Biz insanlar çoğu zaman olduğumuz gibi görünmeyiz. Bazı insanların gözünde küçük ve eksik görünürken başkaları için büyük ve ilham verici olabiliriz. İnsanları da, olayları da çoğunlukla gerçekte olduklarından farklı algılarız. İçinde olduğumuz durumun gereklerine ya da ihtiyaçlarımıza göre değişir bu algılar.
Hele söz konusu kişi hayatını toplumun iyiliğine adamış bilge bir kişiyse, bir öğretmense tüm hikayesi çeşit çeşit güzelliklerle süslenir. Bir süre sonra o süsler gerçek hikayenin parçaları haline gelir. Bir keresinde Siddhartha Buddha’nın doğumunu anlatan bir hikaye okumuştum. Gerçek olmasını gerektirmeyecek kadar güzeldi. Sonra bizzat deneyimlediğim ve anlatmayı sevdiğim hikayelerimin bazılarının zamanla nasıl değiştiğini ve gerçekte hatırladığım gibi olmadıklarını bu sayfalar sayesinde keşfettim. (Bu konuya ayrıca gireriz)
Bunları neden mi yazıyorum. Çevirisine devam ettiğim Oomoto Tarihi’nin ikinci kısmını aşağıda okuyacaksınız. Kisaburo Ueda ismiyle karşımızdaki kişi, ileride O’Sensei Morihei Ueshiba’nın öğretmeni olacak olan Onisaburo Deguchi aslında. Bu ismi daha sonra alacak. Elbette karşımızda çok güzel hikayeleştirilmiş bir girizgah var. Dolayısıyla gerçekliği elinizde mezurayla değil, satır aralarındaki güzellikle okumanızı tavsiye ederim… devamı gelecek…
Eş-Kurucunun Gelişi
Ushitora-no-Konjin, nihayetinde toplumun yeniden inşasını sağlayacak bir kutsal metin külliyatı oluşturmak için Nao Deguchi’nin yazı fırçasını kullanmaya devam etti. Bu yazılar, kehanetleri, Yüce Varlığın doğasını, insanlığın üstlenmesi gereken rolü, inananlar arasında saflık ve cesaret ihtiyacını, gecikmeye ve kötü güçlerin entrikalarına karşı uyarıları ve çok daha fazlasını içeriyordu. Bu yazılar, Ofudesaki “yazı fırçasının ucundan gelen” olarak adlandırılmaya başlandı. Yazı tarzı kaba, içerik anlaşılması güç, renkli semboller ve belirsiz referanslarla dolu olduğu için, Ofudesaki takipçiler arasında büyük bir kafa karışıklığı ve şaşkınlığa neden oldu.
Yine de, bir kehanet oldukça netti. Doğudan bir adam gelecek ve Nao’nun yazılarının ne anlama geldiğini anlayabilecek ve dünyaya açıklayabilecekti. Buna bağlı olarak, 1898 sonbaharında Nao, kızına ve damadına, Yagi köyünün dışındaki Oi Nehri’nin kıyılarına gitmelerini ve yol kenarında küçük bir çay tezgahı kurmalarını tembih etti. Orada, olabilecek her şeyi beklemeleri gerekiyordu.
Kısa süre sonra, doğudan gelen yolda, yirmili yaşların ortalarında, sıra dışı giyimli genç bir adam geldi, durdu ve bir fincan çay istedi. Nao’nun kızı mesleğinin ne olabileceğini sorduğunda, “Saniwa” (ruh öğretilerini sınıflandıran ve yorumlayan kişi) cevabını verdi.
Bunun gerçekten de bekledikleri kişi olabileceğini hisseden Nao’nun kızı, annesinin bir medyum olduğunu açıkladı. Genç adamı onunla tanışmaya ikna etti ve ona Ofudesaki’den birkaç sayfa gösterdi. Genç adam okumaya başladı, gözle görülür bir şekilde irkildi ve yazarıyla tanışmaya istekli olduğunu ifade etti. Böylece, Oomoto’nun kurucusu ve eş-kurucusu arasındaki tarihî ilk buluşma, sıradan bir tesadüf gibi görünen şeyden vücut buldu.
Söz konusu genç adam, yaşadığı dönemin en sıra dışı ve tartışmalı figürlerinden biri olmaya adaydı ve hali hazırda eksantrik bir dâhinin izlerini taşıyordu. Kisaburo Ueda adıyla, 12 Temmuz 1871’de Anao köyünde (şimdiki Kameoka şehrinin bir parçası) doğmuştu. Erken yaşta üstün zekâ belirtileri göstermişti. Babası, yarı-feodal bir tarım topluluğunda sefaletin eşiğinde yaşayan bir çiftçiydi. Ancak büyükannesi, kendi başına bir şairdi ve bu zeki çocuğun eğitimini üstlenerek onu klasik Japon şiiri çalışmaya yönlendirdi.
Kisaburo Ueda on iki yaşındayken köy okulunda vekil öğretmen oldu. Kendi başına çalışmaya devam edebilmek için bu pozisyondan ayrıldı. Japon klasiklerini doyumsuz bir şekilde okudu ve Çin edebiyatı çalışmak için yerel bir Budist tapınağında gece okuluna devam etti. On yedi yaşındayken edebiyat çevresine şiirler ve yazılar vermeye başlamıştı ve hayatının sonuna kadar yazmaya asla ara vermedi.
Edebi çabalarına paralel olarak, bilime de yoğun ilgi gösterdi ve tarım aletleri icat etmeye başladı. Bunu bırakarak kuzeninin yanında veteriner hekimliğine başladı ve bu konuda on altı ciltlik bir ders kitabını ezberlediği söylenir. Daha sonra, onu tamamen yeni bir yöne iten bir dizi travmatik olay olmasaydı, gençliğinin geri kalanını geçireceği bir mandıra çiftliği kurmuştu.
1897’de Kisaburo’nun babasının ölümü, genç adam için derin bir şok oldu. Babası bilinmeyen bir hastalıktan ölürken, Kisaburo çılgınca bilinen tüm tedavileri denedi ve sonunda çevredeki tapınak ve mabetlerden manevi yardım aradı. Dinî görevlilerin boş konuşmaları ve yardımcı olmayan tavırları onun için acı bir hayal kırıklığı oldu ve yaşadığı dönemin manevi iflası olarak algıladığı şeye yol açtı. Babasının vefatından sonra Kisaburo’nun tutumu tamamen nihilist bir hal aldı. Sıklıkla alkol almaya, yerel ayak takımıyla takılmaya ve köylülerle tartışmaya başladı.
Sonra, 28 Şubat 1898 akşamı, onu acımasızca döven ve öldürmeye niyetli görünen bir yerli haydut çetesi tarafından saldırıya uğradı. Ancak tesadüfen oradan geçen arkadaşları tarafından kurtarıldı. Arkadaşları, neredeyse ölü denebilecek haldeki kurbanı, mandıra çiftliğindeki küçük bir kulübeye sürüklediler. Ertesi sabah annesi ve büyükannesi kulübeye geldi. Büyükannesi, gözleri yaşlı bir şekilde, ruhunun halini düşünmesi ve kendini düzeltmesi için yalvardı.
Kendi ifadesine göre, ne hareket etti ne de konuştu. Ama büyükannesinin sözlerinden derinden etkilendi. Sonunda bilincini kaybetti ve ikinci gece, onu ruh halinde Fuji Dağı’nın zirvesindeki tapınağa götüren, Avrupa kıyafetleri giymiş ilahi bir habercinin yaklaştığını gördüğü bir trans haline girdi.
Ertesi sabah uyandığında, kalktı ve yakındaki Takakuma Dağı’na gitti. Bir mağaraya kapandı ve ne yiyecek ne de su olmadan, dondurucu soğukta derin bir meditasyona daldı. İki gün boyunca, dağın yamaçlarında ürpertici, doğaüstü sesler duyulurken oturdu.
En sonunda bir trans haline girdi ve bunun üzerine ilahi bir elçi göründü. Ruh-bedenini ruhlar dünyasına götürdü, fiziksel bedenini mağaranın girişinde bağdaş kurmuş halde bıraktı. Takip eden günler boyunca, öte dünyanın birçok katmanında gezindi; cehennem ve arafın zorluklarına ve inanılmaz acılarına katlanırken, cennetin tarifsiz hazzının da tadını çıkardı.
Bu yolculuklardaki ilk durağı, kötüler için büyük yargı salonuydu. Burada, yer altı dünyasının kralı, artık görünmez dünya ile fiziksel dünya arasında aracı olacağını ve bu nedenle ruhlar dünyasının gerçekliğini tüm yönleriyle bizzat deneyimlemesi gerektiğini bildirdi. Kendisine bu şekilde verilen aracılık rolünü asla unutmadı ve hayatının geri kalanı, ilahi görevine verdiği önemin bir kanıtı oldu.
Yıllar sonra Kisaburo, bu ruh gezilerinin şaşırtıcı detaylarını kayda geçirdi. Bunlar, seksen bir ciltlik Ruhlar Dünyasından Hikayeler adlı eserinin büyük kısmını oluşturur ve Oomoto’nun ana kutsal metinlerinden birini teşkil eder. Tarihte çilecilerin ruhlar dünyasına yolculukları oldukça sık görülmüştür. Ancak bu kadar kapsamlı ve detaylı bir anlatım nadirdir. Akla Dante ve Swedenborg gelir. Her halükarda, daha yakın zamanlardaki vizyoner içgörüler söz konusu olduğunda, Kisaburo’nun deneyimi benzersiz görünmektedir.
Bu sınavdan tamamen değişmiş bir insan olarak çıktı ve nihayet kariyerinin ilahi bir onayı olduğundan emin olarak, teolojik çalışmalarına yeniden başladı. Bu çalışmalar onu, Inari-ko Mezhebi’nin başı olan Katsutate Nagasawa‘nın yanında çalışmaya yöneltti. Bu büyük Şinto mistiğinin yanında, genç Kisaburo okült güçlerini yeni bir anlayışla kavradı. Başka şeylerin yanı sıra, kendinde felçli uzuvları iyileştirme ve körlere görüşü geri kazandırma da dahil olmak üzere birçok mucizevi şifa gerçekleştirmesini sağlayan psişik iyileştirme gücünü keşfetti.
Ayrıca, insan ruhunu Tanrı’yla birleştiren bir tür Şinto meditasyonu olan chinkon-kishin pratiğinde de ustalaştı. Haziran 1898’de bir tapınakta chinkon pratiği yaparken, uzaktan gelen bir sesin ona, kuzeybatıya, kendisini bekleyen birini bulacağı yere gitmesi gerektiğini söylediğini hissetti.
İşte böyle oldu, bir sonbahar günü, genç bir gezgin Oi Nehri’nin kıyılarındaki bir çay tezgahında durdu ve ilk kez Nao Deguchi’nin Ofudesaki’sinden sayfalar okuduı.
Kaynak: History of Oomoto
Çeviri: Oğuzhan Yılmaz
