Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Bana ilk seslenişinde, öğleden sonra kahvemi yudumluyor ve yeni başlamış sağanak yağmur eşliğinde birazdan bahçemdeki yapraklarını dökmüş koca melia azedarach’a vuracak olan yağmur damlaları ve sonbaharın geç de olsa nihayet gelmiş olduğunu çığıran rüzgarın düetini dinlemek için kenara atacağım telefon kulağımda, bir yandan evde bu eseri en iyi dinleyebileceğim konumu arıyor ve günlük rutinimdeki telefon görüşmelerinden birini elimden gelenin en iyisini yaptığıma emin olarak samimi bir veda ile sonlandırıyordum sanırım.

Telefonu tam kapatırken “ Hayal etsene ! “ der gibi belli belirsiz bir ses duydum. Tuhaftı ama pek de oralı olmadım açıkçası. Kahvemden bir yudum alıp yağmuru dinlemek için pencereye en yakın yere uzandım. Ve gözlerimi kapattım.

Akşamdan kalmaydım ve biraz da uykusuzdum. Tuhaflığı yorgunluğa verdim. Tuhaf şeyler yaşadığımda o şeylerin geri kalan tüm şeyler gibi sadece ‘ şeyler ‘ evreninin bi parçası olduğunu hissetme eğilimim vardır.

Bilmem ama. Bildiğim pek bişey yoktur.Hissederim.
Ve bir şeyleri hissedemediğimde, bir şeyleri hissedemiyor olduğumu bile hissederim.

İroniktir bu durum.

Bir şeyi derinlemesine dinleyeceğimde, tensel olarak daha derin bir farkındalık yaşamak istediğimde ya da bir çiçeği koklarken örneğin, gözlerimi kapatma refleksim vardır. Beynimi, duyularımdan birini kısa bir süreliğine bloke edersem diğer duyularımı keskinleştireceği konusunda harika bir anlaşmayla ikna etmiştim bir zamanlar.

Tüm gök yüzünde yayılan mekanik bir sesin varlığı ile gözlerimi açtığımda hava çoktan kararmış, yağmur dinmiş ancak toprağın esansı hala her yerde duyuluyordu. Hemen ışığı açmadan biraz ayın ışığının aydınlattığı tepeleri ve gök yüzündeki bikaç bulutu izledim. Sonra derin bir nefes alıp içimi toprak kokusuyla doldurarak buz gibi olmuş kahvemden bir yudum aldım. Merak ettiğim bir şey vardı, ne kadar süreyle sızmıştım kestiremiyordum.

Meteorolojik konseri dinlemek için kenara attığım telefona ve çakmağıma bir kaç pek de estetik görünmediğini düşündüğüm, hatta daha çok yorgun bir fok balığının kumsaldan denize doğru sürünüşünü anımsatır bir hareketle uzanmaya çalıştım.

 Saate bakıp telefonu ters bir şekilde şiltenin üzerine yavaşça bıraktım.

“ Günü bitirmemişim. “ diyip küllükteki yarım sigarayı yaktım ve “ohhhh” sesiyle ilk nefesin dumanını üfledim. 

erinilkcanaslan-ZAIIZE-03

Ayın o fısıltı gibi gelen ışığı, bu kez sırtım dönük olan pencereden doğruca odama sızmaya başlamıştı.

Dumanımın havada çözüldüğünü belli belirsiz gördüğümde, Ay’ı görmek umuduyla hemen pencereye döndüm. Ay ışığı doğrudan yüzüme vuruyordu, sanki gök yüzü, gün batımını kaçırdığım için beni ödüllendirmiş gibiydi.

Minik bir gülümsemeyle hafif bir esinti arasında salınırken, bir anda tekrar aynı sesle irkildim.

“ Hayalden bahsediyorum! “

Ses bu sefer çok daha net ve yakından geliyordu. Uzay-zamanda kulak koordinatlarım nerdeyse, sesin kaynağı da tam orası gibiydi. Ne yüksek, ne alçak; kararlı, muzip bir tonu vardı.

Refleks olarak “E etmiyo muyum?” diye karşı çıktım. Bu ‘şey’in, artık gerçekten tuhaflaşmaya başladığını düşündüm, ama ne yalan söyleyim, bu rutinde keyifli bir oyuna başladığımı da hissettim. Cevap gelmiyordu. “Hayal derken ne demek istiyorsun?” diye sordum, merakla ve cevap beklentisiyle tınlayan sesimi kontrol edemeyerek

Sessizlikle dolu bir kaç saniye daha geçti. Bu sırada dallardan damlayan minik su damlaların sesini dinledim. Muazzamdı.

“Herkesin kalbinde bir hayal, ve bu hayalin gerçekleştiği de sonsuz ihtimal vardır. Sen, daha önce kurduğun bir hayalin içinde o kadar uzun süredir gerçeklik deneyimi ismini verdiğin bu hali yaşıyorsun ki, şimdi o kalbindeki asıl hayalin ne olduğunu hatırlamakta zorluk çekiyorsun. Sıkılmaların bu yüzden ” dedi. Bu kez, ses, sanki bir ışık huzmesinin içinden gelirmiş gibi, odanın içinde yayılmaya başladı.

Gökyüzündeki bulutlar kadar bulanık ve ay ışığı kadar da net, bir o kadar da ilginç bir durumdaydım. “Ulan acaba Ay’la sohbet edecek kadar delirdim mi ben ya? ” diye umutsuzca mırıldandım kendi kendime ama komikti de. Gülümsedim.

Bir yandan da bu oyunun beni nereye götüreceğini merak. ediyordum. Sigara dumanı gibi ama dağılmayan bir heyecan dalgası hissederek;

“Tamam, hadi anlat bakalım. Bu hayalim neymiş?” diye sordum.

Sessizlik geldi tekrar. Bir kaç saniyelik sonsuz sessizlik. Ve o an bişeyler oldu.

Hani bazen, bir şeyin olmasını çok istediğinizde o şey gerçekleşene kadar geçen süre ya da o şeyi yaşarken geçiveren şeydir ya zaman tanımımız, işte tam da böyle bir anda -o bir kaç saniyenin sonsuzlukta kırılıverişinde yani- paramparça oldu zaman tanımım. Paramparça!

Binlerce aynaya kırıldı hem de biliyor musun.

Tüm dünyamı kaplayan, nereye bakarsam bakayım, nereye gidersem gideyim yöneldiğim her yerde olan kocaman bir aynaya.

O sırada varlığımın, yıldızların arasında asılı duran kocaman bir disko topuna dönüşümüne şahitlik ettim.

“Varlığımın dönüşümüne şahitlik ettim diyebiliyorsam, burada şahitlik eden kim ? “ diye sesli düşündüm. Genişlediğimi hissediyordum ve ben genişledikçe de zamanda yayılmış halde duran parçalarım noktasallaşıyorlardı.

“ Gerçek ne ki ? “ diye sordum merakla boşluğa doğru.

Sesim boşlukta yankılanırken dudağımın sol kenarında son kırıntısı kalmış alaycı gülümsememi bir kuş kaptı ve pırrrr diye aya doğru uçtu düşlerimde. Bu sırada bir rüzgar esti ve yağmur başladı tekrar.

Gerçeğin ne olduğunu sorarken, zamana ve mekana bağlı materyal değişimlerin “gerçek” tanımım olduğu bilgisine sıkı sıkıya tutunduğum zamanlarımın hızlıca geçişini seyrettim.

erinilkcanaslan-ZAIIZE-08

Ve aniden, tüm bu geçişin içinde kaybolmuş gibi hissettim. Biraz önce zamanın kırık aynalarından oluşan bir mozaik halinde parçalandığı bir yerdeydim. Şimdi ise dar bir sokakta olduğum yere gelmek için yönümü bulmaya çalışır bi haldeydim.

Belki de gerçekten bu aynalardan birinden geçerken, içsel bir dönüşüm geçiriyordum.

“Kimim ben şu an?” diye mırıldandım. Gerçeğin ve zamanın kaybolduğu bir yerde, bu sorunun cevabını aramak gerekiyordu belki de.

Bir sonraki adımı ne zaman atacağımı bilemeyerek, boşluğa doğru adım attım. Karşıma bir kapı çıktı ve ben de o kapıdan geeçiverdim.

erinilkcanaslan-ZAIIZE--08

Şimdi tekrar odamdaydım.

” Cevabı duydun mu” diye sordu. Şaşkın ve kafam karışmış bir şekilde sadece “Pardon?” diyebildim.

” Kendinden kendine verdiğin bu cevabı, duydun mu ? “
” Soru neydi ki ? ” diye şaşkın ve afallamış bir şekilde sordum.

Sonra bunun ne kadar komik olduğunu fark ettiğimde odanın içinde kocaman bir kahkaha patlattım.

” Kendine gülüyor olman muazzam bir yetenek ” dedi.
” Teşekkür ederim ” derken gülümsemeye devam ediyordum.

Yağmur şiddetini artırmış hatta şimşeklerin ışığı ve gök gürültüsünün sesi de odama dolmaya başlamıştı. Biraz önceki ışık hızındaki oluş yolculuğumun etkisindendir sanıyorum ki, bu yüzden duyamadım baştaki bir kaç şimşeğin sesini. Zihnim hala mantıklı bir çerçeve yaratma gayretindeydi. Buna da gülümsedim.

” Sana bir şey sorabilir miyim ” diye sordum.
” Bu da bir soruydu. şimdi soracağınla beraber iki soru olacak ” dedi

” Dedem de böyle derdi. ” dedim zamana bıraktığı izine sessizce gülümseyerek. Zamandaki izi varlığını sürdürüyordu. Kendisi çözünmüştü.

erinilkcanaslan-ZAIIZE-10

-“Bi adın var mı ? ” diye sordum
-“İsmimi söylediğimde buradan gitmem gerekecek.”
-“Adının bi anlamı var mı peki?”
-”Güzel soru. Tam bu anın izi demek “
-“Nasıl yani, sen, şimdi misin ?” diye sordum merakla.
” Şimdinin genişliğine dair bir fikrin var mı ? ” diye sordu ve devam etti.
“…biraz önce bir şimdide kocaman bir var oluş mesafesi kat ettin. “

Karşılıklı sessizce gülümsedik.

“ Gülümsemek sana yakışıyor” dedi. Uzun zamandır duymamıştım bu cümleyi. İçimi ısıttı. -“ Hazırım “dedim.
– “ Neye? “ dedi.
– “İsmini duymaya. Sana veda etmeye.” dedim.
– “ Veda bir illüzyondur. Yatay zamanda gerçekleşir. Var olduğun müddetçe ben de varım. Ayrıca biliyo musun, sen zaten hep hazırdın “ dedi.

Gülümseyerek sessizcee vedalaştık.

O an, aynı anda; hem iyi, hem kötüydü, hem acı, hem tatlı, o, hem vardı hem de yoktu, hem siyah hem beyazdı da ve hem ışık, hem de gölge…
En önemlisi de tüm bu ikiliğin ötesinde bir şeydi…
Şimdi bu ‘tuhaf’ olayın üzerinden kim bilir kaç şimdi geçmiş, unutmamak için not ediyorum.
Yağmur da dinmişken hazır, yola çıkacağım.

Ha unutmadan, en son bu sabah sohbet ettik.

Erin İlkcan Aslan

Editörün Notu: 
Bu metin öncelikle bir PDF formatında tasarlanmıştı. Yazarın orjinal tasarımını görmek için yandaki düğmeyi kullanabilirsiniz. 

Bir yorum bırakın

Total
0
Share