerarası anlayış, bir kişinin karşısındaki bireyin duygularını, düşüncelerini ve motivasyonlarını doğru okuyabilmesi ve buna uygun şekilde ilişki kurabilmesidir. Bu anlayışın merkezinde ise empati yer alır.
Empati kavramıyla tanışmayanımız yoktur. Uzun yıllardır duygusal zekânın en çok konuşulan başlıklarından biridir. Empati; “karşıdakinin yerine kendini koymak”, “onu anlamaya çalışmak” olarak anlatılırdı. Ben uzun yıllar bu tanımı yeterli sandım.
Ama bugün geriye dönüp baktığımda şunu daha net görüyorum. Çoğu zaman farkında olmadan, dinlediğimi zannederek aslında gerçekten dinlemediğimi fark ediyorum. Belki de sadece cevap vermek için bekliyordum. Karşımdaki konuşurken içimde başka bir ses çalışıyordu:
“Ne söylemeliyim?” “Nasıl cevap vermeliyim?” “Nasıl doğru görünürüm?”
Zihnim doluydu ve dolu bir zihinle empati kurmak mümkün değildi. Aikido ile birlikte bu durum yavaş yavaş değişmeye başladı. Bir tekniği gerçekten hissettiğimde, onu karşı tarafa daha doğru uygulayabildiğimi fark ettim. Kendime şu soruyu sormaya başladım:
“Bir şeyi yaşamadan gerçekten anlayabilir miyim?”
Bu noktada önemli bir ayrım ortaya çıkıyor. Evet, bir insanın yaşadığı her deneyimi birebir yaşamamız gerekmez. Ama o duygunun bir karşılığını kendi içimizde bulmadan gerçek bir temas kurmamız da mümkün olmaz.
İşte Aikido’nun bana kattığı en önemli farkındalıklardan biri bu oldu. Empati, düşünsel bir egzersiz değil; bedensel ve duygusal bir temas hali. Bu durumu en net hissettiğim yer ise antrenmanların kendisi.
Aikido çalışırken her teknikte önce uke, sonra nage olursunuz. Yani bir an saldıran, yere atılan, düşen, kontrol edilen tarafken; hemen ardından ayakta kalan, yönlendiren ve savunan kişi olursunuz. Bu sürekli yer değiştirme hâli, empatinin belki de en somut, en fiziksel karşılığıdır.
Çünkü aynı durumun içinde farklı rollerden geçerken sadece dışarıyı değil, kendinizi de deneyimlersiniz. Bir süre sonra fark edersiniz ki mesele kazanmak ya da kaybetmek değildir. Asıl olan, her pozisyonda kendinize ne kadar temas edebildiğiniz, deneyimlediğinizdir. Aikido pratiğinde karşınızdaki kişi bir rakip değil, bir partnerdir. Ama bu sadece etik bir yaklaşım değildir. Eğer gerçekten böyle davranmazsanız, teknik çalışmaz.
Bir tekniği uygularken aynı anda üç şeyi gözetirsiniz:
- Kendi merkeziniz
- Hareketin doğruluğu
- Karşı tarafın dengesi ve güvenliği
En önemli hatalardan biri, karşı tarafı bir “uygulama nesnesi” haline getirmektir. Bu, özellikle başlangıçta sık yapılan bir hatadır. Empati tam da burada başlar. Karşınızdaki kişinin sınırını hissedersiniz. Hangi açıda zorlanacağını, ne zaman bırakmanız gerektiğini anlarsınız. Bu bilgi kitapta yazmaz. Bu, ancak temasla öğrenilir.
Dışarıdan bakıldığında Aikido teknikleri kontrol üzerine kuruludur. Ama içeriden baktığınızda bunun çok daha hassas bir denge olduğunu görürsünüz. Biraz fazla bastığınızda acı başlar. Biraz erken bıraktığınızda teknik dağılır. Bu ince çizgide kalabilmek, güçle değil hassasiyetle mümkündür.
Zamanla şunu fark ettim: Gerçek ustalık, zarar verebileceğini bilmek değil, o zararı vermemeyi seçebilmektir. Bu seçim de ancak empati ile mümkündür.
İş Hayatında Aynı Gerçeklik
Bu farkındalık zamanla insan ilişkilerine de taşındı. İletişimde şunu çok net görmeye başladım:
Bir cümle sert olabilir ama altında kaygı vardır. Bir itiraz yüksek olabilir ama altında duyulma ihtiyacı vardır. Eğer sadece söylenene tepki verirseniz, tıpkı Aikido’da olduğu gibi hareket kilitlenir. Ama niyeti hissederseniz, alan açılır.
Bir toplantıda, farklı ekiplerin dahil olduğu bir projede gerilim yükselmeye başlamıştı. Konuşmalar sertleşmiş, taraflar pozisyon almaya başlamıştı. Eskiden böyle durumlarda ya hemen müdahale eder ya da ortamın sakinleşmesini beklerdim. O gün farklı bir şey yaptım.
Önce kendimi fark ettim. Bedenimdeki gerginliği… Hızla konuşma isteğini… Savunmaya girme refleksini… ve sadece bir adım geri çekildim. Sonra söylenene değil, nasıl söylendiğine odaklandım. Orada bir fikirden çok, bir sıkışmışlık vardı. Sadece şunu sordum: “Burada seni en çok zorlayan şey ne?”
O an her şey değişti. Savunma yerini açıklamaya bıraktı. Konuşma uzlaşmaya değil, anlaşılmaya doğru döndü.
Empati: Taraf Tutmamak
Empati çoğu zaman yanlış anlaşılır. Karşı tarafı anlamak, onunla aynı fikirde olmak değildir. Empati bir taraf seçmek değildir. Aikido’da olduğu gibi, ne karşı çıkarsınız ne de teslim olursunuz. Merkezinizde kalırsınız.
Bir lider için empati, herkesi memnun etmek değil; herkesin gerçekliğini görebilmektir.
Empati bir teknik değil, bir temas kalitesidir. Aynı cümle, farklı bir empatiyle söylendiğinde ya kırar ya dönüştürür. Aikido da bunu öğretir. Aynı teknik, empati ile uygulandığında öğretir; empatisiz uygulandığında zarar verir.
Aikido bana empatiyi yeniden öğretti. Bir kavram olarak değil, bir deneyim olarak. Bugün empati benim için analiz etmek değil. Haklı bulmak değil. Yumuşatmak değil
Empati; karşımdaki insanın sınırına saygı duyarak onunla gerçek bir temas kurabilmek. Belki de en önemlisi: gerçek ustalık, kontrol etmek değil, hissedebilmektir. Empati de tam olarak burada başlar.
Burak Güraslan
Haziran 2026
Burak Güraslan
Merhaba, ben Burak.
Ankara’da doğdum ama açıkçası kendimi bildim bileli İstanbulluyum. Hayat beni arada
başka şehirlere, başka ülkelere götürdü ama merkezim hep burası oldu.
Üniversitede Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi okudum. O yıllar benim için sadece
bir bölüm değil, dünyayı anlamaya çalıştığım bir dönemdi. Tarih, hukuk, politika… Hepsi
bir şekilde bakış açımı genişletti.
Sonrasında yol beni kurumsal hayata taşıdı. Ama orası benim için hiçbir zaman sadece
bir iş yeri olmadı; insanı, sistemi ve değişimi anlamaya çalıştığım uzun bir yolculuğa
dönüştü.
Executive MBA ile birlikte işin mutfağına biraz daha derin girdim. Yönetim, satış,
pazarlama… derken kendimi “değişim” konusuna kafa yorarken buldum. Ve yüksek
lisans tezimi de değişim yönetimi üzerine verdim.
Yaklaşık 20 yıldır bu dünyanın içindeyim. Satıştan stratejiye, planlamadan kanal
yönetimine kadar farklı roller üstlendim. Farklı şehirler, farklı ülkeler, farklı insanlar…
Bugün dönüp baktığımda, aslında en çok “insanı” öğrenmeye çalıştığımı fark ediyorum.
Bir yandan da hep şu soru vardı içimde:
“Peki ben kendimi ne kadar tanıyorum?”
Okumayı, araştırmayı zaten seviyordum. ICF onaylı eğitimleri tamamladıktan sonra
koçluk ve mentorluk benim için sadece bir ilgi alanı değil, gerçek bir paylaşım alanına
dönüştü.
Sonra beden devreye girdi.
2022’de Tai Chi ile tanıştım. İlk başta yavaş gibi görünen ama aslında derin bir
farkındalık isteyen bir disiplin… Zamanla hayatımın parçası oldu. Ardından Qigong
eğitmenliği geldi. Hâlâ öğreniyorum, hâlâ pratiğin içindeyim.
Ve Aikido…
Aslında hikâye çok eski. Yaklaşık 20 yıl önce dojo’ya ilk adımımı atmıştım. Uzun bir ara,
farklı deneyimler derken yol beni yeniden tatamiye getirdi. Şimdi yine öğrenciyim. Belki
de en doğru yer burası.
Hayatın diğer tarafında ise eşim ve iki çocuğum var.
Beni en çok dönüştüren ve gerçekten kendimle temas ettiren yerin de aslında burası,
Ailem olduğunu her geçen gün daha iyi anlıyorum.
Yazmak…
Biraz durup bakmak gibi benim için.
Anlamaya çalışmak, sadeleştirmek ve belki birinin yolunda küçük bir ışık yakabilmek.
