Seminer Aynası -1-

Geçtiğimiz hafta harika bir Aikido seminerini geride bıraktık. Gaza gelmiş bir Aikidoka’nın zihniyle harikaydı demiyorum. Bunun için geçerli sebeplerim var. Önce size bunlardan bahsedeceğim. Keza bir Aikido seminerine katılmanın neden çok kıymetli olabileceğini bilin istiyorum. Arkasından her zamankinden farklı bir şey yapacağım. Bu kez niyetim bir eleştiri yazısı yazmak. Umarım alınmazsınız ve yorumlarınızı katarak bunu bir beyin fırtınası haline getirirsiniz.

Öncelikle kısa bir özet geçeyim. Benim de bir parçası olduğum İstanbul Aikikai organizasyonu olarak, bir zamanlar yılda iki tane uluslararası seminer düzenliyorduk. Bu seminerlerin bir tanesi mutlaka Hiroshi İkeda Shihan ile oluyordu. Diğerinde ise çoğunlukla M.Saotome Shihan’ın üst düzey öğrencilerini misafir ediyorduk. Ülkenin ekonomik durumu ve paramızın değeri bildiğimiz hallere düştüğünden beri, bu seminerleri organize etmek oldukça zorlaşmıştı. (2017 Yılında düzenlenen seminerin yazısına buradan ulaşabilirsiniz.) Ama nihayet bu sene yeniden H.İkeda Shihan’ı misafir etme şansımız oldu. En başta bu yüzden harika bir seminerdi. Yeniden birbirinden değerli eğitmenler ve bir çok ülkeden, hiç tanımadığımız insanlarla Aikido’yu deneyimlemek, farklı fikirlerle, farklı bedenlerle bağ kurmak kurak kalmış toprağa verilmiş su gibiydi.

Seminerin bir diğer parlayan özelliğinin altını çizebilmem için size önce kadrodan bahsetmem lazım. Bu seminer yıllardır devam eden Aikido Köprü ve Dostluk seminerlerinin bir parçasıydı. Sahne aslında 8.Dan sahibi Hiroshi İkeda Shihan’a aitti. Ama elbette yanında bir yıldızlar geçidi vardı. Yine M.Saotome Shihan’ın öğrencisi ve 50 yıldan uzun süredir minderde olan Jim Alvarez Sensei (6.Dan Aikikai), neredeyse her seminerimize katılan ve pürüpak Budo anlayışıyla her seferinden iz bırakan İsao Yoshikawa Sensei (6.Dan Aikikai), ilk defa Singapur’dan ziyaretimize gelen ve tekniğin inceliklerini ortaya döken Philip Lee Sensei (7.Dan Aikikai) ve elbette İstanbul Aikikai’nin kurucusu, bu sınır tanımayan Aikido bağının mimari ve 26 yıldır hocam olan Ayhan Kaya Sensei (6.Dan Aikikai). Özetle kamizanın önü, 1996 Chicago Bulls kadrosu gibiydi. ( Kimi MJ yapacağımı biliyorum, ama kimi DR yapacağımı bilemediğim için kadroyu dizmiyorum.)

Seminer Sensei

Soldan sağa: İsao Yoshikawa, Phillip Lee, Hiroshi İkeda, Ayhan Kaya, Jim Alvarez

Peki bu insanlar nasıl bir araya geldiler? İşte seminer en büyük mesajı bence buydu. İkeda Shihan hariç hiçbiri ders vermek için burada değillerdi. Hiçbiri seminere katılmaları için davet edilmediler. Hiçbiri “ben 7.Dan’ım, söyleyim, böyleyim, geleyim de ben de ders vereyim” demediler ya da seminer afişinde yer almayı talep etmediler. Sadece İkeda Shihan’ın dersine katılmak için iletişim kurdular. Elbette böyle üst düzey eğitmenler sadece katılımcı olmak istediğinde, gelmişken bir iki ders vermelerini istemek, ortak aklın hikmetidir. İstanbul Aikikai misafirlerini en iyi şekilde ağırladı, misafirler de minderde yılların birikimini bizimle paylaştı.

 Köprü ve Dostluk Semineri isminin hakkını tam olarak veren bir deneyimdi. Bu kadar yüksek dereceli eğitmenin, hiçbir ego belirtisi göstermeden, minderde herkese çalışmaya dikkat etmeleri başlı başına bir dersti. İkeda Shihan tekniği açıklamayı bitirdiği anda, partnerimi bulmak için kafamı çevirdiğimde Yoshikawa Sensei ile göz göze gelip çalışmaya başladık ve ben bie 6.Dan sahibinin bir kelime bile etmeden sadece “uke” olarak neler öğretebileceğine şahit oldum. Philip Sensei ukelerini minderin bir ucundan diğerine uçurduktan sonra, yine çalışacak birini ararken, arkamdan omzuma bir el dokundu ve Alvarez Sensei ile kozlarımı paylaşmak durumunda kaldım. Elimden geleni yaptım ve evet, sonuç çok eğlenceliydi. Ayhan Sensei teknik göstermeye başladığında, yerli yabancı, uke olmayan hiç kimse kalmadı sanırım. Hepimizin tozu alınmış oldu. Minderde sanırım 100’e yakın katılımcı vardı ve bu 4 eğitmen, hemen herkese dokunmak, herkesle çalışmak için özel bir çaba harcadılar.

Seminer

Seminerin ana konusu, elbette İkeda Sensei’nin uzmanlık alanı olan temas anında dengeyi bozma (Kuzushi) ve bağlantı kurma (Musubi) becerileri oldu. Temel tekniğin boş kabını doldurarak, onu bir sanata dönüştüren bu prensipler üzerinde 3 gün boyunca çalıştık. Birbirimizde öğrendiklerimiz ve bazen başarılı bazen elimize ayağımıza dolanan denemelerimiz bir kenara, ustalaşmış uygulayıcıların neler yapabildiğini görmek damağımızda ayrı bir tat bıraktı. Önce fikre gerçekten inanmak ve sonra gereken sabrı göstererek çalışmak gerekiyordu. Keza aslında ne kadar kolay olabileceğini hepimiz bir kez daha görmüş olduk. Elbette o pek de eğlenceli olmayan yolu geride bıraktıktan sonra.

Yazının başında bunun bir eleştiri yazısı olacağını söylemiştim. Ama buraya kadar öyle olmadı. Okumama süresini uzatmamak adına, zihnimde takılı kalan kıymıkları sonraki yazıya saklıyorum. Kılıçlarımızı bileyelim ve bir iki gün sonra tekrar burada buluşalım.

Oğuzhan Yılmaz
Eylül 2026

2 Comments

  • Basak Bulut
    Yayınlandı 17 Eylül 2026 at 21:40

    Söylemeden edemeyeceğim, yahu ne güzel yazıyorsun sensei hemen devamı gelsin lütfen , bayıldım ve aşırı merakta kaldım ❤️

Bir yorum bırakın