Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Oomoto’nun Kökeni

Aikido dojolarının çoğunun web sitesinde -benim içinde olduğum ekol de dahil- Aikido’nun ve Ueshiba Sensei’nin geçmişine dair benzer anlatımlar bulursunuz. Çoğunun ortak olduğu noktalardan biri Ueshiba Sensei’nin babasını kaybettikten sonra inzivaya çekildiği ve orada bir aydınlanma deneyimi yaşayarak Aikido’nun barışçıl felsefesiyle ortaya çıktığıdır. Buna benzer başka ortaklaşılan noktalar da vardır. Sadeleştirilen ve özellikle ezoterik detaylarından arındırılan bu hikâyeleri biraz kurcalamaya başladığınızda karşınıza bambaşka bir dünya çıkar.

İşte Oomoto inancı, tarikatı ya da dini, o bambaşka dünyanın kilometre taşlarından biridir. Ueshiba Sensei anlatıldığı gibi bir anda bu bilgiyle ortaya çıkmamış. Oomoto inancının lideri olan Onisaburo Deguchi’nin öğrencisi olmayı kabul etmiş ve kendi yeteneklerini Oomoto’nun barışçıl felsefesiyle donatarak, bugün bizim Aikido felsefesi diye andığımız her şeyin temelini atmış. Yani özetle Aikido’nun köklerinde Oomoto’nun büyük bir yeri var. O’Sensei ünvanının “büyük üstat” anlamına gelmesi ve Oomoto’un da “büyük kaynak” anlamına gelmesi tesadüf müdür acaba?

Bu elbette çok boyutlu bir hikâye. Daha önce “Aikido’nun kökleri: Oomoto ve Ueshiba” ve “Morihei Ueshiba ve Onisaburo Deguchi” başlıklı yazılarla bir küçük girizgah yapmıştık. Şimdi bu konuya daha derinden bakmak için Oomoto dosyasını açıyoruz. İşe elbette -Morihei Ueshiba isminin de sıklıkla geçtiği- Oomoto resmî web sitesindeki Oomoto tarihini çevirisini yaparak başlıyoruz. Daha sonra ülkemizde Oomoto üzerine yapılan araştırmalarla devam edeceğiz. (Şaşırtıcı ama var.)

Yazı oldukça uzun olduğu için birkaç bölüm halinde yayınlayacağız. Merak eden zihinlere keyifli okumalar dilerim.
Oğuzhan Yılmaz

Bölüm I

Oomoto'nun Kökeni

Oomoto, yani “Büyük Köken” veya “Büyük Kaynak”, kurucusu Nao Deguchi‘nin 1892 yılının Ay Takvimi’ne göre Yeni Yıl gününde bir dizi vizyonun ilkini görmesiyle bir din ve manevi hareket olarak ortaya çıktı. Takip eden yıl kurucu Kutsal Yazılar’ın ilk sayfalarını kaleme aldı. Açılış paragrafından birkaç cümle, Oomoto’nun kutsal misyonu hakkında en net fikri verebilir:

“Daha Büyük Dünya, kışın sonunda erik çiçekleri gibi çiçeklenecek. Ben, Ushitorano-Konjin, nihayet hükmetmek için geldim… Bilin ki şimdiki dünya bir canavarlar dünyasıdır; güçlünün zayıfı yediği, şeytanın işidir. Eyvahlar olsun, ey canavarlar dünyası! Kötülük sizi öyle bir esaret altında tutuyor ki, gözleriniz onun kötülüğünü görmüyor – gerçekten karanlık bir çağ. Bu şekilde devam edilirse, toplum yakında uyum ve düzenin son izlerini de kaybedecek. Bu nedenle, İlahi Gücün bir tezahürüyle, Daha Büyük Dünya yeniden inşa edilecek ve tamamen yeni bir şeye dönüşecek. Eski dünya, gelecek tüm çağlar boyunca barışın hüküm süreceği Cennet Krallığı’na dönüşebilmek için titiz bir arınmadan geçecek. Barış Çağı’na hazırlanın! Ey insanoğulları, kendinizi hazırlayın! Çünkü Tanrı’nın sözü asla başarısız olmaz…”

Canavarlar dünyasına gelince, Nao Deguchi bu dünyanın haksızlıklarını inanılmaz bir derecede yaşamıştı. Kyoto’nun kuzeybatısındaki bir dağ köyünde fakir bir marangozun kızı olarak dünyaya gelen Nao, çocukluğunu Tokugawa rejiminin çöküşünü belirleyen kargaşa ve acıların ortasında geçirdi. Kıtlık, yüksek vergiler ve baskı hüküm sürüyordu ve kırsal nüfusun durumu son derece zordu.

Nao okuma yazma bilmeden büyüdü. Ebeveynleri tarafından dadı ve hizmetçi kız olarak başka evlere verildi. Sonunda Deguchi ailesine evlatlık olarak alındı ve aynı aileye evlatlık verilen başka biriyle evliliği ayarlandı. Bu evlilikten on bir çocuk doğurdu. Üçü doğumundan kısa süre sonra öldü. Kocası tamir ettiği bir çatıdan düştü ve üç yıl boyunca felç olduktan sonra öldü. Çocukları ve hasta kocasını geçindirmek için Nao en adi işleri yapmak zorunda kaldı. Bir ara çöp toplayıcısı oldu. Felaket üstüne felaket geldi. Kalan sekiz çocuktan biri intihara teşebbüs etti ve sonrasında bir daha görünmemek üzere ortadan kayboldu. En büyük ve ikinci kızları doğum humması (lohusa ateşi) nedeniyle delirdi.

Tüm bunların içinde Nao, kibar, cesur ve tatlı huylu olarak kaldı. Derin bir inanç sahibi olan Nao, her gün evindeki sunağın önünde ayinler gerçekleştirirdi. Varlığını takip eden felaketler yetmiyormuş gibi, kendisini en katı türden manevi cezalara çarptırdı. Sonra, elli altı yaşındayken, tüm o ezici yoksulluk ve aile talihsizliği içinde, hayatı o beklenmedik dönüşü karşısına çıkardı.

Her şey Yeni Yıl gününde gelen bir vizyonla başladı. Nao kendini parıldayan salonlar ve tapınaklardan oluşan bir göksel aleme taşınmış buldu. Bu kutsal binalar arasında dolaştıktan sonra, onu baş ruhun, Büyük Tanrı’nın huzuruna çıkaran bir melekle karşılaştı. Tanrı ona sevecen yaşlı bir adam şeklinde göründü. Tahtından indi, ona yaklaştı ve uzun bir süre gözlerinin derinliklerine baktı. Sonra, görünüşe göre memnun kalarak, tahtına döndü.

Sonraki günlerde birkaç vizyon daha gerçekleşti. En sonunda, ilahi duygularla sarsıldığını hissettiği ve varlığını ele geçirenin kim olduğunu bilmek istediği bir zaman geldi. Midesinin derinliklerinden vahşi kükremeler patlak verdi ve sonunda korkunç bir ses, kendisinin Ushitora-no-Konjin olduğunu ve dünyanın bu karanlık halini yeni bir toplum düzenine dönüştürmek için geldiğini bildirdi.

Sorumluluk karşısında dehşete düşen Nao, başta rolünü kabul etmeyi reddetti. Ama bu otoriter varlık kalmaya gelmişti ve sonunda Nao pes etti. Böylece Ushitora-no-Konjin’in medyumu olarak Nao Deguchi’nin kariyeri, 1918’deki ölümüne kadar yirmi altı yıl boyunca devam etti.

Ancak işler başlangıçta sorunsuz gitmedi. Nao’nun ailesi ve yerel köylüler, tövbe etmeye ve yeni yolu hazırlamaya çağıran bu korkunç sesin ortaya çıkışı karşısında ürktüler. Sonunda, yerel polisle yaşanan bir sorundan sonra, Nao’nun ailesi onu odasına kilitledi. Bu okuma yazma bilmeyen köylü kadın bir çivi aldı ve odasının duvarlarına kaba bir fonetik yazı kazımaya başladı. Yazdıklarını okumaktan tamamen acizdi ama yazısının mucizesi etrafındakileri o kadar etkiledi ki, bu tuhaf tezahürleri daha ciddiye almaya başladılar ve köylüler yavaş yavaş onu dinlemeye başladılar.

Nao’ya kağıt ve yazı fırçası verildikten sonra, Ushitora-no-Konjin, Nao’nun ölümüne kadar neredeyse yüz bin sayfaya ulaşan muazzam bir yazı külliyatını dökmeye başladı. Metinler kehanetler ve uyarılarla doluydu. Genellikle kristal berraklığında, bazen kafa karıştırıcı ve gizemliydi. Ama genel eğilim asla şüpheli değildi. İnsanların kalpleri ve oluşturdukları toplum tamamen yenilenmeliydi. Kyoto’nun kuzeybatısındaki dağlık kırsal bölgede, Ayabe’de Nao’nun etrafında toplanan grup ise hareketin öncü gücü olmalıydı. Nao aracılığıyla konuşan ses, dünyada ne olacaksa önce küçük ölçekte Oomoto’da olacağında ısrar etti. Oomoto, insanlığın kaderinin paradigması, örneği olacaktı.

Bir yorum bırakın

Destek Ver

Boş Ayna Dergi her zaman ücretsiz ve reklamsız yayın yapmaya devam edecek. Destek vererek varlığımızı sürdürmemize yardım edebilirsiniz.

Destekçi Ol