Nesillerdir insanlara ilham olmuş, haklarında tonlarca yazı ve makale yazılmış bir grup için üzerimize düşen onları Boş Ayna’da ağırlamak olabilirdi. Bu yazı, Boş Ayna’nın perspektifinden, The Beatles’ı dört ayrı şekilde ele alacak: Birincisi, dövüş sanatlarına The Beatles’ı nereden dahil edebiliriz. İkincisi, grup üyelerinin içsel yolculukları ve meditasyon hikâyesi. Üçüncüsü The Beatles ve Japonya’daki Nippon Budokan ilişkisi ve son olarak da John Lennon’un Judo deneyimi.
Herhalde dünya üzerinde The Beatles’ı duymamış bir insan evladı yoktur. Kendileri, tartışmasız, gelmiş geçmiş en başarılı müzik grubudur. Modern müzik üzerindeki etkileri yadsınamaz.
On yıldan kısa bir zaman dilimi içine, popüler müzik alanında dünyanın neredeyse bütün “en”lerini ve bütün “ilk”lerini sığdırmış, akla gelebilecek tüm rekorları kırmış, dolayısıyla da üzerine söylenmemiş tek kelime kalmamış, bir ‘fenomen’ grup için ne söylenebilir?
The Beatles size dövüş sanatlarında başarı hakkında ne öğretebilir?

The Beatles müthiş bir başarı kazanmadan ve dünya müzik sahnesine bomba gibi düşmeden önce, uzun yıllar boyunca çalıştı ve zorlu bir yoldan geçti.
1960-63 yılları arasında Hamburg’da çaldılar. Bu yıllar hiç öyle gösterişli veya ihtişamlı değildi. Hamburg’un en karanlık kulüplerinde, aylar boyu günde 8 – 12 saat çalıştılar. Bu sürede yaklaşık 10.000 saat çaldıkları tahmin ediliyor.
John Lennon, The Beatles dağıldıktan sonra yaptığı bir röportajda, grubun Hamburg’da bulunan Indra adlı striptiz kulübündeki performanslarından söz ederken şunları söylüyor:
“Bütün gece çalıyor olmanın getirdiği deneyimle daha da iyiye gittik ve öz güvenimiz arttı. Yabancı olmamız onların da işine geliyordu. Daha da çok çalışmamız, işe yüreğimizi ve ruhumuzu katmamız, kendimizi aşmamız gerekiyordu. Liverpool’da sadece birer saatlik çalışmalarımız olmuştu ve orada sadece en iyi parçalarımızı, her seferinde aynı şeyleri çalardık. Hamburg’da sekiz saat müzik yapmak zorundaydık; bu nedenle gerçekten yeni bir yol bulmamız gerekti.”
Tahmin edebileceğiniz gibi aynı şarkıları tekrar tekrar çalmak çok monoton bir hal alabilir. The Beatles, bu işi kolaylaştırmak için başka müzik türlerini keşfetmeye başladı. Binlerce saat, farklı müzik türlerini çalmak becerilerini çok geliştirdi ve onları tamamen farklı bir noktaya taşıdı.
Peki tüm bunların dövüş sanatlarıyla ne alakası var?
İster müzikte, ister dövüş sanatlarında, ister yemek pişirmede veya yazı yazmada, aklınıza gelebilecek her türlü işte temel bileşenler aslında aynı.
Pratik Yapmak, Süreklilik, Sıkı Çalışma ve Sabır
Bunların her birine biraz daha derinlemesine bakalım.
- Pratik
Pratik yapmak önemlidir, evet. Ancak nasıl pratik yaptığınız da aynı derecede önemlidir ve başarıya giden yolda büyük bir etkiye sahiptir.
The Beatles Hamburg’da saatlerce çalarken, sadece nota çalmıyordu. Müzik yapıyorlardı ve her performansın mükemmel olması gerekiyordu.
Dövüş sanatlarını uygularken de yapılacak şey, pratik yapmanın ötesinde, bu işe odaklanmak ve tekrar ede ede mükemmel hale getirmek olabilir. Hareketleri özümsemek, doğal ve içgüdüsel hale getirmek amaçlanır.
- Süreklilik
Süreklilik, herhangi bir işte başarının anahtarıdır denilebilir. İyi bir antrenman, ne yapacağınızı ve nasıl yapacağınızı size öğretir. Sürekli bir çalışma ise bunu sizin bir parçanız haline getirir.
Malcolm Gladwell, Outliers kitabında, “bir alanda uzmanlaşmak için 10.000 saat pratik gereklidir.” der. Yani uzmanlaşmak için ilerlemek istediğiniz alana vakit ayırmak, süreklilik sağlamak şarttır.
- Sıkı Çalışma
Saatlerce çalmak zor bir iştir. Vücut yorulur. Zihin yorulur. Yaptığınız işi ne kadar çok seviyor olsanız da bir miktar can sıkıntısı da olur. Ancak başarılı olmak istiyorsanız sıkı çalışma ve hedefe odaklanma gerekir.
The Beatles’ın da dediği gibi “Zor bir gündü ve köpek gibi çalışıyordum…”
Elbette Aikido ve diğer dövüş sanatları eğitimlerinde de iniş çıkışlar olacak. Bu yüzden her derste tüm gayreti vermek, deyim yerindeyse “bu işe asılmak” güzel sonuçlar getirir.
- Sabır
Başarıya ulaşmanın hızlı bir yolu yoktur. Aksini söyleyenler yalan söylüyordur. Başarıya ulaşmak zaman alır. The Beatles bile bunu uzun bir sürede başardı; güzel sonuçlar ancak tutarlı ve sıkı çalışmayla elde edilebilir.
The Beatles da pes etmeyi düşündü, ancak yola devam etti ve imkânsızı başardı.
Ruhani Arayışlar: Maharishi ve Meditasyon Kampı Hikâyesi

The Beatles, Hamburg çalışmalarından sonra dünyayı kasıp kavurdu ve 1956-1966 yılları arasında yaptıkları turnelerden sonra, “bireyler olarak ayrı kimlikler aramalarının zamanı geldiğini hissediyorlardı.”
George bu sıralarda iyice Hint müziğine gömülmüş, Hinduizm üzerine de bilgi sahibi olmuştu. Maharishi’yle ilk temas kuran oydu. Eşiyle Hindistan’a yaptıkları seyahatte Ravi Shankar ve sitarla tanışmış, Ravi’nin ruhani gurusu Tat Baba‘yla temas kurmuş ve ondan Karma yasalarını öğrenmişti. “‘Bir Yogi’nin Otobiyografisi’ni okumak ruhsal açıdan daha önce yaşadığım her şeyden, uyuşturuculardan bile daha tatmin ediciydi.” diyordu. Eşi Pattie’ye bir arkadaşı transandantal meditasyondan bahseder ve bu sayede bir konuşmaya katılır, hareket hakkında bütün yayınları okur ve o yaz Bangor’da gerçekleşecek konferansı böyle öğrenir.
The Beatles grubu ve Mick Jagger, Hint guru Maharishi’nin önderliğinde on günlük manevi rejenerasyon hareketi konferansına katılmak için 1968’te Hindistan’a Rishikesh’e gider. Burada grubun en verimli evrelerini geçirirler ve 48 adet şarkı bestelerler.
Gruptan kendini meditasyona en çok adayan Harrison ve Lennon olur. Hatta John Lennon, beş gün boyunca bir odadan çıkmadan meditasyon yaptığını ve durmadan şarkı yazdığını anlatır. Harrison ise meditasyonun hayatında büyük bir etki yarattığını, hatta meditasyonun zihnini uyuşturucudan bile daha fazla etkilediğini ve meditasyonun Tanrı ile bir iletişim aracı olduğunu belirtir. Ringo Starr ise alerji dolayısıyla sıkıntı yaşar ve 10 gün sonra kamptan ayrılır. Paul McCartney ise gurunun ciddiyetini ve sürekli yapılan meditasyonları bir okul gibi sıkıcı görür ve Ringo Starr’dan bir hafta sonra oradan ayrılır.
Daha sonra Maharishi’yle ilgili çıkan haberler dolayısıyla bu deneyimin onlar için bir hata olduğunu söylerler fakat bireysel olarak kendi zihinlerini, kendi evlerini, kendi düzenlerini bir şekle koymaya başladıkları bir dönemi simgelemesi açısından önem taşır.
The Beatles ile Nippon Budokan arasındaki ilişki

The Beatles ile Japonya’da dövüş sanatları için kutsal bir stadyum olan Nippon Budokan arasında bir bağ vardır. The Beatles 1966’da Japonya’ya gider ve beş kez sahne alır. Nippon Budokan’da ilk kez bir rock müzik grubu sahne alıyordur.
Nippon Budokan, Japon dövüş sanatları (judo, kendo, kyudo, sumo, karate-do, aikido, Shorinji kempo, naginata, jukendo ve kobudo) alanında eğitim ve müsabakalar için kullanılan bir mekândı. Ayrıca dans, bando ve baton çevirme yarışmaları için de kullanılıyordu.
“Budokan” terimi “Japon dövüş sanatları için kutsal mekân” demekti ve bu anlam ilk kurulduğu zamanlarda çok daha güçlüydü. Bu yüzden The Beatles 1966’da konser verdiğinde, Budokan’ın yöneticisi Matsutaro Shoriki ve eleştirmenler de dahil olmak üzere birçok kişi buna itiraz etti. Bunun Japon dövüş sanatları kültürüne bir saygısızlık olduğunu söylediler.
Ancak The Beatles’ın konserinden sonra, Japonya’da müzik etkinlikleri için kutsal bir yer olarak tanındı. Birçok müzisyenin hayallerini süsleyen bir sahne haline geldi
John Lennon ve Yoko Ono’nun Judo Dojo Ziyareti
1977’de Lennon, Yoko Ono ve çiftin oğulları Sean ile New York’ta yaşıyordu. The Beatles dağılmıştı. Lennon, müzik sahnesinden uzaktı, oğlunu büyütüyor, evinde sakin bir yaşam sürüyordu.
Japonya’ya yaptığı ziyaretlerden birinde Lennon, karısına, Japon kültürünü anlamak ve deneyimlemek için Judo’yu denemek istediğini söylemişti. Bu ziyaretlerden birinde bir Judo dojo’sunu ziyaret etti. Fakat bu, özel bir ziyaret olduğu için kamuoyuna duyurulmadı.
Dojo’ya götürüldüğünde, Lennon Judo kıyafetlerini denemek istedi. “Judogi“yi iç çamaşırlarının üzerine giydi. Buna izin verilmediğini söylediklerinde hiç tereddüt etmeden soyundu ve çıplak vücudu üzerine beyaz kıyafetini giydi.

İlk kez Judo deniyor olmasına rağmen, siyah kuşak taktı ve dojo’da yaklaşık 30 kişi onu izledi.
Judo’da, herkes “seiza” tarzında oturur ve eğilerek selam verir. Lennon da dizlerinin üzerine oturdu ve “Zarei” (oturarak selamlama) yaptı, ancak diğerleriyle senkronize değildi. Sağ elinin işaret parmağını kaldırıp bir kez daha denemek istediğini söyledi.
Lennon, herkes aynı anda yapana kadar beş veya daha fazla kez aynı hareketi tekrar etti. Daha sonra ellerini birbirine paralel olarak tatami’ye koydu ve başını eğerek selam verdi. 90 dakikalık antrenmanı ayakta izledi, ortalarında bir yerde bir ortaokul öğrencisiyle “randori” tekniğini uyguladı. Daha sonra zarei’nin güzelliğinden etkilendiğini ve Judo’nun ne kadar harika olduğunu söyleyecekti.
Antremandan sonra ev sahibi, Lennon ve Ono’ya yemek servis etti. “Yaki-onigiri” çıtır ızgara pirinç topları ve miso çorbası. Lennon, bunları beğendiğini “oishii” (lezzetli) olduğunu söyledi. Dojo’da imza isteyenlere memnuniyetle imza dağıttı. The Beatles hayranı olan bir ortaokul öğrencisi o kadar mutluydu ki sevinç gözyaşları döktü.
Lennon, iki hafta sonra oğlu Sean ile dojo’yu tekrar ziyaret etti. O sırada bir çalışma olmadığı için salon sahibinin kızıyla Sean birlikte oynadılar. Lennon da onları şefkatli bir gülümsemeyle izledi. Dojo’dan ayrılmadan önce Lennon, minnettar olduğunu söyledi ve geri döneceğine söz verdi. Dojo’daki küçük kız, Lennon’la ilgili izlenimlerini şöyle aktarıyor: “Çok küçük bir çocuk olmama rağmen bana karşı çok nazikti. Bence dünyaya önemli mesajlar yayabilmesinin nedeni işte bu nezaketiydi.”
Son Söz
Gabriel Garcia Marquez’in John Lennon’un öldürülmesinin ardından İspanyol gazetesi El Pais’te yazdığı yazısında John Lennon ile ilgili şöyle demişti: “Gücünü en konuşturanın, en çok oy alanın, en çok gol atanın, en zengin adamların ve en güzel kadınların daima kazandığı bir yüzyılda, tek yaptığı aşka türküler yakmak olan bir adam…” Bizi büyüten şarkılar yazan, başka bir dünyanın mümkün olabileceğine inanan “hayalciler” olmamızı sağlayan The Beatles ve John Lennon’un ardında bıraktıklarına minnetle,
John Lennon’ın Boş Ayna’ya baktığı şarkısının sözleriyle bitirelim:
JOHN LENNON – MIRROR MIRROR
Sometimes I look in the mirror
Is nobody there?
But I just keep on staring and staring
No
Can it be?
Can it be?
Can it be?
And if I look in the mirror
And nobody´s there
But I just keep on staring, and staring
No
Is it me?
Is it me?
Is it me?
Yazıda Bahsi Geçen ve Alıntılanan Kitaplar ve Yayınlar:
- “The Beatles” – Hunter Davies, Kara Plak Yayın, 2016
- “Outliers” – Malcolm Gladwell, MediaCat, 2016
- “Sadece Müzik” – Haruki Murakami – Seiji Ozawa, Doğan Kitap 2011
- Notos Dergi, sayı 71, “Edebiyattan Müziğe, Müzikten Edebiyata Yol Gizli Gizli”, Ağustos-Eylül 2018

1 Comment