Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

İş Bölümü

Uyum sağlayabilmek, belki de en önemli hayatta kalma becerilerinden biridir. İzlediğimiz felaket sonrası filmlerinde kahramanlarımız zor şartlara uyum sağlayarak hayatta kalırlar. Bugün ülkelerin yürüttüğü pek çok uzun vadeli politikanın işe yaramasının sebebi de şartları çok iyi okuyarak en iyi şekilde adapte olabilen yöntemleri kullanmalarıdır. Öyle ki bazen kulağımıza fısıldadıklarını duymayız bile.

Oomoto tarihinin aşağıda okuyacağınız kısmı Onisaburo Deguchi’nin iyi bir ruhsal lider olmaktan öte iyi bir stratejist olduğunu gösteriyor. Belki Morihei Ueshiba’ya öğretmenlik yaparken, çatışmanın içinde nasıl uyum sağlayacağını öğreniyordu. Belki de Aikido, durum ne kadar karanlık olursa olsun, çatışmacı değil barışçıl çözümler bulunabileceği mesajını dünyaya iletmeye hala devam ederken, Deguchi ve Ueshiba’nın yöntemlerinin başarısını kanıtlıyordu.

Oğuzhan Yılmaz

Bölüm III

İş Bölümü

Kisaburo Ueda ve Nao Deguchi 1898 sonbaharında buluştuklarında, kuşkusuz pek çok noktada uzlaşmışlardı. Buna rağmen, Kisaburo kutsal metinlerde kafasını karıştıran birçok şey buldu ve kurucu kadınla Ayabe’de geçirdiği birkaç günden sonra bağlayıcı bir söz vermeden oradan ayrıldı. Ancak Ushitora no Konjin geri çevrilemezdi ve Nao’ya şu tür pasajları dikte etmeyi sürdürdü

“Deguchi ve Ueda’nın her ikisi de dünyayı araştırmak ve düzeltmek üzere görevlendirilecektir. Ushitora no Konjin ile sayısız melek Deguchi ve Ueda’nın içine girecektir.”

Ertesi yıl Nao, Kisaburo’ya bir çağrı gönderdi ve bu çağrı, genç adamın Ayabe’ye taşınarak hareket içindeki yerini almasıyla sonuçlandı. 1900 yılının Yeni Yıl Günü’nde Kisaburo, Nao Deguchi’nin en küçük kızı Sumiko ile evlendi ve sonunda soyadını Deguchi olarak değiştirdi. Nao ona Onisaburo adını verdi. Tarih sahnesine, Japonya tarihinin en etkileyici ve en sıra dışı dinî reformcularından ve siyasal idealistlerinden biri olarak geçecek kişi artık Onisaburo Deguchi idi.

Onisaburo (Kisaburo) ile Nao’nun buluşmasından çok önce, Nao aracılığıyla konuşan ses, örgüt içindeki görevlerini ana hatlarıyla belirtmişti. Nao, doğruluk ve sertliğin ruhu olan Izu Ruhu olarak anılacaktı. Doğadaki unsuru, yukarı doğru alevlenen ateş olacaktı. Bu da vahinin dikey yönünü, yani aşağı olan ile yukarı olan arasındaki iletişimi vurguluyordu. Sembolü ise güneşti.

Onisaburo ise ilahi öğretileri yorumlayıp yayacak olan Mizu Ruhu haline gelecekti. Mizu, erdemli yönetim karşılığında Göğün Buyruğunu alan antik Çin’deki bir imparatora bahşedilen efsanevi küreydi. Doğadaki unsuru, yeryüzünün yüzeyine yayılan su olacaktı. Bu da onun yatay yönünü vurguluyordu. Sembolü ise ay olacaktı.

Nao’nun yazılarına göre, bu iki ruh bir araya geldiğinde büyük çalışmanın temelleri atılacak ve yeni düzen, eskisinin üzerinde ilerlemeye başlayacaktı. Kısaca, Nao ruhsal dünyadan vahiy alacak, Onisaburo ise bu vahiyi yeryüzünde gerçek kılacak olan dinî yapıyı oluşturacaktı. Çalışmanın bu dikey ve yatay yönleri arasındaki işbirliği, Oomoto’da birlik çemberi içindeki bir haç ile simgelenir.

Ancak Onisaburo ilahi buyrukları yorumlamaya ve uygulamaya giriştiğinde, sert bir muhalefetle karşılaştı. Öncelikle, Nao’nun takipçileri içindeki daha fanatik kesimle çatışmaya girdi. Bu kişiler defalarca onu görevden uzaklaştırmaya çalıştı ve sonunda birkaç yıl boyunca onu örgütten çekilmeye zorladılar. Bu ateşli grup, yerel otoriteleri yatıştırmaya yönelik her türlü girişimi küçültücü ve ahlaksızca buluyor, her fırsatta polise açıkça meydan okuyordu.

Buna rağmen Onisaburo, bir tür hükümet onayı olmaksızın tacizden kurtulmalarının ve öğretiyi başkaldıran birkaç çiftçi ve köylüden ibaret dar çevrenin ötesine taşımanın neredeyse imkansız olduğunu çok iyi görüyordu. Ancak kutsal metinlerin açıkça kötü olarak nitelediği bir rejimle, vicdanı rahat bir şekilde nasıl işbirliği arayabilirdi?

Bu ikilemi şu sözlerle dile getirdi:

“Devletin uygulamalarına yönelik eleştirimiz haklıydı. Ancak yalnızca eleştiri yeterli değildi. Özellikle de ülkenin İmparator’a bağlılığı ve her şeye gücü yeten kapitalist sistem göz önünde bulundurulduğunda… Peki ne yapmalıydık? Bu kısıtlamalardan kaçmak için Hindistan’a mı kaçmalıydık? İmkânsız bir hayal!”

Bir yorum bırakın

Destek Ver

Boş Ayna Dergi her zaman ücretsiz ve reklamsız yayın yapmaya devam edecek. Destek vererek varlığımızı sürdürmemize yardım edebilirsiniz.

Destekçi Ol