Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Kadın Savaşçıların İzinde

Bir müze vitrininin loş ışığında durup, binlerce yıllık bir okun ucuna bakıyorum. O pürüzlü, soğuk metal parçasının bir zamanlar bir yayı geren, bir hedefe odaklanan, nefesini tutan bir ele ait olduğunu hayal ediyorum. Peki ya o el, ders kitaplarının bize hiç bahsetmediği bir kadına aitse?

Bölüm I

Kadın Savaşçıların İzinde

Tarih, büyük savaşların, görkemli kralların ve yıkılmaz denilen şehirlerin hikâyesidir, evet. Ama aynı zamanda, kazılan her toprak katmanının altındaki fısıltıların, unutulmuş mezarlardaki sessiz çığlıkların ve erkeklerin yazdığı parşömenlerin satır aralarına sıkışmış kadınların da hikâyesidir.

Boş Ayna’da “Savaşçı Kadınlar”ın izini sürdüğüm bir yazı dizisine başlıyorum. İşte o fısıltıları dinlemek için çıktığım bu yolculukta bana eşlik etmek ister misiniz? Hafızanın boş bırakılmış aynasına, tarihin unutturduğu yüzleri yeniden yansıtmak için bir niyet bu. 

Ve bu niyetin, benim için çok kişisel bir pusulası var.

Ben, bir bisikletin selesinde dünyayı göçebe ruhuyla gezen, aynı zamanda kökleri Anadolu’nun tam kalbinde, Kırşehir’de göçebe atalara dayanan bir kadınım. Modern dünyanın karmaşasında her gün kendi “hayatta kalma stratejilerini” geliştirmeye çalışan, sıradan bir 21. yüzyıl kadını.

Köklerime, Anadolu coğrafyasının binlerce kültürü ağırlayan, sentezleyen, mayalayan çok dinli, dilli coğrafyasına tarifsiz bir merak duyarım. Bu merak, yakın zamanda akademik bir keşifle birleşti ve beni bu yazıyı yazmaya iten kıvılcımı ateşledi. 24 Ekim’de, değerli hocam Prof. Dr. Aytül Cengiz ile birlikte Yönetim Akademisi Derneği’nin Samsun19 Mayıs Üniversitesi’ndeki 3. Cumhuriyet Kurumları Çalıştayı’nda bir bildiri sunduk. Konumuz, belki de dünyanın ilk kadın örgütlenmesi olan Bacıyan-ı Rum”un (Anadolu Kadınları) izlerini Cumhuriyet’in kurumlarında aramaktı.

İşte o an, Türk kadın tarihinin o en derin katmanlarını araştırırken, binlerce yıllık o “savaşçı kadın” ruhuyla karşılaştım. O ruhun, sadece destanlarda kalmadığını, bir gelenek olarak nasıl da sessizce bize kadar ulaştığını fark ettim.

Anladım ki bu hikâyeler anlatılmalıydı. “Boş Ayna” da bana bu hikâyeleri paylaşabileceğim, o aynaya birlikte bakabileceğimiz alanı açtı.

İlk durağımız, insanlığın en derin, en sisli şafağı: Milattan Önceki binyıllar. Mitlerin gerçekle, kılıcın kemikle iç içe geçtiği o kadim zamanlara gidiyoruz. Amazonların, Hitit kraliçelerinin, Mısır’ın savaşçı firavunlarının ve bozkırın isimsiz atlılarının izini sürerken, hep o kadim soruyu soracağız: “Kadın, neden ve ne zaman eline kılıç aldı?”

Kadın Savaşçıların İzinde Haleplibahçe

Haleplibahçe Mozaikleri, Urfa

I. Efsanenin Gölgesinden Gerçeğin Işığına: Amazonlar

Her şey bir efsaneyle başlar.

Antik Yunan’ın bilge adamları, filozofları, oyun yazarları; Karadeniz’in ötesindeki gizemli topraklardan bahsederken sesleri korku ve hayranlıkla karışırdı. Orada, ata binen, ok atan, kendi kendilerini yöneten ve erkeklere meydan okuyan bir kadın kabilesi yaşardı. Onlara “Amazon” dediler. Homeros, o eşsiz dizelerinde onlardan “erkeklere denk savaşçılar” diye söz etti. Tarihçi Herodotos, bu esrarengiz kadınların İskitlerle karşılaşıp yeni bir soy, savaşçı Sarmatları başlattığını yazdı.

Yüzyıllar boyunca bu hikâyeler, yayı daha iyi gerebilmek ve mızrağı daha rahat kullanabilmek için sağ göğsünü kesen, erkekleri köleleştiren canavarsı kadın masalları olarak küçümsendi. Ne de olsa “tarihin akışına aykırıydı.” Medeni bir erkeğin aklının alamayacağı bir fanteziydi.

Ta ki 20. yüzyılın sonlarında, arkeologlar kazmalarını Güney Rusya ve Kazakistan’ın donmuş topraklarına vurana kadar.

O an, efsane sustu ve toprak konuşmaya başladı.

Pokrovka’daki kurganlarda (antik mezar tepeleri) bulunanlar bir masal değildi. Yanlarında demir kılıçları, sadağında (okluk) tunç ok uçları, ellerinin altında hançerleriyle gömülmüş kadın iskeletleri… Kemiklerinde, savaşta alınmış derin kesikler, iyileşmiş yaralar… Hatta bazılarının vücuduna saplanmış, ölümcül ok uçları…

Bunlar, Yunanların korkuyla anlattığı efsanenin ete kemiğe bürünmüş haliydi. At sırtında bir hayat sürmekten bacak kemikleri eğrilmiş, yayı gere gere omuzları güçlenmiş, halkını savunurken can vermiş kadınlardı. Mit, bozkırın gerçeğinden başkası değildi.

II. Rüzgârın Kızları: Bozkır Neden Kadını Savaşçı Yapar?

Peki neden onlar? Neden Mezopotamya’nın yerleşik düzeninde değil de, Orta Asya’nın uçsuz bucaksız bozkırlarında?

Cevap, rüzgârda, toprakta ve yaşam biçimindeydi.

Göçebe bir kabile için “vatan”, surlarla çevrili bir şehir değil, atların gittiği yerdi. “Ev”, bir çadırdı ve her an sökülüp taşınabilirdi. Böyle bir hayatta, sınırlar belirsiz, tehlike ise her an yanı başınızdaydı. Savunma, sadece erkeklerden oluşan bir ordunun görevi olamazdı; hayatta kalmak, tüm kabilenin ortak sorumluluğuydu.

https://www.theacropolismuseum.gr/

Kadınlar, bu sorumluluğun tam kalbindeydi. Atı evcilleştiren ilk kültürlerden birinde, bir kız çocuğu yürümeyi öğrendiği gibi ata binmeyi de öğrenirdi. Avlanmak, sürüyü korumak, çadırı savunmak… bunlar cinsiyet meselesi değil, bir hayatta kalma becerisiydi. Arkeolog Jeannine Davis-Kimball’ın araştırmaları, bu toplumlardaki mezarların %20’sinden fazlasının silahlı kadınlara ait olduğunu gösteriyor. Bu, her beş kadından birinin savaşçı olduğu anlamına geliyordu.

Onlar kendilerine “Amazon” demiyorlardı belki. Kendi dillerinde isimleri, kendi hikâyeleri, kendi aşkları vardı. Ama bize ulaşan mirasları aynıydı: Özgür, dirençli ve toprağı kadar yabani bir ruh.

III. Tahtın ve Mührün Gücü: Doğu’nun Komutan Kraliçeleri

Bozkır, kadını zorunluluktan savaşçı yaparken, Nil’in ve Fırat’ın bereketli toprakları bambaşka bir kadın gücüne tanıklık etti: Stratejinin, diplomasinin ve ilahi krallığın gücüne.

Burada kılıç, bazen bir asa, bazen bir mühür, bazen de bir firavunun takma sakalı kılığında karşımıza çıkar.

• Mısır’a gidelim. Ülkesi Hyksos işgali altındayken dağılan orduları toplayıp bizzat savaşa liderlik eden Kraliçe Ahhotep’i analım. Zaferden sonra aldığı, Mısır’ın en büyük askeri onuru olan üç altın sinek madalyasının ağırlığını hissedelim.

• Ve elbette, tarihin en cüretkâr kadınlarından Hatşepsut… Gelenekleri yıkıp kendini “Firavun” ilan eden, erkek kıyafetleri giyip törenlerde takma sakal takan bu kadın, sadece bir sembol değildi. Punt diyarına (günümüz Somali/Etiyopya) büyük ticari ve askeri seferler düzenleyerek Mısır’a refah getiren bir komutandı. Onun hikâyesi, gücün sadece kasla değil, zekâ ve iradeyle de kazanıldığının kanıtıdır.

• Anadolu’ya, Hitit İmparatorluğu’na dönelim. Kraliçe Puduhepa‘nın, tarihin ilk büyük yazılı barış antlaşması olan Kadeş’e, Mısır Firavunu II. Ramses’in mührünün yanına kendi mührünü bastığı o anı hayal edelim. Bu, bir kadının imzasının, bir imparatorluğun kaderini belirlediği, savaşları bitiren o eşsiz andı.

Bu kadınlar, savaşın sadece meydanlarda değil, strateji masalarında ve diplomatik koridorlarda da kazanıldığını binlerce yıl önce bizlere gösterdi.

IV. Sessizliğin Ardındaki Yankılar: Afrika ve Tanrıçalar

Bu miras sadece büyük imparatorluklara özgü değildi. Kuzey Afrika çöllerinde, Tuareg halkının “Anamız” dediği efsanevi Kraliçe Tin Hinan’ın mezarı, yanında silahlarıyla bulundu. Belki de bu, kadın liderliğinin ve savaşçılığının kabilelerin kökeninde yatan ne kadar derin bir gelenek olduğunun fısıltısıydı.

Ve elbette, tüm bu dünyevi gücün gökyüzünde bir yansıması vardı. Mezopotamya’da aşk kadar savaşın da tanrıçası olan İştar, Mısır’da düşmanlarını aslan öfkesiyle yok eden Sekhmet, Anadolu’nun hem doğurgan hem de vahşi ana tanrıçası Kybele… Bu tanrıçalar, kadın ruhunun içindeki yaratıcı ve yıkıcı gücün, şefkatin ve öfkenin ilahi bir onayıydı. Onlar, yeryüzündeki savaşçı kadınların taptığı göksel arketiplerdi.

Son Söz Yerine: Aynadaki Eksik Parça

Antik çağın savaşçı kadınları, tarihin bize sunduğu büyük resimdeki eksik parçalardır. Onlar “istisna” değillerdi. Onlar, farklı coğrafyalarda, farklı koşullarda ama aynı dirençle ayağa kalkan kadınlardı.

Onların hikâyesi, bize gücün tek bir tanımı, cesaretin tek bir cinsiyeti olmadığını hatırlatır. Ve bu, sadece geçmişe ait bir hikâye değil.

Bu miras, bugün hala kendi savaşlarını veren, kendi tarihlerini yazan kadınların içinde yaşamaya devam ediyor.

Kadın Savaşçıların İzinde YZ

YZ ile oluşturulmuştur

Yolculuğumuz daha yeni başladı. Bu diziyi yazarken amacım, “Boş Ayna” ismine sadık kalarak, tarihin bize tuttuğu o aynadaki boşlukları doldurmaya çalışmak. Unutturulanları hatırlamak, susturulanlara ses vermek… Belki de savaşçı olmak, her zaman kılıç kuşanmak değildir. Bazen en büyük savaş, unutulanlara karşı verilen hafıza savaşıdır.

Başak Bulut

Daha Fazla Okumak İsteyenler İçin (Kaynakça)

• MayorAdrienne.

  • Orijinal Baskı: The Amazons: Lives and Legends of Warrior Women Across the Ancient World. Princeton University Press, 2014.
    (Amazonlar ve İskitli savaşçı kadınlar konusunda en kapsamlı ve erişilebilir modern kaynak. Bu kitabın şu anda Türkçede doğrulanabilir bir baskısı bulunmamaktadır.)

• Davis-KimballJeannine.

  • Türkçe Baskısı: Savaşçı Kadınlar Amazonlar. Çev. Mert Çağdaş, İleri Yayınları, 2013
    (Kazakistan’daki savaşçı kadın mezarlarını bulan arkeoloğun kendi ağzından, kişisel ve bilimsel bir macera.)

• Tyldesley, Joyce.

  • Orijinal Baskı: Hatchepsut: The Female Pharaoh. Penguin Books, 1998
    (Hatşepsut’un hayatını ve dönemini detaylı bir şekilde anlatan temel bir eser. Bu kitabın da şu anda Türkçede doğrulanabilir bir baskısı bulunmamaktadır.)

• BryceTrevor.

  • Türkçe Baskısı: Hititler: Bir Anadolu İmparatorluğunun Öyküsü. Çev. M. Ali M. Bilgi, Kronik Kitap, 2019.
    (Puduhepa ve Hitit dünyası hakkında derinlemesine bilgi için güncel ve kapsamlı bir akademik kaynak.)

• Gerber, Larissa.

  • Türkçe Baskısı: “Amazonlar: Antik Dünyanın Gerçek Savaşçı Kadınları”. National Geographic Türkiye, Ekim 2020 sayısı.
    (Popüler bilim formatında, en güncel arkeolojik bulguları özetleyen harika bir makale.)

3 Comments

  • Mert
    Yayınlandı 10 Kasım 2025 at 10:03

    Beklenen yazı geldi :)

    • Basak Bulut
      Yayınlandı 10 Kasım 2025 at 20:21

      Açılışı yaptık, yollara düştük, bakalım neler olacak neler, ben de bir kaç makale ve kitap incelemesi koyabilirim konuyla ilgili…

  • Sonay
    Yayınlandı 14 Kasım 2025 at 19:01

    Eli kılıç tutan kadınları, eli kalem tutan kadınların anlatmasına şahit olduğum için çok mutluyum sevgili Başak.. harika bir konu , harika bir anlatım.. seçimini, adımını gönülden kutluyor, devamını bekliyorum.

Bir yorum bırakın

Destek Ver

Boş Ayna Dergi her zaman ücretsiz ve reklamsız yayın yapmaya devam edecek. Destek vererek varlığımızı sürdürmemize yardım edebilirsiniz.

Destekçi Ol