Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Işıkları Takip Etme

Biliyorsun. Orada olduklarını biliyorsun. Her zaman oradalardı. Bazen güzellikle fısıldadılar sana. Duyduklarından haz aldın. Bazen söyledikleri kemiklerine işledi, içini parçaladı, acıttı; nefret ettin onlardan ve herşeyden. Ama yine de dinledin. Dinlemesen de duydun. Sadece bazen, sessizdiler. Ama sessizlik seni sardığında bile orada olduklarını biliyordun.

O patikaya adımını attığın ilk günden beri seninleydiler. Kendi yolunu çizmeye karar verdiğin o günden itibaren. Hani ormanda iki yol çıkmıştı karşına ve sen az kullanılmış olanı, o güzel patikayı seçmiştin. Çünkü… onu da bilmiyorsun ya aslında. Neyse önemli değil. Belki bir gün neden bu yolu seçtiğini de söylerler sana.

O dar patikanın sana güzellikler sunduğu zamanlar oldu. Yürümek kolaydı. Manzara inanılmazdı. Çevrene baktıkça, gözlerinin arkasında birşeylerin parladığını hisseder gibiydin. Her aldığın nefes yeni bir dünya yaratıyordu sanki. Duyduğun her ses, yeni bir hikaye anlatıyordu sana. Duyularının cümbüşüyle yürüyordun ve bir taraftan da biliyordun; oradaydılar.

O üzerine renkli kuşların konduğu küçük çalının arkasında, o gövdesinin etrafından dönmek zorunda kaldığın kocaman çınarın dallarında, kıyısında dinlendiğin derenin diğer tarafında, hep bir fısıltı vardı. Keyfin o kadar yerindeydi ki, o fısıltıları bile patikanın parçası, eşlikçisi sandın. Kulak verdin. Tatlı sesleriyle sana huzur vermelerine izin verdin. Sen kulak verdikçe daha net duyulur oldular. Her şey ne kadar güzeldi.

Sonra işler bir anda tersine döndü. İlk defa olmuyordu. Daha önce de zorlu parkurlardan geçmiştin. Kolay lokma olmadığını, hemen pes etmeyeceğini biliyordun. Yürümeye devam ettin. Ama bu sefer bir şeyler farklıydı. Ormanın fısıltılarını çok daha güçlü duyuyordun. Onları dinlemeyi öğrenmiştin fark etmeden. Ama bu sefer farklıydı. Mutlu değillerdi. Sana huzur vermek gibi dertleri yoktu. Yardım etmeyeceklerdi. Her seferinde daha acımasız notalar bırakıyorlardı zihnine. Daha yüksek çıkıyordu sesleri. Bazen o çalının arkasından çığlıklar duyuyordun devam etmeye çalışırken. Yere düşen bir demir parçasının tınlaması ya da örse vuran çekiç gibi yırtıyorlardı kulaklarını.

Bazen en karanlık zamanlarda küçük ışıklar yanıyordu ormanın içinde. Yolunu aydınlatan, biraz sakinlik sunan küçük sıcak ışıklar. Acaba rotanı belirlerken kaç kere o ışıkları izleyedin? Kaç kere senin yerine fısıltıların karar vermesine izin verdin? bilmiyorsun tabi ki. Ama merak etme. Yeterince dikkatli dinlersen onu da söylerler belki sana. Belki de duymak istediklerini söylüyorlardır sana ya da sen istediğin gibi anlıyorsundur.

Orada olduklarını hep biliyordun. Her zaman orada olacaklar. Hiç merak ettin mi kim olduklarını ya da sana neden fısıldadıklarını? Hiç kendi yolundan çıkmaya cesaret ettin mi? Gidip o ağacından arkasında ne olduğuna gerçekten bakmak istedin mi? Kendi yansımanı binlerce parçaya bölünmüş bir kristal aynada görmeye cesaretin var mı? Ve arkasından gelecek olan sessizliği göğüslemeye?

Fısıltılar sustuğunda, ne patika ne de yürüyen vardı.

Oğuzhan Yılmaz
Mart 2026

Bir yorum bırakın

Destek Ver

Boş Ayna Dergi her zaman ücretsiz ve reklamsız yayın yapmaya devam edecek. Destek vererek varlığımızı sürdürmemize yardım edebilirsiniz.

Destekçi Ol