Seminer Aynası -2-

Önceki yazıda aynayı seminere tutumuştum ve bir Aikido seminerinin neden harika bir deneyim olabileceğini anlatmaya çalışmıştım. Emin olun anlatabildiklerim, gerçeğin sadece küçük bir kısmı olmaktan öteye geçemiyor ve benim kişisel süzgeçimden geçerek size ulaşıyor. Buddha’nın dediği gibi, “Ehipassiko”; gel kendin gör, kendin deneyimle…

Şimdi sıra aynanın arkasında, karanlıkta kalanlara geldi. Gözüme çarpan, kulağımı tırmalayan, zihnime kıymık olan bir kaç detayı paylaşacağım sizinle. Asıl niyetim ise, samuray kostümlerimizi bir süreliğine kenara bırakıp, aynada kendimizi görmemize ve kişisel rotalarımızı yeniden gözden geçirebilmemize vesile olabilmek.

1. Gözlem: Siyah Kuşaklar ve Hakamalar

Fotoğraftan da göreceğiniz üzere seviye epey yüksekti. Neredeyse herkes siyah kuşak ve hakama sahibiydi. Çok keyifli bir çalışma ortamıydı. Ama diğer taraftan da peynir ekmek gibi hakama ve siyah kuşak dağıttığımızın bir göstergesiydi.

Elbette biliyorum, siyah kuşak ya da hakamanın, sanatın geçmişinde çok da büyük bir anlamı olmadığını. Ueshiba Sensei zamanında herkes hakama giyerdi ve dojoda çeşit çeşit hakama vardı. 

Seminer

Siyah kuşaksa pantolonunuz düşmemesini sağlamaktan başka işe yaramazdı. Ama şimdi durum değişti. Özellikle biz Japon olmayanlar, ödülü düşünmeden sürece odaklanmayı başaramayanlar, arada basamaklara, sistemlere, ödüllere ihtiyaç duyanlar için.

Benim siyah kuşak ve hakama sahibi bir Aikidoka’dan beklentim özetle şudur. Evet bu bir ustalık belirtisi değildir. Ama kişi Aikido temel tekniğinin gerektirdiği fiziksel özelliklere sahip olmalı. Yani akıcı ve rahat hareket edebilmeli. Ne zaman ukemi yapacağını, ne zaman kendini atıp havalarda dönmenin gereksiz olduğunu ayırt edebilmeli. Bağlamı, yani çalışılan fikri anlayabilmeli. Nasıl güçlü bir tutuş yapacağını, nasıl vuracağını, ayaklarını nasıl kullanacağını öğrenmiş olmalı. Kihon Waza’ya hakim olmalı. Ah be güzel kardeşim, siyah kuşağa kadar kimse sana dizlerini biraz kırarsan daha rahat hareket edebileceğini söylemedi mi?

İrimi’nin, Tenkanı’nın nasıl yapılacağını, hangi adımın nerede kullanılabileceğini ya da atak çizgisinden çekilmesi gerektiğini bilmeyen siyah kuşaklarla çalıştım. Hatta bir tanesi bana, biz teknik girişlerini pek çalışmıyoruz, o yüzden bilmiyorum diye açıklama yaptı.

Shomenuchi gibi vuruşlarla başlayan teknikleri çalışırken, defalarca karşımdaki kişiye “şu an nereye vuruyorsun? diye sormak zorunda kaldım. Keza tam iki kaşımın ortasında patlaması gereken vuruş, sağımdan solumdan geçip gidiyor ya da başımın üstünden, arkamdaki başka birine nişan alıyordu. Dostum, bana yapılmayan bir saldırıyı, nereye nasıl yönlendireyim ben? Sen zaten almış başını gidiyorsun. Beyaz kuşak olsan tamam, anlayacağım. Ama hakamanla kamizanın karşısında samuray gibi oturuyorsun. O gür sesinle “Hai Sensei” diye kükrüyorsun. Ama ama… neyse…
(Belki de seminerde öyle bir aydınlandım ki, hiç kıpırdamadan, düşünce gücümle insanları savuruyorum, ama bundan haberim yok.)

Seminer Grup
2. Gözlem: Kovanın altındaki delik

İkeda Sensei’nin dersleri, teması hissetmek ve odaklanmak üzerin kurulu. Keza dengeyi bozmak için herhangi bir tekniği değil, dikkatin odaklanmış gücünü kullanıyor. Dolayısıyla işin ustası değilseniz, partneriniz bileğinizi sıkıca kavrarken, odaklanmanız, gevşemeniz ve dikkatiniz kullanarak denemeniz gerekiyor. Partnerinizin de aynı şeyi yaparak aranızdaki bağa odaklanması gerekiyor. Ama o sırada karşınızdaki siyah kuşak muhabbetçiler ekolünden geliyor ve “Kaçıncı dansın? Hangi dojodan geldin? İstanbul’dan mısın?” sorularını arka arkaya sıralıyorsa iş biraz değişiyor. Bu muhabbetçilerin dışında bir de açıklamacılar var. O kadar iyi niyetliler ki hemen açıklamaya, nasıl yapacağınızı anlatmaya başlıyorlar. Ortak özellikleri ise şu: söyledikleri şeyi aynen yaparsanız ( ya da yapıyormuş gibi yaparsanız) anında dengelerini kaybedip yere yapışıyorlar ve sonra kalkıp sizi tebrik ediyorlar. İşte bu! Harika oldu!

Gerçekçiler grubunu da unutmamak gerek. Onları her yerde, minderin her köşesinde, her seminerde bulabilirsiniz. Bu siyah kuşak sahibi ustalarımız, gösterilen tekniğin gerçekçi olmadığını ve o şekilde uygulanamayacağını hemen tesbit ederler. Onlar da çok iyi insanlardır. Hemen arkasından partnerlerine yardımcı olurlar: “Bu 7.Dan tekniği böyle gösterdi ama, o öyle çalışmaz. O yüzden sen bunu böyle yap” Bu sayede bizi kandırmaya çalışan 7.Dan’ların tuzağına düşmemizi engellerler.

Tüm bunların arkasında iyi niyetin olduğunun farkındayım. Ama bilirsiniz, cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşelidir. Budo çalışıyorsanız iyi niyet, bazen karşınızdaki yerden yere vurmak, bazen de sessizliğinizi koruyarak çaresizlik içinde yalnız bırakmak olabiliyor. Bu sayede komutları uygulamak yerine, yöntemleri deneyimleyerek öğreniriz. Söylediğin şey sen yapınca işe yarıyor olabilir. Ama benim için doğru olmayabilir ya da ben henüz o basamağa gelmemiş olabilirim. O zaman verilen bilgi, hayatında ilk defa spor yapan birine, evet şimdi tek seferde 100 şınav çekeceksin demek gibi olur. Yapamıyor musun? O zaman başarısızsın.

Kovanın altında delik olduğu sürece, ne kadar su alırsanız alın boşalıp gidecektir. O kova beynimizse, altındaki delik ağzımızdır. Kovayı doldurmak istiyorsanız önce deliği tıkamalısınız.

3. Gözlem: Ne işim var burada benim

Muhabbetçiler, açıklamacılar ve gerçekçilerin dışında her seminerde görebileceğiniz bir başka ekip daha var. Onları yüzlerindeki heyecansız, meraksız ifadeden hemen tanırsınız. Çoğunlukla ya sayıyı arttırmak için hakama ve siyah kuşak verilip seminere gelmişlerdir ya da yeni bir deneyime ihtiyaç duymayacak kadar usta olduklarını için sadece fotoğraf karesinde yer almak için oradalardır. Dikkatleri ve beden dilleri onları hemen ele verir. Ama onlar da çok iyi insanlardır.

Bence ben de iyi bir insanım. O yüzden -mış gibi yapmak yerine, olduğu gibi görmek ve paylaşmak istiyorum. Zaman zaman kendimi yukarıda anlattığım ekiplerden birinde bulduğum oldu. Bazen oturup kendime ben niye bunu yapıyorum, neden burdayım, gerçekten odağım nerede diye sorduğum zamanlar oldu. Kendime uke, kendime nage oldum zaman zaman ve ne kadar acımasız olursam, o kadar işe yaradı bu haller.

Önerim şudur. Kendinizi gözlemleyin. Ne zaman, hangi tavrı gösteriyorsunuz? Mesela bir teknik size saçma geliyorsa, öyle şey olmaz demeden önce, acaba ben bu saçma tekniği, bu saçma şekilde yapabilecek mobiliteye ya da kondisyona sahip miyim diye bir sorun. Belki en saçma teknikten bile kendinize katacağınız bir şeyler bulabilirsiniz.

Oğuzhan Yılmaz
Eylül 2026

1 Comment

  • Mert
    Yayınlandı 20 Eylül 2026 at 13:02

    Cesurca ve içeriden yapılan tespitler çok değerli. Gelişim için, başta kendimiz olmak üzere her şeye ve herkese eleştirel ve gerçekçi bakabilmeliyiz. Seminerdeki hakamalıların sınıflandırılması çok orijinal fikir ve çok doğru tespit, her seminerde kisiler degisir tiplemeler şaşmaz

Bir yorum bırakın