web analytics
İçeriğe geç

Hakiki Yoga Pratiğini Derinleştirmek Üzerine

Hakiki Yoga pratiği ilişki halinde bir keşiftir. Yoga pratiğini -bir eğlence olmaktan öte- ruhani çalışma (sadhana1 ) olarak uygulayan kişinin öğretmeni ile bir ilişkisi, pratik yöntemi ya da geleneği ile bir ilişkisi ve en önemlisi de kendisiyle bir ilişkisi vardır.
En nihayetinde Yoga’nın asıl işi bu ilişkileri derinleştirmek ve sağlamlaştırmaktır. Öğretmen ve pratiğin geleneği ile istikrarlı bir ilişki sağlıklı ve dönüştürücü bir Yoga pratiği için elzem faktörlerdir. Ancak nihayetinde bu ilişkiler uygulayıcıların kendisiyle olan ilişkisini derinleştirmesi için zemin ve destek sağlamalıdır. Pratiğin derinleşmesi her zaman ilişkinin derinleşmesini içerir.


Yoga pratiğimizi derinleştirmenin yollarını ararken bu zihni korumak yardımcı olabilir.

Bugünlerde pek çok Yoga deneyimi satılmakta ve pek çoğu da oldukça iyi pazarlanmaktadır. Bu deneyimler şunların bir kısmını ya da tamamını içerebilir: Ünlü ve karizmatik bir öğretmen (ya da pek çok ünlü öğretmen), “eğitmen” ünvanı veren bir bitirme sertifikası, yeni pozlara ve / veya yenilikçi tekniklere, tecrübeye, bilgiye, püf noktalara vb. maruz kalma, cennetvari bir ortam ve belki de yarı ruhani eğlencenin çeşitli biçimleri.

Bu tür Yoga inzivaları ya da etkinlikleri heyecanlı görünebilir ve canlandırıcı hissettirebilir. Ama bu deneyimi değerlendirirken kişinin kendisine, bunun pratiğini gerçekten derinleştirip derinleştirmeyeceğini – bir öğretmenle, gelenekle ve kendisiyle olan ilişkisini gerçekten güçlendirip güçlendiremeyeceğini – sormasını önemli buluyorum. Aksi halde eğer bu sadece ruhsal bir eğlence biçimiyse, madde dünyasında giderek zayıflayan dikkatimizin küçük bir parçasının peşinde koşan dikkat dağıtıcılardan biridir.

Batı’da derinleşmenin birikimle geldiği yaygın bir düşüncedir. Ne kadar çok biriktirebilirsek o kadar çok şeye sahip oluruz ve ne kadar çok şeye sahipsek o kadar sunmamız gerekir.

Ortalama bir Batılı Yoga stüdyosunun (ve Batı stüdyo modelini taklit eden Doğulu stüdyoların) web sayfasına hızlıca göz attığınızda bu düşünme tarzını örneklediğini görebilirsiniz. Ünlü bir Yoga stüdyosu genelde birkaç farklı Yoga stili ya da formunda dersler sunar. Herkes için bir şey vardır ve potansiyel öğrenci kendi ruh haline uyan dersi seçebilir. Sıcak ya da soğuk, hızlı ya da yavaş, nazik ya da kuvvetli gibi. Eğitmen listesine göz atarsanız genelde çok sayıda isim görürsünüz. Eğitmenlerin biyografileri genelde “çalıştıkları” farklı yoga stillerinin listesini ve hatta bu listeden de uzun “birlikte çalıştıkları” iyi bilinen öğretmenlerin listesini içerir. Hatta potansiyel eğitmenlerin birkaç ay içinde farklı stiller üzerine, birkaç farklı “danışman öğretmen” tarafından yetiştirildiği disiplinler arası eğitmenlik eğitimi programları vardır ve sonrasında genç eğitmenler hangi formda ders vermek istediğine karar verirler.

Bir Yoga geleneğinde ya da sistemine bağlı kalarak kapsamlı yönergeler veren bir Yoga okulu görmek giderek ender rastlanan bir durum olmuştur. Hatta bir eğitmenin biyografisinde, “Yoga öğretmek için yeterliyim çünkü 20 sene usta öğretmen X ile birlikte çalıştım ve onunla derinleştim.” gibi bir cümleyi bulmak daha da nadir görülür.

Herhangi bir uzun ilişkiyi sağlıklı tutmak için ayar çekmeye ve yeniden düzenlemeye devam etmemiz gerekir. Bir öğretmenle ve geleneksel pratikle ilişkide de bu geçerlidir. Bu bağlılık ve -niyet ve farkındalıkla yapılırsa- sürekli yeniden düzenleme, sağlıklı bir kişisel gelişim için güçlü bir uyarıcı olabilir. En nihayetinde, bu bize kendimizle olan ilişkimizi derinleştirecek, daha sağlıklı ve işlevsel insanlara dönüştürecek istikrarlı bir zemin sağlar.

Tanımı gereği ilişki iki şey arasındaki etkileşim ya da alışverişi içerir. Eğer kendimizle bir “ilişkimiz” varsa ve bunu Yoga aracılığıyla derinleştiriyorsak, bu birbiri ile iletişim kurması gereken iki farklı yönümüz olduğunu ima eder.

Kanada’lı Yazar Matthew Remski yakın zamanda yazdığı bir makalede meditasyon konseptini tanımlayamaya çalışırken şöyle der:

Meditasyonu, “kendini hissetme” ve “kendini bilme” arasındaki çok sayıda içsel konuşma katmanını geliştirmenin, aşamalı süreci olarak görmek faydalı olabilir.

Bu tanım; kendimizle iletişimimizi derinleştirmede Yoga pratiğini nasıl kullandığımıza dair görüşümü netleştirmeme yardımcı oldu. 

Modern insan toplumu zihinlerimizin2 fikirler, kavramlar ve yaratımlar dünyasında var olabilmesini sağladı. Eğer tercih etmiyorsak çok da fazla hissetmemize gerek yok. Zihnin kavramsal dünyasının çoğu, bedenin3 doğuştan sahip olduğu zeka için çok az şey ifade eder ya da hiç bir anlama gelmez. Kendimizi zihnin yarattığı kavramsal dünya içinde sürüklerken bedenin sesini duymayı unutacak şekilde yetiştirdik.

Sadece aşırı zevk ya da aşırı rahatsızlık durumunda ve bedenimiz artık görmezden gelinmeyecek şekilde yüksek sesle bağırdığında onu dinlemeye başlarız. Bu zamanlarda dahi, dinleme hali nadiren zihin ve beden arasında sağlıklı bir diyaloğu temsil eder. Genelde arzuları tatmin etmek ya da bedenin acı çığlıklarını ortadan kaldırmak için mümkün olan en hızlı ve kolay şeyi yapmayı içerir. Böylece gölgelere geri çekilir ve biz de yeniden üretilmiş zihinsel fikirler ve kavramlar dünyamıza geri dönebiliriz.

Uyguladığım çeşitli pratikler geçtiğimiz 15-20 sene içinde gelişti ve ortak bir süreçle iç içe geçerek birleştikleri bir aşamaya geldi: Zihnim ve bedenim arasındaki iletişimi geliştirmek ve ilişkiyi derinleştirmek. Diğer bir değişle, pratiğim kendimle olan ilişkimi derinleştirme aracı.

Günlük olarak uyguladığım pratikler; Vipassana Meditasyonu, Ashtanga Vinyasa Yoga, Pranayama, Buddha’nın pancha sila4 ya da Patanjali’nin yama ve niyama (dünyayla ilişkilerimizin etiğini araştırma) pratiği, beslenme biçimini gözlemlemek de dahil olmak üzere tüm bunlar, bu ana temayı incelediğim ve üzerinde çalıştığım farklı merceklerdir. Bu uygulamaların her biri benim için gerekli. Öyle ki, bu uygulamalardan herhangi biri tek başına kendi deneyim alanımı ve duyumsal bedenimi kapsamaya yetmeyecektir.

Tıpkı bilimin, fizik, biyoloji, kimya ya da psikoloji gibi alt araştırma dallarına bölünmesi gibi; bu sayede nesnel gerçekliğin tüm alanı dışardan gözlemlenebilir ve kapsanır hale gelir. Meditasyon, asana, pranayama, ahlak, beslenme gibi farklı ruhani uygulamalar da bedenin içe dönük, öznel gerçekliğini kapsamak için oradadır.

Buddha’nın öğretisinin bazı yorumlarına göre; bilinçdışı zihin sürekli olarak bedenin duyumları ile temas halindedir. Sadece bu da değil, bilinçdışı zihin bedenden gelen duyumlara karşı arzulama ya da itme tepkisi üretir. Genellikle süregelen duyumlara karşı tepki verme sürecinin farkında değilizdir. Ancak uzun vadeli etkileri ruhumuzun derinlerine işler. Bu tepkiler zihinsel karmaşamızın, davranış kalıplarımızın, eğilimlerimizin ve pek çok kişinin sahip olduğu, “üzerinde çalışması” gereken ve bir nebze farkında olduğu genel sorunlarının temelidir. Buddha bu kavramı “sankhara” (Pali dilinde), Patanjali ise “samskara” (Sanskrit) olarak adlandırır. İki öğretmene göre de dünyayla ilişkimize yansıttığımız, hem içsel hem de dışsal tüm ıstırabımızın kaynağıdır.

Bu tepkisel davranış kalıpları üzerinde çalışmanın ilk adımı, bilinçli olarak bunların farkına varmaktır. Bunu yapmanın en etkili yolu da bunların üretildiği kaynağa doğrudan gitmektir- zihnin duyumsal bedenle etkileşimi. Buddha’nın Vipassana uygulamasının özü, mümkün olduğunca sürekli olarak herhangi bir tepki vermeden bedenin farkında olmaktır.

Sattipatthana Sutta’da Buddha der ki; eğer bedenin duyumlarının farkında kalarak, duyumlara ve hislere karşı herhangi bir arzu ya da itme tepkisi üretmemeyi başarırsak ve bunu dağılmadan, bir anlığına bile dikkati kaybetmeden kesintisiz şekilde yaparsak 7 gün ila 7 sene içinde tüm sankhara kalıplarımızdan kurtulmuş (aydınlamış) olacağız. Bunun 7 gün mü 7 sene mi süreceği kişinin kendinde özgü olan sankhara kalıplarının birikim düzeyine bağlıdır.

Aydınlanmak kulağa oldukça kolay gelebilir. Yapmamız gereken, 7 gün ila 7 senelik bir süre boyunca tek bir şey yapmaktır. Ama ne yazık ki bedeni objektif olarak gözlemlemek o kadar da kolay bir şey değildir. Aslında epeyce zor bir iştir.

Bizi bu deneyimin derinlerine götüren herhangi bir hakiki uygulama muhtemelen kolay bir lokma olmayacaktır. İçerde olanla ürkmeden ya da kaçmadan yüzleşmek muazzam bir mücadeledir. Yine de kişisel keşiflerim, bunun olabilecek en tutarlı, bütünleşmiş, işlevsel ve anlamlı varlıklar olmanın en doğrudan yolu olduğuna inanmamı sağladı. Bu kendimizle olan ilişkimizi güçlendirmenin ve derinleştirmenin gerçekten yegane yolu. Var olan en dürüst iletişim yöntemi.

Zihin ve beden ne zaman ki birbiriyle uyumlu bir şekilde iletişim kurmayı öğrenir, o zaman hayattaki seçimlerimizde -ne yemeği seçtiğimizden, zamanı nasıl harcadığımız kadar- daha sağlıklı karar vermeye başlarız. Çevremizdeki diğer varlıklar da dahil her şeye nasıl tepki vermeye eğilimli olduğumuzu ve onlarla nasıl etkileşime geçtiğimizi daha derin bir seviyede algılarız.

Bu faydaların 15 senelik istikrarlı bir pratik ile kendimde geliştiğini gözlemledim. Benim anlayışım, Sharath Jois’in konferansta sık sık “içinizde olmakta olan Yoga” olarak bahsettiği şey. Her ne kadar bu faydaların Buddha’nın tam özgürleşme tanımına uyup uymadığına dair şüphelerim olsa da, faydaların var olduğuna ve uzun dönemde pratikle arttığına dair hiç şüphem yok.

Pazarlanmakta olan Yoga ve Meditasyon uygulamalarının genelde “huzur”, “barış”, “mutluluk” vb. getirdiği söylenir. Uzun vadeli uygulandığında daha derin bir memnuniyet, tutarlılık ya da işlevsellik getireceği biraz şüphelidir. Kısa vadede ise pratik sırasında mutluluk veren sarhoş edici etkilerini deneyimleyebiliriz.

Bununla birlikte hakikaten pratik yapan, pratiği, bedenine dair farkındalığını ve onunla iletişimini derinleştirmek için araç olarak kullanan kişi, yakın zamanda bazı hoş olmayan deneyimler ve hislerle karşılacaktır. Aslında bu yol boyunca uzun süre baskın gelen bir deneyim olabilir.

Bütün olumsuz ve hoş olmayan sankhara kalıplarımız beden aracılığıyla zihnin ışığına çıkmalıdır. Onları görmeli ve tam da gözlerinin içine bakarak onlarla birlikte nasıl rahat ve iyi olacağımızı öğrenmeliyiz. Ancak o zaman kalıplar zayıflamaya ve dağılmaya başlayacaktır.

İyi haber şu ki, kendi süregelen farkındalığımız dışında hiçbir şeye ihtiyacımız yok. Tanrıların korumasına ya da yardımına ihtiyacımız yok. Mantralara, kutsamalara, tütsülere ya da dualara ihtiyacımız yok. Shaktipat’a5 ihtiyacımız yok. Bedenle çalışan birine ya da şeytan çıkarıcıya ihtiyacımız yok. Hepsi ulaşabileceğimiz mesafede. Tek yapmamız gereken bizi oraya götürecek hakiki bir pratiği kullanarak kendi sankhara kalıplarımızın tamamını bilmeyi ve hissetmeyi istemek. Sonrasında, dönüşüm zihin tarafından zorlanmadan ya da tasarlanmadan kendiliğinden gerçekleşir.

Ne zaman ki zihin ve beden arasında birlik kurarız, yeniden hizalanma otomatik olarak gerçekleşir. Belli bir gelenek ve bir rehberle istikrarlı bir ilişkiye sahip olmak insanların % 99’u için gerekli desteği sağlayacaktır.

Bu oldukça basit, ancak epey zorlayıcıdır. İnsanlar zevk aramaya ve acıdan kaçınmaya sıkı sıkıya bağlıdır. Eğer bizi bedenin hoş olmayan deneyimleriyle bilinçli olarak temasa geçirme ihtimali olan pratiklerle uğraşıyorsak, doğal iç güdümüz kaçmak olacaktır. Sürecin anlaşılması, kararlılık, odaklanma ve bunun birlikte kalmak için içgüdüsel kaçınmak tepkimizin üstesinden gelmeyi gereklidir. Bunu da dengeli bir şekilde yapmalı, ancak işleyip hayatımıza katabileceğimiz kapasitemiz kadarını karşılamalıyız. Pek çok insan bu kadar derin bir çalışmayı yapmaya hevesli değil. Bu yüzden de belirli bir pratiği usta bir öğretmenle 20 sene geçirerek uygulamak nadir görülen bir fenomen olmaya devam ediyor.

İnsanlar hakikaten çalıştıklarında ve pratik yoluyla kendilerinin daha derin katmanlarıyla karşılaşmaya başladıklarında genelde 3 şeyin olduğunu gözlemledim:

1.Pratiği bırakmak- arkasını dönüp sankhara kalıplarını bastırmak.

Bu en yaygın olandır. Pratiği bırakmak kelimenin tam anlamıyla bırakmak anlamına gelebileceği gibi Ahstanga’yı (ya da herhangi bir pratiği) bırakmak ve farklı bir yoga formuna ya da pratiğine geçmek de söz konusu olabilir.

Ancak bu daha ince şekillerde de tezahür edebilir. Örneğin bir öğretmen öğrenciyi belli bir pozda durdurabilir çünkü o pozda henüz ustalaşmamıştır ve üzerine yapılacak derin çalışmalar vardır. Poz, bedene getirdiği rahatsızlık ve zihnin buna verdiği tepkiler sebebiyle zorlayıcıdır. Öğrenci bu öğretmenden yeterince aldığına karar verir ve kendisinden daha az şey bekleyen ve o pozu geçiştirmesine, değiştirmesine hatta atlamasına izin verecek başka bir öğretmen aramaya karar verir. Öğrenci Ashtanga’yı bırakmamıştır ancak pratiğin sunduğu dönüştürücü fırsattan kaçınmayı başarmıştır.

Diğerleri ise kendilerini hiç hissetmeyerek pratiği geçiştirmenin yolunu bulurlar. Pratiği bedenlerine dair hassasiyeti derinleştirmek yerine, “bunun üstesinden gelmenin” yolu olarak kendilerini hissizleştirirler. Ya da televizyon açar , müzik çalar, konuşurlar… Bunların hepsi gerçek çalışmayı geçiştirmek, içe dönerek pratik sayesinde kendiyle karşılaşmaktan kaçınmanın yollarıdır. Kişi fiziksel olarak hareketlere devam ediyor ancak gerçekten pratik yapmıyordur.

2.Pratiği sankhara kalıplarını beslemek ya da derinleştirmek için kullanmak.

Bu da sıkça görülür. Kendini küçümseme ve kötüleme eğiliminde olanlar Ashtanga pratiği içinde bu sankharaları derinleştirecek verimli toprağı bulabilirler.

Mükemmel beden formuna ve harika bir pratiğe sahip Ashtangi modeli, öğrencinin zihninde ideal olarak yerini alır. Kendi bedeninin gerçekliğini reddederek mükemmellik bakışını somutlaştırmaya çalışır.

Facebook durum güncellemelerindeki Yoga selfiesi çağı ve Yoga Journal kapakları bu talihsiz fenomene oldukça çok şey kattı. Sonuç olarak, beslenme bozuklukları ortaya çıktı ya da daha da kötüleşti. Dizler ve sırtlar kırılacağı noktaya kadar zorlandı, zihin ve beden arasındaki uçurum gittikçe genişledi.

Ya da kendini yüceltme eğilimi olanlar da kendi kalıplarını derinleştirmek için verimli topraklar bulabilirler. Pratik sayesinde ortaya çıkan güç ve enerji daha manipülatif ve kontrol edici olmaya yönlendirir. Bu tip insanlar eğitmen olduklarında, kendileri ve zarar vermeyi başardıkları diğer yaşamlar üzerindeki etkileri düpedüz felakete dönüşebilir. Pek çok taciz ve skandal hikayesi olan öğretmen ve guru var. Bu da maalesef alışılmadık bir yol değil.

3.Sessizce gözlemle ve pratik yapmaya devam etmek

Kişi sabır ve objektif gözlem geliştirebilir. Beden ne diyorsa, biz dinleriz. Mümkün olduğunca net bir şekilde dinlemeye çalışırız. Ne diyorsa onu kabul ederiz. Bu hassasiyet ve farkındalık ile pratiğimizi yapmayı sürdürür ve değişimin kendiliğinden tezahür etmesine izin veririz.

Pratik ile ne yaptığımızı net bir şekilde anlamak; inanç, odaklanma, alçakgönüllülük ve sabır ile harmanlandığında ve iyi bir öğretmenin rehberliğinde gerçekleşir. Sağlıklı bir gelenek pratiğin bizi maruz bıraktığı sankhara kalıplarıyla aşamalı olarak çalışmamızı sağlayabilir.

Bu oldukça zordur. Uyum göstermeye ve değişime dair gerçekten istekli olmayı gerektirir. Alçakgönüllülük ve teslimiyet gerektirir- geleneğimize, öğretmenimize ve tüm bunların ötesinde bedenimize. Bu yolu seçenler çok sağlam, dengeli, işlevsel ve şefkatli öğrenciler ve yaptıklarıyla hayatları zenginleşen öğretmenler olurlar.

Hiç kimse mükemmel değildir ve en iyi niyetle çalışsak bile zaman zaman 1 ya da 2. seçeneğe düşebiliriz. Sağlıklı bir pratik topluluğundan, öğretmenden destek ve geribildirim almak ve kendi kendimize ayna tutmanın gerekli olmasının bir nedeni de budur. Eğer bu desteklere ve niyete sahipsek ve ısrar edersek, o zaman hakiki şekilde pratik yapmayı başarırız. Böylece bu pratik hayatımızın en iyi haline gelmesine yardımcı olan bir destek olabilir.

Iain Grysak


Çevirenin Notu:

  1. Sādhanā :Ruhani çalışma; kişinin kendi gerçekliğine ulaşma yolunda kendini adayarak yaptığı pratik.
  2. Orjinalinde “conscious mind” olarak geçmekte, farkında olan, bilinçli zihin anlamına gelmektedir. Metnin akıcılığı için “zihin” olarak kullanılmıştır.
  3. Orjinalinde “feeling body “olarak geçmekte, duyumsayan beden anlamına gelmektedir. Metnin akıcılığı için “beden” olarak kullanılmıştır.
  4. Pancha sila: Beş ilke.
  5. Shaktipat: Ruhani enerjinin aktarımı.

Yağmur Kutlar

2011 yılından bu yana Yoga pratiğini sürdürmekte, farklı beden çalışmalarından beslenirken, çocuklar ve yetişkinlerle hareket odaklı paylaşımlar yapmaktadır. “Sade bir yaşam” arayışıyla yola düşüp farklı topluluklarla yaşamayı ve birlikte üretmeyi deneyimledikten sonra şu anda Küçükkuyu-Edremit arasında salınmaktadır. Kendi kendine yazarken Boş Ayna Dergi’yle karşılaşmış, hareket araştırırken İda Dojo’ya düşmüş ve bir parçası oluvermiştir. Okumaya, paylaşmaya, hareket içinde araştırmaya devam ederken “birlikte yapmanın” peşindedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.