Konfor alanından çıkmak… Son zamanlarda ne kadar sık duyduğumuz bir kalıp oldu bu. Yeni nesil aydınlanma sektörü, hap bilgilerle bizi geliştirmeye başladığından beri, hayatımızda olan biten her şeyin sorumluluğunu tek başına almamız gerekiyor. Buna katılmıyorum diyemem. Ama bilgi, yanında pratikle ilerlemediği sürece, zihinsel bir yükten başka birşeye dönüşmüyor. Zihinsel yükler arttıkça da (ben değerliyim, ben değişebilirim, hayatta ne istersem olabilirim, sadece istemem yeterli, evren gerisini halleder…) konfor alanı bir taraftan havuzlu bir saray yavrusuna dönüşürken, ruhumuzu eskitmeye devam ediyor.
Bir Eğitim Sistemi Olarak Aikido
Kadim zamanlardan beri derin bilgileri, güçlü pratiklerle veren öğretiler, günümüzde giderek yüzeyselleşiyor ve yalnızca bir “deneyim” halini alıyor. Kısa sürelerde yaşanılan ve huzurlu izler bırakan bu deneyimler, çoğu zaman arkalarında sürdürülebilir bir pratik bırakmıyorlar maalesef. Aikido ise bu noktada ilginç bir yerde duruyor. Keza bazen uzun yıllardır Aikido çalışan kişiler bile pratiğin kendisini kaybetmiş ve o konforlu saray yavrusunda kendilerine bir yer bulmuş olabiliyorlar.
Ama şunu tekrar hatırlatmak isterim; bu yazı dizisi, kafa yormak, eleştirmek ve kendini incelemek isteyen Aikidoka’lar için. Böyle bir ruha sahipseniz yanlışlarla yüzleşmek, düşüp kalkmak ve bazen egonuzun sertçe tokatlanması yolunuzun bir parçası olmuş olmalı. O zaman haydi buyrun başlayalım.
Konfor alanı nedir?
Serinin önceki yazılarında Aikido’nun temel teknik yapısının, yani Kihon Waza’nın neden bir konfor alanına dönüştüğünden bahsetmiştim. Aynı zamanda neden böyle bir teknik alt yapıya ihtiyaç duyduğumuza da değinmiştim. Şimdi bunları biraz daha açabiliriz. Ama önce konfor alanı dediğimiz şey nedir, anlayalım.
Konfor alanı kavramı, kökleri hücrelerimizin derinliklerine kaydedilmiş olan bir hayatta kalma mekanizmasıdır. Bir zayıflık ya da bir tembellik hiç değildir. Felsefi bir konu olmaktan uzaktır, aksine biyolojik ve nörolojik bir tasarruf mekanizmasıdır.
Yeni ve belirsiz bir durumla karşılaştığımızda, mesela yeni bir teknik. öğrenirken, beynin kaptan köşkü olan prefrontal korteks bolca enerji yakar ve kaptan bu durumdan hiç haz etmez. Hemen dümeni başka yere kırıp, size Aikido’yu bıraktırabilir mesela.
O kısmı atlatır da derslere devam ederseniz, kaptanla anlaşmanın bir yolunu bulabilirsiniz. Keza siz bir hareketi binlerce kez tekrarladığınızda, bu bilgi prefrontal korteksten çıkıp, geminin alt katlarında çalışan işçilere, Bazal Gangliyonlar adı verilen otopilot merkezine aktarılır. Bu da kaptanın işine gelir tabi, artık o eylem için minimum enerji harcanır.
İşte konfor alanı dediğimiz şey tam da oradadır. Geminin gizli alt katlarında, kaptandan hiçbir emir almaya ihtiyaç duymayan bir tayfa, “biz bunu zaten biliyoruz, enerji harcamaya gerek yok” diyerek çalışır ve kendilerine küçük patikalar açarlar. Sonra tekrar devam ettikçe o patikalar, beyninizin nöral otobanlarına dönüşürler. İşte konfor alanınız, gıcır gıcır 5 şeritli otobanlarıyla karşınızda.
Bundan binlerce sene önce, avcı toplayıcı olarak yaşadığımız dönemde, her an sayısız tehlikeyle karşı karşıyaydık. Avlanmamız gerekiyordu ama aynı zamanda avdık. Dolayısıyla sürekli hareket halinde ve dikkatli olmak zorundaydık. Böyle düşününce beynin enerji tasarrufu yapan bir sisteme sahip olması çok mantıklı. Bu bir hayatta kalma meselesi. Keza her şeyin sürekli değiştiği bir ortamda, önemli becerileri hızla öğrenmemiz gerekir. O zamanlar için buna konfor alanı demek pek mantıklı olmaz elbette.
Ama günümüzde işler çok değişti elbette. Artık av da değiliz, avcı da. Dolayısıyla, hareket etmenin ve öğrenmenin birbirine bağlı ve hayati bir beceri olduğunu unutarak yaşama lüksümüz var. İşte bu yüzden beynin nöral otobanları bazı ulaşımları kolaylaştırırken, beyinde parklara, yeşil alanlara hiç yer kalmıyor ve artık yeni şeyler yetişemiyor.
Kaptanın Nörolojisi
Konuya nörolojik açıdan baktığımızda beyin için her belirsizlik “ölümcül bir tehlike” anlamına gelir. İlk kuşak sınavınızda, eğitmenlerin karşısına çıktığınızda beyninizde bu ölümcül tehlike sinyali yanar.
Alarm merkezi olan amigdala tetiklenir. Sempatik sinir sistemi devreye girer ve kortizol ve adrenalin pompalamaya başlar. Zavallı beyin bunu bir öğrenme fırsatı olarak değil, gerçek bir tehdit ve stres kaynağı olarak algılar. Normal olarak da kaptan bu sularda yüzmek istemez tabi. Güvenli konfor alanına dönmek ister.
O güvenli alanda fazla zaman geçirdiğinizdeyse, zamanla beynin yeni nöral bağlar kurma becerisi olan nöroplastisite yavaşlamaya ve esnekliğini kaybetmeye başlar. Bununla beraber stres töleransı düşer. Ufak bir belirsizlik ve kontrol kaybı, şiddetli tepkilere yol açmaya başlar. Özetle sizi güvende tutmaya çalışan konfor alanı, zamanla nörolojik bir hapishaneye dönüşürüz.
Ama bir iyi haberim var. Son yıllarda yapılan çalışmalar gösteriyor ki, beyin her yaşta kendini yeniden yazma becerisini yenileyebiliyor. Nöroplastisite, sadece zorlanma ve belirsizlik anlarında salgılanan nörokimyasallarla tetikleniyor ve bunu yapmaya her zaman başlayabilirsiniz. Yani yaşlanmış bile olsanız, beyniniz yeniden başlamaya hazır.
Aikido’nun Konfor Alanı
Peki Aikido dünyasında neler oluyor? Temel teknik. nasıl bizi bu tuzağa düşürüyor. Öncelikle şunu anlamamız gerek. Temel teknik yani Kihon Waza, Aikido değil. İriminage’yi ya da Kotegashi’yi iyi yapabiliyor olmanız Aikido yaptığınız anlamına gelmez. Bu teknikler ve bildiğiniz tüm teknikler sadece bir egzersiz türünün parçalarıdır. Bu egzersizi yaparak, yani Kihon Waza’yı kullanarak, önceki yazılarda bahsettiğim diğer çalışma yöntemlerini geliştirmeniz gerekir.
Ama yine de Kihon Waza, yolculuğumuzun ilk ve en hayati durağıdır. Açıları, mesafeyi, zamanlamayı ve beden mekaniğini burada öğreniriz. Sayısız tekrarla zihnimizde yeni patikalar oluşturmaya başlarız. Başlangıç bu yüzden zordur. Dikenli çalıları temizleyerek yeni bir patika açmaya çalışırsınız. Ama gide gele o patika bir otobana dönüşür ve artık enerji harcamamıza gerek kalmaz. İşte bu durum kişide bir ustalaşma hissi yaratır. Ama bu ustalık Kihon Waza’nın doğasında olan ve fark etmeden sığındığımız öngörülebilirlik ve mutlak iş birliği ile gölgelenir.
Beden her şeyi ezbere yapar, uke kusursuzca yuvarlanır ve teknik dışarıdan mükemmel görünür. Ancak bu durum bir süre sonra tehlikeli bir illüzyona dönüşür. Kişi, Henka Waza (değişim/varyasyon) veya Kaeshi Waza (kontra teknikler) gibi belirsizlik içeren, kontrolün kaybedilebileceği üst seviyelere geçmek istemez. Çünkü bu yeni alanlarda hata yapma, tekniği bitirememe ve yetersiz görünme riski vardır.
Böylece Kihon Waza, bir sonraki aşamaya geçmek için tırmanılan bir “basamak” olmaktan çıkar; içine sığınılan, dış dünyadaki kaos ve sürprizlerden koruyan konforlu bir saray yavrusu haline gelir. Siz de Hiroshi İkeda Sensei’nin dediği gibi, ilkokulun profesörü olursunuz. Ama sarayda yaşamaya devam ederseniz. Çevrenizde hayranlarınız vardır, birileri sizi dinler, hakamanızı katlar, saygı gösterir. Temel tekniğe takılı kalmak, aslında öğrenmeyi durdurmak pahasına bu “yetkinlik hissini” koruma çabasıdır.
Siz bunun neresindesiniz?
Hiç farkında bile olmadan yıllardır dojoda konfor alanınızı güçlendiriyor ve yeni bir şey öğrenmeden zihninizi ağırlaştırıyor olabilirsiniz. Biliyorum şu an bunun böyle olmadığına dair yüzlerce açıklama geçiyor aklınızdan. Ama dikkat, bu geminin çok başarılı bir kaptanı var ve tayfaya istediği şeyi düşündürebiliyor.
Şu sorulara kendiniz için cevap verin bakalım.
- Aikido’nun ne olduğuna dair kafanızda net bir cevap var mı? Herhangi bir durumda “ama bu Aikido değil” gibi bir cümle kurdunuz mu?
- En son ne zaman Aikido dersinden mutsuz ya da başarısız bir hisle çıktınız?
- En son ne zaman minderde sinirlendiniz, gerildiniz ya da kendinizi baskı altında hissettiniz?
- Derslere yeni biri başladığında hemen gidip onunla çalışır mısınız? Yeni başlayanlarla çalışmayı seviyor musunuz? Neden?
- Kendi dojonuzun dışında seminerlere katılır mısınız? Tanımadığınız insanlarla çalışır mısınız? (Dikkat: Bunu yapmanızın Aikido’ya ya da Budo kurallarına karşı gelmek olduğunu söyleyen bir eğitmeniniz varsa derhal oradan uzaklaşın.)
- Yeni başlayan biriyle çalıştığınızda, hakamalı ve deneyimli bir senpai gibi, şuradan tutacaksın, böyle yapacaksın diye anlatıyor musunuz? Yoksa o anlayabildiği kadarıyla tekniği uygulamaya çalışırken, Kihon Waza kurallarına uygun biçimde uke olup sessizce düşüp kalkıyor musunuz? Sıra size geldiğinde de aynı şekilde sessizce, tekniğinizi nasıl adapte edeceğinizi inceliyor musunuz? Yoksa yeni başlayan kişiye ne zaman düşmesi gerektiğini mi söylüyorsunuz?
- Derslerde en çok kimlerle çalışıyorsunuz? Sürekli çalışmaktan zevk aldığınız, sizinle aynı seviyede insanlar var mı?
- Çalışırken teknik üzerine ne kadar konuşuyorsunuz?
- Bir kaç yıl önce yaptığınız Aikido ile, şimdi yaptığınız Aikido arasında ne fark var? Ne değişti? Son bir kaç yılda kendinize ne kattınız? Hangi fikir üzerinde çalıştınız ? Hareket tarzınızda ne değişti?
Bu araştırmanın sonucunu size bırakıyorum. Kendini inceleyebiliyor olmak her Aikidoka’nın olmazsa olmaz bir özelliği olmalı bence ve bu özellikle sahip olunan değil, geliştirilen bir beceri. Sadece son bir notum var. Her dersten kan ter içinde çıkıyor olmanız, iyi bir kardiyo yaptığınız anlamına gelir, sağlıklıdır, bedeniniz için harikadır. Ama ilerlediğiniz ve öğrendiğiniz anlamına gelmez.
Henüz bitmedi. Merak etmeyin, böyle söylene söylene gitmeyeceğim. Bu yazının devamında konfor alanından nasıl çıkılacağına bakacağız. Felsefe yapmadan, beynimizin neye ihtiyaç duyduğuna nörolojik açıdan bakacağız ve bunu Aikido derslerine nasıl adapte edebileceğimizi inceleyeceğiz.
Oğuzhan Yılmaz
Ağustos 2026
Oğuzhan Yılmaz
Boş Ayna Dergi editörü ve yazarı. İda Dojo, Aikido eğitmeni (4.Dan Aikikai)
”Ayna olanı olduğu gibi gösterir. Olmasını istediğin gibi değil.”

1 Comment
Mert
Dünyada ve Türkiye’de tüm Aikidokaların üzerinde düşünmesi gereken bir yazı. Okumamış olanlara serinin tamamınını okumaları tavsiye edilir