Ben çanta severim. Özellikle işlevsel olanları. Alışveriş meraklısı da değilim. Bir çantanın canını çıkarmadan diğerine geçmem. Uzun zamandır kampa giderken ya da bisikilete binerken, çakımı, telefonumu, not defterimi ayrı yerlere koyabildiğim, gerektiğinde küçük eklemeler yaparak genişletebildiğim nefis bir bel çantası kullanıyorum. En büyük gözüne kitabımı bile koyabiliyorum. Şahane değil mi?
Son birkaç gündür seyahat halindeyim ve bu çanta benimle beraber sürekli görevde. Yolculuğun ilk gününde fark ettim ki, fermuarı kapatmış olmama rağmen orta kısmı açık kalmış. Kısa bir anlık panik yaşadım. Yol arkadaşıma üzüldüm bir anda. Sonra fermuarı açıp, sorunun nereden kaynaklandığını anlamaya çalışarak dikkatle yeniden kapattım. İlginç. Sorunsuz biçimde kapandı. Ama sonra aynı şey tekrar oldu. Biriyle konuşurken çantamdan telefonumu çıkarıp fermuarı hemen kapatmıştım. Sohbetin bir noktasında – ki o anda “farkındalık” üzerine konuşuyorduk- baktım, çanta yine açık. Aynı işlemi dikkatle tekrar ettim. Yine sorunsuz kapandı.
Son üç gündür çantayı dikkatle açıyorum ve dikkatle kapatıyorum. Fermuar son noktaya gelene kadar acele etmiyorum ve her bir diş yerine otururken çıkan sesi dikkatle dinliyorum. Hiç sorun yok.
Çantamda Entropi
Entropi Yasası’nı hiç duydunuz mu? Termodinamiğin ikinci yasasıdır kendisi. Şöyle der:
“Evrendeki enerji ve madde doğal olarak düzenli bir durumdan düzensiz, rastgele ve yayılmış bir duruma doğru tek yönlü olarak hareket eder.”
Yere düşüp kıralan bir bardak görebilirsiniz, ama yerden masanın üzerine doğru hareket ederek bir araya gelen bir bardak göremezsiniz. O bardaktaki suya bir damla mürekkep bıraktığınızda, suda nasıl dağıldığını izleyebilirsiniz, ama yeni bir mürekkep damlası yarattığını göremezsiniz.
Şeyler parçalardan oluşur ve her zaman parçalar haline geri dönmeye, bütünleşik halden yeniden çözülmeye meyleder. Canlılar ölür, çözülür. Yapraklar dökülür, yıldızlar söner, gezegenler yok olur. Bunları birbirinden ayıran yegane detay zaman ölçeğidir. Bizim kısıtlanmış algımızla, bazıları geçer gider oluverir, ama bazıları bize sonsuzluk gibi gelir. Kozmik ölçekte batığınızda, bir yıldızın çözülüp yok olmasının da bir insan ömrü gibi bir anda geçip gittiğini görürsünüz. (Diğer taraftan bu, zamanın doğrusal, tek bir çizgi olduğu, geçmiş, şimdi ve geleceğin arka arkaya sıralanarak ilerlediği yanılgısını yaratır)
Ama biz bu çözülmeyi istemeyiz. Sevmeyiz. Görmek, duymak, kabul etmek asla işimize gelmez. Benim bunca yıl emekle geliştirdiğim bu zihin nasıl yok olur gider? Bunca emekle elde ettiğim kariyerim nasıl biriverir? Benim güzel çantamın fermuarı nasıl bozulur? Hiç işime gelmez, bunu istemem tabi ki. O yüzden giderim ya tamir ettiririm ya da yenisini alırım. Ama dur bakalım. Ben ikisini de yapmayı planlamıyorum.
Entropi yine der ki;
Dışarıdan bir müdahale (enerji girişi) olmadığı sürece, yalıtılmış bir sistemdeki düzensizlik her zaman artar. Düzenli bir yapıyı korumak sürekli enerji harcamayı gerektirir.
Odanızı ya da o güzel evinizi kendi haline bırakırsanız, tozlanır, çürür, kırılır dökülür. Her şeyin istediğiniz gibi kalması için sürekli enerji eklenmesi gerekir. Yani sizin emeğiniz gerekir. Ama işin aslı bu sadece kaçınılmaz sonu geciktirir. Çünkü özünde her şey geçicidir.
Harika bir ilişkiniz olabilir. Aşk dört bir yanınızı sarmış olabilir. Ayaklarınız yerden kesilmiş olabilir. Ama entropi onu da düzenden düzensizliğe, sönmeye doğru götürür. Ama dur bir saniye. Aslında sorun yok. Çünkü aynı entropi seni de çözülmeye, yok olmaya doğru götürmektedir. Eğer elindeki kapalı sisteme, sürekli dışarıdan enerji takviyesi yaparsan, emeğinle aşkın, aşk olarak kalmasına yardım edersen, ömrü seninkinden uzun olabilir. Ama eh işte, nihayetinde sen de kapalı bir sistemsiz ve aynısı senin için de geçerli. Ama yine de, şeylerin güzelliği, kalıcı olmalarından değil, aksine geçici ve değişim haline olmalarından gelir.
İnsan enerjisini bir yere aktaracak en kalın, en güçlü kablo dikkattir. Dikkat tam ve orada olduğunda, odaklandığı yere enerjisini çağlayarak aktarırken, geride kalan ucu da beslemeye, tazelemeye devam eder. İki yönlü bir iletişim, iki yönlü bir beslenme sağlar. Akışı yavaşladığında ise, kaynağından beslenerek onu yeniden tazeleyebilirsiniz. O kaynak ise tam da bedeninizdir. Elbette nihai çözülme sürecini tamamlayana kadar.
Bozuk fermuar benden, kendi küçük kapalı sistemine biraz enerji takviyesi yapmamı istedi. Dikkatimi talep etti. Ben de keyifle verdim o dikkati. Karşılında da güzel bir farkındalık pratiği almış oldum. Şimdi kendisini benimle iletişim kurduğu için daha çok seviyorum. Bir noktada ikimizin de çözülme ve başka şeylere karışıp gitme süreci tamamlanacak. Ama o zamana kadar dikkat enerjisiyle bağlanmanın keyfini sürmeye devam edeceğiz.
Çünkü ikimiz de biliyoruz ki, termodinamiğin birinci yasası enerjinin korunumu kanunudur. Evrendeki enerji yok olmaz, sadece bir “şeyden” başka bir “şeye” dönüşür. İkinci yasa olan entropi ise bu enerjinin kalitesini, sürecini, belki de yolculuğunu anlatır.
Geçiciliğimiz güzelliğimizin kaynağıdır.
Oğuzhan Yılmaz
Eylül 2026
Oğuzhan Yılmaz
Boş Ayna Dergi editörü ve yazarı. İda Dojo, Aikido eğitmeni (4.Dan Aikikai)
”Ayna olanı olduğu gibi gösterir. Olmasını istediğin gibi değil.”
