Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Sevgi Ne Değildir – Bölüm 2- 

İki genç adam yakınlardaki kasabadan gelmişti. Gülümseyerek ama oldukça utangaç bir şekilde geldiler, tavırları tereddütlü bir şekilde saygılıydı. Oturur oturmaz utangaçlıklarını unuttular ve biri, “Bir soru sorabilir miyim, efendim?” diye sordu.

Yazının birinci bölümü burada.

Tabii ki.

“Sevgi nedir? Sevginin ne olması gerektiğine dair o kadar çok fikir var ki, hepsi oldukça kafa karıştırıcı.”

Ne tür fikirler?

“Sevginin tutkulu ya da şehvetli olmaması gerektiği; kişinin komşusunu kendisi gibi sevmesi gerektiği; kişinin anne ve babasını sevmesi gerektiği; sevginin Tanrı’nın kişisel olmayan sevgisi olması gerektiği. Herkes kendi fantezisine göre bir görüş bildirir.”

Başkalarının görüşleri dışında, siz ne düşünüyorsunuz? Sizin de sevgi hakkında fikirleriniz var mı?

“İnsanın hissettiklerini kelimelere dökmesi zor,” diye yanıtladı ikincisi. ‘Bence sevgi evrensel olmalı; insan önyargısız bir şekilde herkesi sevmeli. Sevgiyi yok eden önyargıdır; bariyerler yaratan ve insanları bölen sınıf bilincidir. Kutsal kitaplar birbirimizi sevmemiz ve sevgimizde kişisel ya da sınırlı olmamamız gerektiğini söyler, ancak bazen bunu çok zor buluruz.”

“Tanrı’yı sevmek her şeyi sevmektir,’ diye ekledi ilki. ‘Sadece ilahi aşk vardır; gerisi bedenseldir, kişiseldir. Bu fiziksel aşk ilahi aşkı engeller ve ilahi aşk olmadan diğer tüm aşk takas ve değiş tokuştur. Sevgi duyum değildir. Cinsel duygular kontrol edilmeli, disipline edilmelidir; işte bu yüzden doğum kontrolüne karşıyım. Fiziksel tutku yıkıcıdır; Tanrı’ya giden yol iffetten geçer.”

Daha ileri gitmeden önce, sizce de tüm bu görüşlerin herhangi bir geçerliliği olup olmadığını öğrenmemiz gerekmez mi? Bir görüş diğeri kadar iyi değil midir? Kimin sahip olduğundan bağımsız olarak, görüş bir önyargı biçimi, kişinin mizacının, deneyimlerinin ve yetiştirilme tarzının yarattığı bir önyargı değil midir?

Fotoğraf: Jimmy Chan / https://www.pexels.com/photo/sun-over-the-cyclone-fence-949557/

Sevgi hakkında neden fikirlerimiz, düşüncelerimiz ve çıkarımlarımız olduğunu anlayın.

“Bir görüşe sahip olmanın yanlış olduğunu düşünüyor musunuz?” diye sordu ikincisi.

Bunun yanlış ya da doğru olduğunu söylemek sadece başka bir görüş olur, öyle değil mi? Ancak kişi fikirlerin nasıl oluştuğunu gözlemlemeye ve anlamaya başlarsa, belki o zaman fikrin, yargının, anlaşmanın gerçek önemini algılayabilir. Düşünce bir etkinin sonucudur, öyle değil mi? Düşünceleriniz ve fikirleriniz yetiştirilme şekliniz tarafından belirlenir. Özel koşullanmanızın ahlaki kalıbına göre, ‘Bu doğru, bu yanlış’ dersiniz. Şu an için tüm etkilerin ötesinde neyin doğru olduğu ya da böyle bir gerçeğin var olup olmadığı ile ilgilenmiyoruz. İster kolektif ister kişisel olsun, görüşlerin, inançların, iddiaların önemini görmeye çalışıyoruz. Görüş, inanç, anlaşma ya da anlaşmazlık, kişinin dar ya da geniş geçmişine göre verilen yanıtlardır. Öyle değil mi?

“Evet, ama bu yanlış mı?”

Yine, doğru ya da yanlış olduğunu söylerseniz, hala görüşler alanındasınız demektir. Gerçek bir görüş meselesi değildir; bir gerçek anlaşmaya veya inanca bağlı değildir. Siz ve ben bu nesneyi saat olarak adlandırmakta hemfikir olabiliriz, ancak başka herhangi bir isimle yine de neyse o olacaktır. İnancınız ya da görüşünüz, içinde yaşadığınız toplum tarafından size verilmiş olan bir şeydir. Buna karşı isyan ederken, bir tepki olarak, farklı bir görüş, başka bir inanç oluşturabilirsiniz; ama hala aynı seviyedesiniz, değil mi?

“Üzgünüm ama ne demek istediğinizi anlamıyorum,” diye yanıtladı ikincisi.

Sevgi hakkında belli fikirleriniz ve görüşleriniz var, değil mi?

“Evet.”

Bunları nasıl elde ettiniz?

“Azizlerin ve büyük din öğretmenlerinin sevgi hakkında söylediklerini okudum ve üzerinde düşündükten sonra kendi sonuçlarımı oluşturdum.
Bunlar sizin hoşlandıklarınız ve hoşlanmadıklarınız tarafından şekillendiriliyor, değil mi? Başkalarının sevgi hakkında söylediklerini beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz ve kendi tercihinize göre hangi ifadenin doğru, hangisinin yanlış olduğuna karar verirsiniz.

 

“Doğru olduğunu düşündüğüm şeyi seçerim.”

Seçiminiz neye dayanıyor?

“Kendi bilgime ve muhakeme yeteneğime.”

Bilgi derken neyi kastediyorsunuz? Size çelme takmaya ya da köşeye sıkıştırmaya çalışmıyorum ama birlikte neden sevgi hakkında fikirlerimiz, düşüncelerimiz ve çıkarımlarımız olduğunu anlamaya çalışıyoruz. Bunu bir kez anlarsak, konunun çok daha derinlerine inebiliriz. Peki, bilgi derken neyi kastediyorsunuz?


“Bilgi derken kutsal kitapların öğretilerinden öğrendiklerimi kastediyorum.”

“Bilgi aynı zamanda modern bilimin tekniklerini ve eski çağlardan günümüze kadar insanoğlunun topladığı tüm bilgileri de kapsar” diye ekledi diğeri.

Yani bilgi bir birikim sürecidir, öyle değil mi? Hafızanın geliştirilmesidir. Bilim insanları, müzisyenler, akademisyenler, mühendisler olarak biriktirdiğimiz bilgi, bizi hayatın çeşitli bölümlerinde teknik hale getirir. Bir köprü inşa etmemiz gerektiğinde, mühendisler gibi düşünürüz ve bu bilgi geleneğin bir parçasıdır, tüm düşüncelerimizi etkileyen arka planın veya koşullanmanın bir parçasıdır. Köprü inşa etme kapasitesini de içeren yaşam, ayrı, kısmi bir faaliyet değil, bütünsel bir eylemdir; yine de yaşam ve sevgi hakkındaki düşüncelerimiz görüşler, sonuçlar ve gelenek tarafından şekillendirilir. Sevginin yalnızca fiziksel olduğunu ve ilahi sevginin saçmalıktan ibaret olduğunu savunan bir kültürde yetişmiş olsaydınız, aynı şekilde size öğretilenleri tekrar ederdiniz, değil mi?

“Her zaman değil,” diye yanıtladı ikincisi. “Nadir olduğunu kabul ediyorum ama bazılarımız isyan ediyor ve kendimiz için düşünüyoruz.”

Düşünce yerleşik düzene isyan edebilir, ancak bu isyan genellikle başka bir düzenin sonucudur; zihin hala bilgi ve gelenek sürecine takılıdır. Bu tıpkı bir hapishanenin duvarları içinde daha fazla kolaylık, daha iyi yemek ve benzeri şeyler için isyan etmeye benzer. Dolayısıyla zihniniz fikirler, gelenekler, bilgi ve sevgi hakkındaki fikirleriniz tarafından koşullandırılır ve bunlar da belirli bir şekilde hareket etmenizi sağlar. Bu çok açık, değil mi?

“Evet efendim, bu yeterince açık,” diye yanıtladı ilki. “Peki o zaman sevgi nedir?”

Eğer bir tanım istiyorsanız herhangi bir sözlüğe bakabilirsiniz, ancak sevgiyi tanımlayan sözcükler sevgi değildir. Yalnızca sevginin ne olduğuna dair bir açıklama aramak, koşullanmalarınıza göre kabul ya da reddedilen sözcüklere ve görüşlere takılıp kalmak demektir.

“Sevginin ne olduğunu sorgulamayı imkânsız hale getirmiyor musunuz?” diye sordu ikincisi.

Bir dizi kanaat veya sonuç aracılığıyla sorgulamak mümkün mü? Doğru bir şekilde sorgulamak için düşüncenin sonuçlardan, bilgi ve geleneğin güvenliğinden kurtulması gerekir. Zihin kendini bir dizi sonuçtan kurtarabilir ve bir başkasını oluşturabilir; bu da yine eskisinin sadece değiştirilmiş bir devamıdır. Şimdi, düşüncenin kendisi bir sonuçtan diğerine, bir etkiden diğerine doğru bir hareket değil midir? Ne demek istediğimi anlıyor musunuz?

“Anladığımdan hiç emin değilim,” dedi birincisi. “Hiç anlamıyorum,” dedi ikincisi.

Belki ilerledikçe siz de anlayacaksınız. Şöyle sorayım: düşünmek bir sorgulama aracı mıdır? Düşünmek sevginin ne olduğunu anlamaya yardımcı olur mu?
“Düşünmeme izin verilmezse sevginin ne olduğunu nasıl öğrenebilirim?” diye sordu ikincisi oldukça sert bir şekilde.

Lütfen biraz daha sabırlı olun. Sevgi hakkında düşündünüz, değil mi?

“Evet. Arkadaşım ve ben bu konuda çok düşündük.”

Sevgi hakkında düşündüğünüzü söylerken ne demek istediğinizi sorabilir miyim?

“Bu konuda okudum, arkadaşlarımla tartıştım ve kendi sonuçlarımı çıkardım.”

Sevginin ne olduğunu bulmanıza yardımcı oldu mu? Okudunuz, birbirinizle fikir alışverişinde bulundunuz ve sevgi hakkında belirli sonuçlara vardınız, bunların hepsine düşünme denir. Sevginin ne olduğunu olumlu ya da olumsuz bir şekilde tanımladınız, bazen daha önce öğrendiklerinize eklemeler yaptınız, bazen de onlardan çıkarımlar yaptınız. Öyle değil mi?

“Evet, tam olarak yaptığımız şey buydu ve düşünmemiz zihnimizi berraklaştırmaya yardımcı oldu.”

Öyle mi oldu? Yoksa bir görüşe giderek daha fazla mı bağlandınız? Açıklığa kavuşturma dediğiniz şey, kesin bir sözlü ya da entelektüel sonuca varma sürecidir.

“Bu doğru; kafamız eskisi kadar karışık değil.”

Başka bir deyişle, sevgi hakkındaki bu öğretiler ve çelişkili görüşler karmaşasında bir ya da iki fikir net bir şekilde öne çıkmaktadır. Öyle değil mi?

“Evet, sevginin ne olduğu sorusunun üzerinden ne kadar çok geçtiysek, o kadar netleşti.”

Netleşen şey sevgi mi, yoksa sizin onun hakkında ne düşündüğünüz mü? Bu konuyu biraz daha açalım, olur mu? Belli bir ustaca mekanizmaya saat denir çünkü hepimiz bu kelimeyi o şeyi belirtmek için kullanmayı kabul etmişizdir ama saat kelimesinin mekanizmanın kendisi olmadığı açıktır. Benzer şekilde, hepimizin sevgi olarak adlandırmakta mutabık kaldığı bir duygu ya da durum vardır, ancak bu kelime gerçek duygunun kendisi değildir. Ve sevgi kelimesi pek çok farklı anlama gelir. Bir zaman onu cinsel bir duyguyu tanımlamak için kullanırsınız, başka bir zaman ilahi ya da kişisel olmayan aşktan söz edersiniz ya da sevginin ne olması ya da olmaması gerektiğini ileri sürersiniz vs.

“Sözünüzü kesebilir miyim efendim, tüm bu duygular aynı şeyin değişik biçimleri olabilir mi?” diye sordu ilki.

“Sevginin bir şey gibi göründüğü anlar var, ama diğer anlarda oldukça farklı bir şey gibi görünüyor. Her şey çok kafa karıştırıcı. İnsan nerede olduğunu bilemiyor.”

İşte bu kadar. Sevgiden emin olmak, onu elimizden kaçırmamak için sabitlemek isteriz. Bir sonuca varırız, onun hakkında anlaşmalar yaparız. Onu özel anlamları olan çeşitli isimlerle adlandırırız. “Aşkım” hakkında konuşuruz, tıpkı “malım”, “ailem” ya da “erdemim” hakkında konuştuğumuz gibi ve onu güvenli bir şekilde kilit altına almayı umarız, böylece başka şeylere dönebilir ve onlardan da emin olabiliriz. Ama bir şekilde hiç beklemediğimiz bir anda elimizden kayıp gidiyor.

“Bütün bunları tam olarak anlayamadım,” dedi ikincisi, oldukça şaşkın bir şekilde.”

 

Gördüğümüz gibi, hissin kendisi kitapların onun hakkında söylediklerinden farklıdır; his tanım değildir, kelime değildir. Bu kadar açık, değil mi? Şimdi, hissi kelimeden ve ne olması ya da olmaması gerektiğine dair önyargılarınızdan ayırabilir misiniz?

“Ayrı derken neyi kastediyorsunuz?” diye sordu birincisi.

Bir duygu ve bu duyguyu onaylayan ya da onaylamayan bir şekilde tanımlayan sözcük ya da sözcükler vardır. Duyguyu sözel tanımından ayırabilir misiniz? Bu saat gibi nesnel bir şeyi onu tanımlayan kelimeden ayırmak nispeten kolaydır, ancak duygunun kendisini tüm imalarıyla birlikte sevgi kelimesinden ayırmak çok daha zordur ve büyük bir dikkat gerektirir.

“Bunun ne yararı olacak?” diye sordu ikincisi.

Bir şey yapmanın karşılığında her zaman bir sonuç elde etmek isteriz. Sonuç arayışının bir başka biçimi olan bu sonuç arzusu anlamayı engeller. “Bu duyguyu sevgi kelimesinden ayırırsam bana ne faydası olacak?” diye sorduğunuzda bir sonuç düşünüyorsunuzdur, dolayısıyla bu duygunun ne olduğunu gerçekten sorgulamıyorsunuzdur.

“Öğrenmek istiyorum, ama aynı zamanda duyguyu kelimeden ayırmanın sonucunun ne olacağını da bilmek istiyorum. Bu tamamen doğal değil mi?”

Sevdiğinizde her şey yoluna girecektir. Sevginin kendi eylemi vardır.
Belki, ama anlamak istiyorsanız dikkatinizi vermeniz gerekecek ve zihninizin bir kısmı sonuçlarla, diğer kısmı ise anlamakla ilgilendiğinde dikkat diye bir şey kalmaz. Bu şekilde ikisini de elde edemezsiniz ve böylece giderek daha fazla kafanız karışır, acı çeker ve mutsuz olursunuz. Hafıza ve onun tüm tepkileri olan kelimeyi duygudan ayırmazsak, o kelime duyguyu yok eder ve o zaman kelime veya hafıza ateşsiz kül olur. İkinize de olan bu değil mi? Kendinizi kelimelerden ve spekülasyonlardan oluşan bir ağa öylesine kaptırdınız ki, derin ve hayati öneme sahip tek şey olan hissin kendisi kayboldu.

“Ne demek istediğini anlamaya başlıyorum,” dedi ilki yavaşça. “Biz basit değiliz; kendimiz için bir şey keşfetmeyiz, sadece bize söyleneni tekrarlarız. İsyan ettiğimizde bile yeni sonuçlar çıkarıyoruz ve bu sonuçların yine yıkılması gerekiyor. Sevginin ne olduğunu gerçekten bilmiyoruz, sadece onun hakkında fikirlerimiz var. Bu kadar mı?”

Sizce de öyle değil mi? Elbette, sevgiyi, gerçeği, Tanrı’yı bilmek için onunla ilgili hiçbir görüş, hiçbir inanç, hiçbir spekülasyon olmamalıdır. Eğer bir gerçek hakkında bir fikriniz varsa, gerçek değil fikir önemli hale gelir. Eğer gerçeğin doğruluğunu ya da yanlışlığını bilmek istiyorsanız, o zaman sözün içinde, aklın içinde yaşamamalısınız. Gerçek hakkında çok fazla bilgi ve malumata sahip olabilirsiniz ama gerçek tamamen farklıdır. Kitabı, açıklamayı, geleneği, otoriteyi bir kenara bırakın ve kendinizi keşfetme yolculuğuna çıkın. Sevin ve sevginin ne olduğu ya da ne olması gerektiğine dair görüş ve fikirlere kapılmayın. Sevdiğinizde, her şey doğru gelecektir. Sevginin kendi eylemi vardır. Sevin ve bunun kutsamalarını bileceksiniz. Size sevginin ne olduğunu ve ne olmadığını söyleyen otoriteden uzak durun. Hiçbir otorite bilmez; bilen de söyleyemez. Sevgi ve anlayış vardır.

Yazının birinci bölümü burada.

Krishnamurti’nin YAŞAM ÜZERİNE YORUMLAR 3 Kitabından
Devamı yakında!
Kaynak: Krishnamurti Derneği
Çeviri: Yağmur Kutlar / 20 Şubat 2024

 

Bir yorum bırakın

Total
0
Share